Seçim sürecinde bunlar demedi mi “dağdaki mücadeleyi bırakın, gelin siyaset yapın” diye? Kendi yalanlarında kendileri boğuldular
Oğlun Ölmeden: Merhaba
Asker annesi S. K.: Merhaba
Oğlun Ölmeden: Kendinizi tanıtır mısınız?
Asker annesi S. K.: 37 yaşındayım. Kadın kuaförü olarak çalışıyorum, esnafım ve iki çocuk annesiyim. Oğlum şu an da 4 aylık asker. Şırnak’ta. Savaşın ve çatışmanın yoğun olarak yaşandığı bir bölgede askerlik yapıyor.
Oğlun Ölmeden: Bir annesiniz? Ama aynı zamanda bir asker annesisiniz; çatışmaların yoğun olduğu bölgede askerlik yapan bir çocuğunuz var ve orada kirli bir savaş yürütülüyor. Siz bu savaş hakkında ne düşünüyorsunuz? Oğlunuzu askere isteyerek mi gönderdiniz, bir asker annesi olarak düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Asker annesi S. K.: Şöyle söyleyeyim; bu anlamıyla ben çok çelişkili duygular yaşıyorum. Çünkü bu savaşı asla kabul etmiyorum, edemiyorum. Oğlum askere gittiğinde böyle bir süreç yoktu. Olmuş olsaydı zaten kesinlikle göndermezdim. Çünkü neyin savaşını yaşıyoruz, neyin mücadelesi veriliyor orada ben bunu iyi biliyorum. Bildiğim için hiçbir şekilde kabul edemiyorum bunu.
Birçok gerçeği görebilen bir insanım. Aynı zamanda gündemi takip eden biriyim, politik bir yapım da var. Bu yaşamı yaşıyorsam zaten gündemi de takip etmek zorundayım. Birçok şeyin farkında olduğumu söylemiştim; seçim sonrası gelişen yeni durumların olduğunu, bu savaşın bir yanıyla da sarayın savaşı olduğunu tekrar söyleyeyim.
Oğluma hem annelik hem babalık yapmış bir insanım. Emekçi bir insanım, yıllardır esnaflık yapıyorum. Bir insan nasıl yetişiyor çok iyi biliyorum. Ben askerdeki çocuğumu toplumsal yozlaşmanın içerisinden kurtarana kadar kötü ilişkiler, madde bağımlılığı, alkol… neler çektim. Oğlum şu an asker ve ben her yarım saatte bir krizlere giriyorum, ağlama krizlerine giriyorum neredeyse. Her an çatışmanın altında ve ölümle yüz yüze benim oğlum. Kimi ne için vuruyor bunu bile hazmedemiyorum.
Eğer gerçekten vatan savaşı olmuş olsa zaten ben de koşar giderim. Bunun böyle olmadığını çok iyi biliyorum. İnsanlara da bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Bu yaşananları bazen çoğu insan anlayamıyor. O kadar alışmışlar ki her gün şehit haberlerini dinlemeye, söylemeye; yani başın sağolsun, vatan sağolsun olayı değil bu. Bunu çok iyi biliyorum. Benim için çok sancılı bir süreçtir. Eli yüreğinde beklemek, nasıl anlatılır ki, evladının kafasında bir namlu olduğunu bilmek ve bunu hissederek yaşamak gerçekten çok kötü bir şey.
Oğlun Ölmeden: Sizce bu savaş neden alevlendi? Ve alevlendikçe gördük ki asker ve gerilla cenazeleri yeniden gelmeye başladı. Gelen asker cenazelerinin de hep yoksul çocukları olduklarını gördük. Sizce bu savaşta neden hep yoksul çocukları ölüyor?
Asker annesi S.K: Aslında bu çok açık. Savaş neden alevlendi; Gezi sürecinden sonra da çok iyi gördük ki adamda -malum zatta- halka yönelik çok büyük bir hazımsızlık var. “Ya tarafsın ya bertarafsın” diyor. Kim haksızlığa karşı geliyorsa terörist ilan ediliyor. Hatta çok vahşi bir şekilde öldürülüyor. Gezi şehitlerinin nasıl öldürüldüğünü hepimiz biliyoruz. Daha birçok örnek var.
