Bu savaş bizim savaşımız değil!

Savaş politikalarına karşı herkes elinden geleni yapmazsa, çocuklarımız ölmeye devam edecek

GÜNCEL
Perşembe, 17 Eylül 2015 (11 yıl 1 ay önce)

Emekli bir asker ile konuştuk:





Oğlun ölmeden: Merhaba

Asker emeklisi: Merhaba

 



Oğlun ölmeden: Kendinizi tanıtır mısınız?



Asker emeklisi: Emekli askerim. ‘90’lı yıllarda Doğu’da, İç Anadolu ve ülkenin Batısında görev yaptım. Uzun bir süre önce de emekli oldum. Emekli maaşım yetmediği için ufak-tefek götürü işler yaparak ek ücret kazanmaya çalışıyorum.





Oğlun ölmeden: Sizce bu savaş neden tetiklendi?

Asker emeklisi: AKP iktidarı seçimlerde istediği sonucu alamadı. Önümüzdeki dönemlerde de kendisini tekrar iktidara taşıyabilmek ve hedeflerine tekrar ulaşabilmek için bu savaşı kışkırttı. Çünkü mevcut seçimlerle bunu sağlayamayacağını o da iyi biliyor. Kürtleri temsil ettiği iddia edilen HDP’nin seçimlerde baraj altında kalmasının yanında, AKP’nin ya da Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemi için parlamenter anlamda 400 milletvekili sayısını yakalaması gerekiyor. Özetlersem eğer, yukarıda saydığım başlıca nedenlerden dolayı bu kirli savaşı başlattığını düşünüyorum.



 



Oğlun ölmeden: Savaşta neden hep yoksullar ölüyor?

Asker emeklisi: Savaşta ölenler hem yoksul çocukları hem de yoksul halkın alt düzeyde rütbesi olan asker çocukları. Çünkü işsizlikten kaynaklı, işsiz kalma korkusu ve kendilerine başka alanlarda bir gelecek göremedikleri için yoksul çocukları uzman erbaş ya da astsubay olmayı tercih ediyorlar.

 



Bu tür meslekler daha kolay seçildiği için buralarda yoksul emekçi çocukları olacaktır. Kaçınılmaz olarak bu savaşlarda da rütbeli asker olarak yine bu yoksul çocukları ölecektir. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Rütbeli asker olmayan çocuklar için durum zaten ortada. Zengin çocukları askere gitmez, polis olmaz, olurlarsa da bir şekilde özel yerlerde olurlar. Savaşın olduğu ya da bu konseptteki birliklerde görev almazlar. Geri planda dururlar. Onun içinde önde olan, cephede olan yoksul çocuklarıdır. Kaçınılmaz olarak orada ölenler de hep yoksul çocukları olur.



 



Oğlun ölmeden: Sizce Kürt sorunu nasıl çözülmelidir?

Asker emeklisi: Bu topraklarda Kürt sorunu mevcut iktidarların ‘80’den beri uyguladığı büyük baskı ve şiddet politikalarıyla çözülmeye çalışıldı. Ama 35 yıllık deneyim de gösterdi ki, Kürt sorunu şiddet ve baskıyla çözülecek bir sorun değilmiş. Ben sorunun bu yöntemlerle değil de halkların kardeşliğini temel alan, Kürtlerin taleplerinin yerine getirilmesini hedef alan yöntemlerle çözülebileceğine inanıyorum. Kürtleri temsil eden, Kürtlerin temsilcisi olduğunu ileri sürenlerin taleplerini dikkate almak gerekiyor. Batıdaki bizlerin Kürtlerin taleplerine duyarlı olması gerekiyor, her şeyden önce bu taleplerin insani talepler olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu sorunun çatışmayla çözülemeyeceğini hepimiz yıllardır gördük; dolayısıyla bu sorunun çözümünün bu olmadığını bizlerin de kabul etmesi gerekiyor. Aksine, çatışma ortamının sorunu daha da büyüttüğünü, bunun da halklar arasında kurulabilecek kardeşliğe engel olduğunu düşünüyorum. Süreç bu şekilde giderse, karşılıklı ayrışmanın ve kutuplaşmanın önüne geçilemeyecek şekilde artacağını düşünüyorum. Savaş ortamlarında umutlarımızın en alt seviyeye ineceğini ve bir an önce çatışmasızlık ortamının tekrar sağlanarak eşit ve adil bir çözüme bağlanması gerektiğine inanıyorum.



 



Oğlun ölmeden: Savaşa karşı bugün işçiler, emekçiler ve ezilen halklar ne yapmalı?

Asker emeklisi: Savaşa karşı acıyı yine en çok bu kesimlerin çektiğini iyi biliyoruz. Bu nedenle işçi ve emekçilerin, ezilen halktan insanların, bulundukları yerellerde ve merkezde savaş ortamının bir an öce sonlandırılması için mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü asgari ücretle çalışan insanlar yaşadıkları ekonomik sorunların nedeninin Doğu’da yaşanan kirli savaş olduğunu bilmelidir. Bu konuda gerçeklerin farkına varılıp kirli savaş politikalarını reddedilmeli, ülke kaynaklarının bu savaş politikasıyla silah tüccarlarının eline geçtiği bilinmelidir.

 



AKP Hükümeti’nin savaş politikaları devam ettiği sürece işçi ve emekçiler kendi çıkarlarının ve geleceklerinin daha da kötüye gideceğinin farkına varmalıdır. Günden güne kötüye giden sosyal ve ekonomik sorunlarının birinci nedeni de bu savaş politikaları değil midir? Ezilen halklar bulundukları yerlerde savaş kışkırtıcılığına değil, buna sebep olan nedenlerin ortadan kaldırılarak halklar arası kardeşliğin kurulması temelinde sorumluluk duymalıdır.

