Vatanseverliğin bedeli...

Petrol-İş Sendikası Genel Örgütlenme ve Eğitim Sekreteri Mustafa Mesut Tekik ile konuştuk

AGÎRE JÎYAN
Perşembe, 1 Ekim 2015 (10 yıl 6 ay önce)

Oğlun Ölmeden: Kendinizi tanıtır mısınız?



Mustafa Mesut Tekik, Petrol İş Genel Merkezi Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri’yim. Daha önce Batman Şube Başkanıydım, 15-20 gündür de sendikadaki görevime başladım.



 



Oğlun Ölmeden: Sizce savaş neden tetiklendi?



M. M Tekik: Öncelikle Alınteri Gazetesi’ni kutluyorum. Bunu yürekten söylüyorum. Kirli savaşın nedenleri, sonuçları, kurbanlarıyla ilgili ve bunun bitilmesiyle ilgili kampanya çalışmanızı kutluyorum. Savaş olgusu işçi sınıfını birebir ilgilendiren, işçi sınıfının çıkarlarını, yaşamını alt-üst edebilecek kadar ilgilendiren bir konu, barış da hakeza çok önemli. Doğal olarak işçi sınıfının her koşulda barışı savunması, barış için mücadele etmesi gerekiyor.



 



Oğlun Ölmeden, kampanya adı çok güzel, ama geliştirebiliriz de kampanyanın ismini. Çünkü maalesef bu kirli savaşta hem savaşan taraflardan olarak hem de savaşın sivil kurbanları bağlamında birçok kadın da yaşamını yitiriyor maalesef ve şunu biliyorum özellikle asker ailelerini de kapsaması amacıyla bu adı seçtiğinizi biliyorum, çok da güzel olmuş.



 



Savaşın sadece 7 Haziran’a indirgenmesinin eksik olacağını düşünüyorum. Kürt sorununun ve bundan kaynaklı çatışmaların, yoğunluklu savaşın çok farklı nedenlerinin olduğunu düşünüyorum. Özellikle Ortadoğu’daki son gelişmeler, Kürt sorunu çok uluslararası boyutları olan bir sorun değildi. Ama günümüz itibariyle Kürt sorununun Ortadoğu ölçekli de olsa uluslararasılaştığını düşünüyorum. Yani sadece Kürtlerin ve Türklerin ‘hadi bir araya gelip bunu barış iradesi zemininde çözelim’ deme durumunda bile çözülemeyecek kadar genişlediğini, bu kadar uluslararasılaştığını düşünüyorum. Dolayısıyla Türk-Kürt dışında da tetikleyen etkenler olduğunu ifade edebilirim. Ortadoğu’daki son gelişmeler, Suriye’deki, Rojava’daki, İran ve Irak’taki gelişmelerin tekrar başlamasının da etkili olduğunu düşünüyorum.



 



Ortadoğu’da özellikle silahlı Kürt güçlerinin IŞİD çetesine karşı başarı elde etmesi, insanlık düşmanı çevrelerin geriletilmesinde rol oynaması bu bağlamda YPG-YPJ güçlerinin dünya kamuoyunda ve Türkiye sol-sosyalist çevrelerde kabul görmesi AKP Hükümeti’nin savaşı tırmandırma nedenlerinden biridir.



 



İkincisi, konjonktürel açıdan ele alacak olursak, özellikle başkanlık sevdasının boşa çıkarılmış olması, Kürtlerle birlikte sol-sosyalist çevreler tarafından özlemle duyumsadığımız, dayanışmayla, gönül birlikteliğiyle başkanlık sevdası boşa çıkarıldı. Bu aslında belirleyici etkenlerden biri oldu.



 



Kampanyaya, Oğlun Ölmeden adının verilmiş olduğunu, bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyor ve takdir ediyorum. Asker ve polis analarımızla belki barış talebini daha da geliştirme amacını taşıdığını ve buna kutsiyet atfedilmek gerekliliğini rahatlıkla söyleyebilirim. Barışa en çok polis ve asker ailelerinin omuz vermesi dillendirmesi gerekir. Sizin aracılığınızla duyurmak istediğim şey, asker ve polis ailelerinin acılarını kendi acımız olarak görüyor ve paylaşıyoruz. Son zamanlarda özellikle kirli savaşa karşı tavır ve itirazlarını da büyük bir saygıyla selamlıyoruz. Özellikle Erzurum Osmaniye’de tutuklanan ve tutuklanmak istenen asker ailelerine yapılanları da kınıyoruz.