Seçim sürecinde bunlar demedi mi “dağdaki mücadeleyi bırakın, gelin siyaset yapın” diye? Kendi yalanlarında kendileri boğuldular. Beklemiyorlardı halkın bu kadar uyanacağını, birlikte hareket edeceğini. Hazımsızlaştılar. Ve HDP barajı aştıktan sonra adam -malum zat- oklarını direkt o masum halka yöneltti. Askeriyle-polisiyle birçok siyasi kurumun üstüne saldırdı. Yakın süreçte Suruç’ta 32 canımızı çok vahşi bir şekilde öldürdüler. Ortalığı karıştırmak, insanları birbirine kırdırmak adına başlatılan bir savaş bu.
Ben Türküm, esnafım ve yıllardır Kürt halkının neler yaşadığını iyi biliyorum. İstanbul’a geldiğimizde Kürt nedir bilmiyorduk. Kürdün ne olduğunu ben burada öğrendim. Çok da üzülmüşümdür Kürtçe bilmiyorum diye; millet İngilizce öğrenmek isterken ben Kürtçe öğrenmek için çok uğraştım. Türkülerini çok dinlemişimdir, insanı içine çeken acı vardır türkülerinde ve her nedense bu türküler bana hep ağıt gelmiştir. Neden hep ağıt diye düşündüm ve bunları yaşayarak öğrendim. İçlerine girdim; bu insanlar yıllardır ezilmişler, sömürülmüşler; birebir konuştuğunda, onlarla yaşadığında daha iyi anlıyorsunuz esasında ne yaşadıklarını.
Bir halkı tanımak ve anlamak gerekiyor gerçekten. Tanıdığımı düşünüyorum ve ben bu anlamıyla dağdaki gerillanın da annesi olduğumu söylüyorum. Yani iki taraftan birden vurgun yiyorum. İki taraf da benim çocuğum. Bu çok daha büyük bir acı. Suruç’ta ölen gençlerimiz, gözümüzün önünde, hepsi bizim çocuğumuz, parçalandı bedenleri. Ne için? Kimin için? Bunlar çok büyük acılar, büyük sorunlar, aslında cevabı da var ama açıklayacak kimse yok… Başımızda başbakan mı cumhurbaşkanı mı ne olduğunu anlamadığımız bir adam -yani ben söyleyecek kelime bulamıyorum- şizofren diyeceğim ama şizofrenin gözünü seveyim. Böyle hasta ruhlu bir insan olamaz. Sen daha neyin peşindesin; çaldın-çırptın-yedin doymadın mı daha? Eee bir de katilsin. Bunları kapatmak adına eline kuran alıyorsun, insanların dini duygularını kullanarak bir ton yalan söylüyorsun… Artık insanlar bunu görüyor, bizler gördükçe sen katlediyorsun.

Yani bu ülkede vurularak ölen hep halk zaten. Bütün savaşlarda bu böyle değil midir? Savaşlar niye yapılır, neden yapılır artık çok iyi biliyoruz. Sermaye düzeninin, sömürü çarkının işine geldiği için yapılır. Bu yüzden ölen hep fakir ve yoksul halktır. Parası olmayan ölmüyor mu? Zaten benimde param olsaydı ben de göndermezdim çocuğumu. Ya da çevrem çeperim olsaydı çürük alırdım. Zenginlerin, kodamanların hangisinin çocuğu askere gitti? Ama bakıyorsun “vatan” diye bağıranların hepsi bu zenginler. Bunlar bizi yönetiyor. Ama bunların çocuklarının hiçbiri askere gitmiyor.
37 yaşındayım; hiçbir villaya şehit cenazesi gittiğini daha görmedim, duymadım. Böyle bir şey yok zaten! Askerliği yapan fakir halkın çocukları. Çünkü onlara şu dayatılıyor; “vatan borcu namus borcu!” Ulan namussuz olan sizsiniz ama. Vatanı namussuzca satan da sizlersiniz. Çıkıyorsunuz milliyetçilik yapıyorsunuz, Türkiye’nin deresine-ırmağına ölüyorsunuz ama satmadığınız ne bir dere kaldı ne de ırmak. Karadeniz’de yaşananları da görüyoruz. Kuru kuruya ölmeyeceksin o zaman, savaşa sen gideceksin. Niye bizim çocuklarımız gidiyor. Bunu gerek Türk halkı gerekse de Kürt halkı için söylüyorum.
