Savaşın aynası: Göçmenler

“Korkmalısınız; ya bu girdaba sizi de çekerek birlikte boğulacağız ya da birlikte kurtulacağız!”

GÜNCEL
Salı, 15 Eylül 2015 (11 yıl 1 ay önce)

Kemal Kumcu



 



Savaş nelere malolur? Kuşkusuz bu soruya verilebilecek yüzlerce cevap var. Fakat savaşın ne getirdiğine ilişkin en çarpıcı örneklerden birisi de doğup büyüdükleri topraklardan sürgün edilerek yaşayabilecekleri yeni bir “memleket” arayışındaki göçmenler. Çoluk-çocuğu, kadını-yaşlısıyla savaşın yıkıcı etkilerinden kurtulmaya çalışan yüz binlerce işçi ve emekçinin son umut yolculuğudur göç etmek. Nereye ve nasıl gideceklerini bilmeden yollara düşmektir göçmenlik. Aslında geride tüm yaşamlarını bırakarak belirsizliğe doğru kulaç atmaktır göçmen olmak. Ama içinden geçtiğimiz şu günlerde göçmen olmanın kelime anlamı değişti; okyanusun derin, mavi-kara sularında kaybolmak ve bir kumsala şişen cesedin vurmasıdır göçmen olmak. Göçmen olmak, sahile vuran cansız bedeninin hafızalarımızdan asla silinmeyecek olan Aylan Kurdi olmaktır.





Kuşkusuz göçmen sorunu bugün karşımıza çıkan bir olgu değil. Savaşın, kıyımın yaşandığı her coğrafyada savaştan en fazla etkilenen işçi ve emekçi kitlelerin son sığınacakları kara parçası olarak evlerini, memleketlerini geride bırakarak başvurdukları son çaredir göçmenlik.



 



Özellikle son 5-6 yıldır -hele de son aylarda-, emperyalistler için göçmen sorunu bir çığ gibi büyüyerek gözlerden ıraklara atılamaz bir hal aldı. Hal böyle olunca, özellikle Avrupalı emperyalistler göçmenler için timsah gözyaşları dökmek için adeta sıraya girdi. Sanki milyonlarca işçi ve emekçinin doğup büyüdükleri toprakları perişan bir şekilde geride bırakmak zorunda olmalarının sorumluları onlar değilmiş gibi!..





Yollara düşen milyonlarca göçmenin büyük çoğunluğu Suriye, Irak, Kürdistan, Yemen, Libya, Afganistan, Sudan, Filistin gibi işgal, savaş veya çatışmaların olduğu ülkelerden. Bu ülkelerin tümü emperyalistlerle bölgedeki suç ortaklarının saldırılarına maruz kalmış, halen çatışmaların devam ettiği, bundan dolayı yoğun bir nüfus transferinin yaşandığı ülkelerdir. Sahillere vuran göçmenlerin cansız bedenlerini simgeleyen Aylan Kurdi’nin içleri burkan halinin sorumluları, TV ekranlarına çıkarak masumları oynayan emperyalistlerdir. Savaş, saldırganlık ve işgallerle ülkeleri tahrip edip yaşanmaz hale getirenler, savaş melaneti yüzünden evleri başlarına yıkılan işçi ve emekçilere “ölümlerden ölüm beğenin” diyorlar: “İster kurşunla, ister aç kalarak, ister boğularak ölün, yeter ki bize bulaşmayın!”



 





 



Göçmenler için timsah gözyaşları





Göçmen sorununun bu kadar dışavurması ve göçmen ölümlerinin ulaştığı kitlesellik karşısında, “sıradan vaka” diye geçiştirilmesinin imkansız olduğunu idrak eden AB emperyalistleri, “mülteci krizi”ne “çözüm” bulmak, en azından öyle bir görüntü vermek için harekete geçmek zorunda kaldılar.



 



Ortadoğulu, Asyalı ve Afrikalı mülteciler için Avrupa ülkeleri, her türlü insanlık dışı yaşam koşullarının hüküm sürdüğü kamplara rağmen hala bir çekim merkezi olma özelliğini korumaktadır. Dünya zenginliklerinin yağma ve talan edilmesi sonucu belirli bir “refah” düzeyine ulaşan Avrupa ülkeleri düşlenen yerdir göçmenler için.





Emperyalistler ve işbirlikçilerinin kendilerinin yarattıkları yıkımdan kaçan işçi ve emekçilerin Avrupa’ya ulaşmasını engellemek amacıyla akla-karayı seçen AB emperyalistleri, denizlerin göçmenler için birer ölüm kapanı olmasından hoşnutlar. Keza mültecilerin Avrupa’ya ulaşmasını engellemeye yarayacak -ölüm kapanları dahil- her şey onlar için iyidir. Hal böyleyken son günlerde “ahlaki sorumluluktan” söz etmeleri tam bir ikiyüzlülüktür.





Suriye halklarının 6 milyonu ülke içinde, 4 milyonu ülke dışında mülteci durumuna düşürüldükten sonra, AB emperyalistleri “28 AB ülkesi 120 bin Suriyeli mülteciyi bölüşerek kabul etmeli” demeçleriyle boy göstermeye başladılar. Kışkırtılmasında suç ortaklığı yaptıkları yıkıcı savaş milyonlarca işçi ve emekçiyi yerinden yurdundan ederken, AB emperyalistleri, 28 ülkenin 120 bin mülteciyi kabul etmesini büyük bir olaymış gibi pazarlamaya çalışıyorlar.



 







Emperyalistlerin bir kısmı buna da itiraz ediyor. Üstelik iğrenç ırkçı söylemlerle… Bu ırkçı söylemlere AB şeflerinden itiraz eden kimse yok. Irkçılığın bayraktarlığını yapan Macaristan Başbakanı Viktor Orban, mültecilerin AB ülkelerine girişinin engellenmesi gerektiğini, aksi halde “Hıristiyan Avrupa”nın “Müslüman Ortadoğu” tarafından istila edileceğini, birkaç yıl içinde demografik yapının değişeceğini iddia ediyor. Bu ırkçı-faşist zihniyete göre “AB’nin varlığını koruyabilmesi için” tüm kapılar mültecilerin yüzüne kapatılmalıdır!



 



İsviçre’de yayınlanan Le Matin gazetesinin haberine göre, Almanya’dan sonra bazı AB ülkeleri sınırlarında sıkı pasaport denetimi yapma kararı aldı. Bu kararı uygulayan AB ülkelerin başında Belçika, Yunanistan ve İtalya bulunuyor. Avusturya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti de sınırlarında geçici denetimlerin yeniden başlatılacağını duyurdu. Polonya ve Hollanda da sınırda denetlemelere başlama hazırlığı içinde.





Emperyalist kapitalist sistemin kendi yarattığı, kışkırtıp büyüttüğü, silahla besleyip yayılmasını sağladığı savaş ve çatışmalar başlarına büyük bir bela açtı! Göçmen sorunu, tarihin hiçbir döneminde tanık olunmayan bir boyuta ulaştı. Bir göçmenin söylediği gibi; “Ya bu girdaba sizi de çekerek birlikte boğulacağız ya da birlikte kurtulacağız!”