 



Dediğim gibi bu savaşın bir bölgesel, küresel nedenleri var. İki AKP’nin kendi halklarını düşünmekten ziyade politik geleceklerini garantiye almaya ve kandan beslenmeye yönelik politikalarının savaşı başlattığını, tetiklediğini düşünüyorum.



 



Oğlun Ölmeden: Savaşlarda neden hep yoksul çocukları ölüyor?



M. M. Tekik: Savaşın iki tarafı var tabii. Egemenlerin temsil ettiği savaşta tabii ki her zaman yüzde yüze yakın bir oranda yoksulların yaşamını yitirmesi maalesef evrensel bir gerçekliktir. Bu sadece Türkiye’de değil bütün dünyada savaşı bizzat başlatan egemenler bunun bedelini yoksullara ödetirler. Özellikle kendilerinin, AKP’li siyasetçilerin bir çoğunun bedelli askerlik, çürük raporu benzeri ahlak dışı yöntemlere başvurup savaştan kendilerini sıyırdıklarını, ama vatanseverliği ve vatanseverliğin bedelini sadece yoksullara ödettiklerini görüyoruz. Maalesef Türkiye’deki ve bütün olarak bölgedeki şovenizm virüsü, mikrobu etkileyici de oluyor. Bu kampanyanın da, bizlerin de işçi sınıfının da amacı, bu virüsün, mikrobun yok edilmesine yönelik bir eylemsellik tavrı içinde olmaktır.



 



Beri taraftan egemenlere karşı mücadele içinde olan örgüt, kişi, partilerin de, bedel ödeyenlerin büyük bölümü de aslında halk çocukların maalesef. Temel neden aslında devrimin yoksulların omuzlarında yükseleceği gerçekliğidir. Bir şekilde sermaye sahipleri, burjuvazi sisteme ve egemenlere karşı mücadele ediyorsa bile orta yollu karakterinden dolayı savaştan bir nebze sıyırabilir. Ama o işe gerçekten gönül vermiş, o işe inançla yaklaşan kesimlerin yoksul halk çocukları olduğunu gören bir yerde savaşta ölenlerin bir çoğunun yoksul halk çocukları oluyor.



 



Oğlun Ölmeden: Kürt sorunu nasıl çözülür?



M. M. Tekik: Açık söylemek gerekirse Türkiye’deki Kürt sorununun birlik içerisinde, kimilerinin pompalamaya çalıştığı bölünme paranoyasından kurtularak çözülür. Sınırları değiştirme diye niteleyerek halkların değer diye nitelediği bazı değerlerle oynamadan tüm halkların, tüm inanç gruplarının temsil edilme, örgütlenme ve kendi yerellikleriyle özyönetimle yönetebilecekleri bir modelin aslında Kürt sorununu rahatlıkla çözebileceğini düşünüyorum. Zaman zaman Avrupa Birliği yerel yönetim şartlarının kabulü olarak ifade ediyoruz. Ama şunu da söylemek isterim, Kürt halkının da bir ulus olduğunu gören bir yerden, Türkiye’de demokratik ulus perspektifiyle, tekçiliği dayatmayan “Tek ulus, tek din, tek bayrak, tek dil, tek millet, tek devlet” söylemlerini terkeden bir şekilde Türkiye’de Kürt sorunu rahatlıkla çözülebilir. Ama bir de bölgesel ve küresel rahatsızlıktan bahsediyoruz. Kürtlerin başarısız olacağı bir Ortadoğu’da nelerin olabileceğini IŞİD dünyaya gösterdi. Bunun için artık Kürtlerin de ilerici, çağdaş bölgesel halklarla beraber, onlarla omuz omuza çok katı tutumlara girmeden, halkların çıkarları temelinde, emek eksenli, emek bakış açılı bir çözümün orta vadede olabileceğine inanıyorum. Kimsenin elinde sihirli değnek yok, üç-beş ayda çözülmesi için ama Kürt sorunu günlük, rutin emellere kurban edilemeyecek denli önemli bunlardan bağımsız ele alınmalı diye düşünüyorum.



 



Oğlun Ölmeden: Erdoğan “Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımın sorunu vardır” diyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?