Ben Hatay’a çocuğumun yemin töreni için gittim. Burada empati yapıyorsunuz; o kadar ezildim ki, her taraf Türk bayrağı, marşlar, bir sürü komutan vs. büyük bir alay. Orada bulunan askerlerin hepsi benim çocuğum. Zaten seçemezsin çocuğunu, öyle bir şansın yok. Hepsi aynı elbiseyi giyiyor, aynı ayakkabıyı kullanıyor. İnceden inceye yüzlerine bakıyorsun, çoğu Kürt çocuğu. Orada ne yazıyor, ne anlatılıyor, ne söyleniyor anlamıyor bile. Türkçe’yi bile bilmiyor. O kadar eziliyorsun ki bu durum karşısında, oradaki her şey bu çocuklara zorla dayatılıyor. Bu çocukların bir adı var, dili var, vatanı var bu kadar dayatma olmamalı. Onlara baktıkça onları şimdi daha iyi anlıyorum. Verdikleri mücadeleyi daha derinden anlıyorum.
Oğlun Ölmeden: Bir asker annesi olarak bu acıların dinmesi için, bu acılardan kurtulmak için sizce ne yapılmalı? Bir çağrınız var mı?
Asker annesi S. K.: Bir asker annesi olarak her gün duyduğum şehit haberleri yüzünden -herkesin içi yanıyordur ama- benim çok fazla içim yanıyor. Kendi silahımızla vurulmuş gibi oluyorum. Çok kötü bir oyunun içindeyiz. En son, bir yarbayın -ismini şu an anımsamıyorum- acı dolu açıklamasında, o acının nasıl bir acı olduğunu ben çok iyi hissedebiliyorum. Yani o tabuta sarılmanın, kardeşinin tabutuna sarılmanın nasıl bir acı olduğunu bir ananın oğlunun tabuta sarılmasıyla anlayabiliyorsunuz. İşte vatanı koruyan bir insanın, emeğini ve yaşamını vatanın korunmasına adamış bir askerin acısını da görüyorsunuz. Evlat acısının, kardeş acısının vatan acısından daha ağır olduğunu görüyorsunuz. Bu acıyı yaşadı diye adam hakkında bir ton laf söylediler. Yok teröristtir, yok HDP’lidir, yok bilmem nedir… Bu acıyı anlayamayanlara diyorum ki, asıl terörist sizsiniz! Biz bu acının ne olduğunu halk olarak artık çok iyi biliyoruz. Biz bu acıları gerilla öldüğünde de yaşıyoruz.
Bu savaşın artık bitmesi gerekiyor, ölenler bizim canlarımız. Ölen asker de bizim canımız, gerilla da bizim canımız. Zenginlerin, bizi yönetenlerin canları acımıyor. Onların çocukları ölmüyor, vurulmuyor, sakat kalmıyor. Bu yüzden bize Türk annesi olarak, Kürt annesi olarak çok görev düşüyor. Biz annelerin el ele vermesi gerekiyor. Bizim ellerimizi sımsıkı kenetlememiz gerekiyor. Bu savaşa dur dememiz gerekiyor. Yoksa bugün benim, yarın hepimizin canı çok yanacak. Teker teker, yüzer yüzer tavuk öldürür gibi öldürecekler çocuklarımızı. Bizim çocuklarımız insan. 20 yaşında genç bunlar. Bunlar ölmemeli, neden ölsünler ki? Bu savaş bizim savaşımız değil ki?

Buradan da bir çağrı yapmak istiyorum. Barış annelerinin yarın Ankara’da bir dizi eylemi olacak. Bir Türk olarak, bir asker annesi olarak ben de onların yanında yer alacağım. Bu savaşı durduracak olan bizleriz. Bu savaş kendi kendine durmaz. Bir şeyler yapmak gerekiyor, buradan oğlu askerde olan annelere seslenmek istiyorum: Gelin, bu mücadeleye omuz verin, güç katın. Bu savaşı anneler olarak bizler durdurabiliriz…
Not:
Barış anneleri İstanbul inisiyatifi Beyoğlu HDP ilçe Binası önünden bugün (31 Ağustos) saat 23:00 itibariyle araç kaldıracaktır.
Barış Anneleri Meclisi
Buluşma Yeri: İHD Ankara Merkez
Saat: 10.00
Tarih: 1 Eylül 2015 Salı
Bu yazı http://oglunolmeden.blogspot.com.tr'den alınmıştır.