 



Örnek verecek olursam; halk, bu kirli savaşın neden çıktığına yönelik önce düşünmeli, sonra orada ölecek olanın kendi çocuğu olduğunu bilince çıkararak oğlunu askere göndermemelidir. Asker ailelerinin de bir araya gelerek bu savaşın sonlandırılması için seslerini yükseltmeleri gerekiyor. Bu savaşa karşı analarımız evlatlarının yaşam hakkını savunmak için seslerini biraz daha yükseltmelidir ve yükseltiyor da. Çünkü ölenler kendi çocukları; Kürt de olsa Türk de olsa ölenler yoksul halkların çocukları.

 



Savaş politikalarına karşı herkes ama herkes elinden geleni yapmak zorunda. Eğer bu konuda hala yeterli ses çıkarılmazsa çocuklarımız ölmeye devam edecek. Bizi yönetenler ezilen halklar arasında çıkacak olan ortak sesin güçlü bir hal almaması ve ortak mücadele hattı geliştirmemesi için baskı ve şiddet yöntemlerini uygulayarak farklı yönde düşünmemizi sağlıyorlar.

 



Örneğin ayın 17’sinde, Ankara’da, sözde barış adına yapılacak bir miting var. Ve bu mitingin yapılmasında mevcut iktidarın çıkarları olduğunu düşünüyorum. AKP Hükümeti kirli savaşın sürdürülmesi için birtakım sermaye grupları üzerinden böyle bir miting düzenleyerek kendisine taraftar toplama çabasına giriyor. Savaş politikalarında daha pervasız ve kuralsız yöntemleri devreye sokarak çoluk-çocuk demeden öldürüyor, kadın ve yaşlı insanları hedef alarak katlediyor. Uygulanan bu kirli yöntemlere karşı ezilen halklar da daha güçlü bir barış isteğiyle alanlara çıkmalı, birbirine sıkıca kenetlenerek bu birliği daha da güçlendirmelidir.

 



Bugünden biz o günkü eylemin ne amaçla yapıldığını, neden katılmamamız gerektiğini kapı komşumuzdan başlayarak herkese anlatmalıyız. Eğer barışı istiyorsak, gerçekten savaşın durmasını istiyorsak ve çocuklarımızın ölmesini istemiyorsak Batı’daki insanlar bir an önce çağrılarını yükseltmelidirler. İşçilerin, emekçilerin, bulundukları yerlerde hükümete geri adım attırmak için en azından uyarı grevleri, savaş karşıtı protestolarını daha sesli dillendirmeleri gerekiyor.

 



Bulunduğumuz her alanda “Bu savaş bizim savaşımız değil” sesini daha yüksek haykırmamız gerekiyor. Yoksa çatışmayla bu sorunun daha da büyüyeceğini iyi bilmeliyiz. Halklar arasındaki ayrımın daha da artacağını, bunun sonucunda da hepimizin geleceğinin karardığını, gelecekteki taleplerimizin karşılanmasının önüne engel olacağını söylüyorum. Yaşamımızın daha bir çıkmaza girmesiyle asgari ücreti dahi alamayacağımız bir duruma geleceğiz gerçekten. Buradaki kaynakların savaş ekonomisine harcanmasından dolayı ve mevcut iktidarın kendi iktidarını sürdürebilmesi için savaşı sürdürmeye kararlı olduğunu biliyoruz. Savaşa harcanan tüm bu masrafların bizim sırtımızdan karşıladığını düşünerek bir an önce elimizden geleni yapmalıyız.



 



Oğlun ölmeden: Emekli bir asker olarak son sözleriniz nelerdir?

Asker emeklisi: Son dönemde Doğu’da yaşananları izliyoruz. Bu nasıl bir savaş anlamak mümkün değil. Çünkü savaş ülkeler arasında yapılır. Savaşın kendi kuralları vardır. Yapılan bu savaş anayasaya uygun olmadığı gibi hiçbir kuralı ve ahlakı da yoktur. Düşünün; kendi ülkene bombalar atıyorsun, yakıyorsun, katliamlar yapıyorsun ve insanlık dışı kirli yöntemler kullanıyorsun. Düşman kim? 35 günlük bebek mi? Çocuklar mı? Analar, babalar, yaşlı insanlar mı?

 



7 Haziran seçimlerinde istediği sonucu alamayan, diktatörlüğünün sonuna geldiğini gören, gerici kaçak saray faşizminin ömrünü uzatmak için baskı yasalarıyla, toplu gözaltı ve tutuklamalarla polis ve asker zoruyla, şiddet ve her türlü kirli savaş yöntemleriyle, savaş naralarıyla ırkçı faşist güruhları kullanarak yeni katliamlar yapıyorlar.

 



“Bu savaş bizim savaşımız değil!” Bu savaş kan emicilerin, emek ve insanlık düşmanlarının savaşıdır. Bu savaşı bizim üzerimizden yapıyorlar, ölen de öldüren de emekçi yoksul çocuklarıdır. Emek sömürücülerinin, zenginlerin çocukları askere gitmez, çünkü onlar para öder biz bedel öderiz.



 



Oğlun ölmeden: Teşekkür ederiz.

Asker emeklisi: Ben teşekkür ederim.



 



Bu yazı http://oglunolmeden.blogspot.com.tr/ adresinden alınmıştır.