Ankara Hasta Tutsaklara Özgürlük İnisiyatifi, Yüksel Caddesi’nde bir basın açıklaması yaptı
Ankara Hasta Tutsaklara Özgürlük İnisiyatifi, 66. haftasında Yüksel Caddesi’nde Abdullah Demirbaş şahsında tüm mahpuslar için bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Basın açıklamasına geçilmeden önce Abdullah Demirbaş'ın kızı, Sait Çetinoğlu ve İsmail Beşikçi hasta tutsaklarla ilgili konuşmalar yaptılar. Basın açıklaması metnini yayınlıyoruz:
Cenazeler...
Asker cenazeleri, polis cenazeleri, gerilla cenazeleri...
Her gün ocaklara ateş düşüyor. Beri taraftan 100 bin-200 bin nüfuslu ulçeler, hatta Diyarbakır'ın merkezi; "toplum mühendisliği" ilan edilerek ablukaya alınıyor, sokağa çıkma yasaklarıyla halk açlıkla-ölümle teslim alınmaya çalışılıyor; 35 günlük bebekler, 12 yaşındaki kız çocukları, 3 çocuk annesi kadınlar, 65 yaşındaki adamlar ‘terörist’ denilerek devletin keskin nişancılarıyla katlediliyor
Cenazelerin defnedilmesine günlerce izin verilmiyor, "kokmasın, çürümesin..." diye anneler çocuklarının cenazelerini buzla ovuyor. Üç ay önce biri dese ‘hadi canım sende...’ diyeceğimiz bir iç savaş ve çılgınlık haliyle karşı karşıyayız.
Savaş koşullarının anında etkisini gösterdiği yerlerin başında da hapishaneler, yargı kurumları geliyor. Yeniden eski-yeni seçilmiş kişilere yönelik tutuklama furyası, hapishanelerde sevkler, sürgün, gece baskınlarıyla aramalar, çıplak arama işkenceleri, hastanelere sevk isteyenleri sevk etmeme, randevusu olanları doktora götürmeye, kadın ve çocuk koğuşlarında dayak, işkence, asker-gardiyan eşliğinde muayene dayatmaları devam ediyor.
Arada bir kamuoyu baskısı karşısında ‘hapiste ölmesin’ diye tek tük bazı hasta mahpuslar ‘ölüme 5 kala’ tahliye edilse de hasta mahpusların ‘fiili rehine’ ya da ‘yargısız idam mahkumu’ olma durumu devam ediyor.

iHD verilerine göre; 282'si ağır olmak üzere hapishane koşullarında ya da kamu hastanelerinin mahpuslar için ayrılmış bölümlerinde dahi ölümcül risk taşıyan hasta mahpus sayısı 721. Bizim bilgisine ulaşamadığımız ancak Adalet Bakanlığı'nın açıkladığı rakamlar neredeyse bunun iki katı.
Biz hasta mahpuslar arasından birkaç insanı seçip kamuoyuna açıklamayı diğerlerine yapılmış bir haksızlık olarak görüyor ve büyük ölçüde bundan kaçınıyoruz. Ancak bu kez de hasta mahpuslar birer ‘rakam’, birer ‘istatistiki veri’, ya da isim saydığımızda birer isim oluveriyor. ‘282’, ‘721’ ya da Abdullah Kalay, Fatma Tokmak, Memduh Kılıç, Erol Zavar...
Kamuoyunda ilk olarak ‘çok dilli çok kültürlü belediyecilik’ uygulaması nedeniyle görevden alınıp tutuklanmasıyla tanınan Diyarbakır Sur ilçesi eski Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, bu kez başka bir ‘gerekçe’yle tutuklanmış bulunuyor ve sağlık durumu dikkate alınmadan ‘tutuklu’ yargılanıyor.
Abdullah Demirbaş, ölümcül risk oluşturan ‘kalıtımsal kan pıhtılaşması’ (derin ven trombozu) hastalığından muzdarip ve geçtiğimiz hafta iki kez acile kaldırıldı.
(…) İlk tutuklandığında onun için yapılan ulusal ve uluslararası kampanya sonucu, sağlık durumu ve adli tıp raporları dikkate alınarak serbest bırakılan Abdullah Demirbaş’ın tutuklu kalması ‘ölümcül risk’ taşmasına rağmen avukatlarının ‘tutuksuz yargılanma talebi’ reddedilmiş bulunuyor. Tutuklanma sebebi ise henüz avukatlarına ve kamuoyuna açıklanmış değil.

Bizim ve hasta mahpusların kimseden-kimse için ‘af’ ya da ‘iyilik’ talebimiz yok. Sadece ulusal ve uluslararası insani hukukun uygulamasını, hapishane koşullarında tedavi edilemeyen ya da hasta mahpus için hayati risk olan hasta mahpusların ‘iyileşinceye kadar infazının ertelemesi’ni istiyoruz. Aksi durumda hapishanelerde yaşamını yitiren her hasta mahpus için bu devletin bütün ilgili sorumlu-yetkili kişileri ‘katil’ damgası yemekten kurtulamayacaktır.
Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılsın!
Zindanlar yıkılsın, tutsaklara özgürlük!