M. M. Tekik: Sayın Erdoğan’ın ve AKP’nin söylemlerinde politik manipülasyon amacını güden bir ümmetçilik meselesi var. Kitlelere konuşurlarken ümmet olgusunu öne çıkarırlar ama esasen bilinç altında tekçi ulus anlayışının yattığını pratikten biliyoruz. İslami temeller bakımından düşünenler açısından da söylemek gerekirse ümmetçiliğin bile esas alınmadığını katı tek ulusçu yaklaşımın pratiklerinin olduğunu görüyoruz. Erdoğan’ın burada tek adam olma, yani ülkeyi kurumların yönetmesinden ziyade kendisinin ve sarayın yönetmesine dair güçlü talebinin, özleminin, girişiminin olduğunu biliyoruz. Bunun da az önce ‘Kürt sorunu nasıl çözülür’de söylediğimizle uzaktan-yakından bağının ve ilişkisinin olmadığını görüyoruz. Açıkçası bu mevcut kadrolarla Türkiye’yi yöneten anlayışla bırakın Kürt sorununu en basit sorunların bile çözülemeyeceğini görüyoruz. Çevresel sorunlardan, kadın sorununa, şiddete, çocukların öldürülmesine, eğitime varana kadar iyi bir nesil yetiştiğini göremiyoruz



 



Oğlun Ölmeden: Bırakın iyi bir nesil yetiştirmeyi, eğitim sistemini değiştirirken “dindar, kindar bir nesil yetiştireceğiz” diyerek yeni eğitim-öğretim dönemine bir dizi yasaklamalarla girildi. Bunun ötesinde 70 günde yirmi çocuğu katledip böyle bir gerçekliğin üstünü örtmeye çalışan bir zihniyetin nasıl bir nesil yetiştirmek istediği açıktır zaten.



M. M. Tekik: Üzücü ve insanı öfkelendiren tarafına değiniyorsunuz. Kürt illerinde özellikle yirmiden fazla çocuk katledildi. Ve insanın gözlerinin içine baka baka yalan söyleyen bir iktidar anlayışı var Türkiye’de... Adeta bölgeyi barut fıçısına dönüştürmeye çalışan, insanların Türkiye’ye dair kopuşunu gerçekleştirmek isteyen ve buna hizmet eden AKP’nin yönelimleri var. Tabei tüm bunların, bizim gibi aslında emek eksenli bir çözümden yana olan solcuların, sosyalistlerin omuz omuza bu sorunu çözmek için çaba gösteren insanların işini daha da zorlaştırdığını düşünüyorum. Bir yerde Kürtler linç edilirken hem bölgede çocukların katledilmesi, Kürtlerde de aslında sağduyu yitirmeye yol açabileceği endişesi de taşıyorum.



 



Oğlun Ölmeden: 9 gün boyunca sokağa çıkma yasağı ilan ediyorsunuz. Suyu, elektriği kesiyorsunuz. Kapıdan kafasını çıkaran ya da sokağa oynamaya çıkan çocuğu keskin nişancılarla hedef alarak katlettiriyorsunuz, hamile kadınlar düşük yapıyor, psikolojileri bozuluyor yapılan saldırıların ardı arkası kesilmediği için... Üstelik de üstünü kapatmaya, hiçbir şey yokmuş gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Böylesi bir durumda buradaki halktan ne bekliyorsunuz?





M. M. Tekik: Aslında Cizire’de bir strateji yapılmaya çalışıldı dokuz gün boyunca. Keskin nişancılar yerleştirildi, insanlar keskin nişancılardan kurtulmak için sokaklara bezler, battaniyeler gerdiler. İktidarın bir akıl tutulması, iç ve dış politikaları iflas ettikçe çılgınlaşması olarak değerlendiriyorum. Bu yapılanları akılla, vicdanla, mantıkla izah edemiyoruz. İkide bir ‘90’lı yıllara mı dönülüyor diye Kürtlere öcü gösterilmeye çalışılıyor. Valla ‘90’ları aratan uygulamalar var. ‘90’larda açıktan katledip katlettiklerini de sahiplenirlerdi; şimdilerde ise katlediyorlar ve yapılanlar da katledilenin üzerine bırakılmaya çalışıyor. Mağdur olanlar aynı zamanda katil diye lanse ediliyor. Ama halkın mücadelesi bunu boşa çıkaracaktır. Biz kendimiz de, seçimlerden hemen öncesinde içinde yer alacağız bu süreç bitene kadar ya da barışa evrilene kadar... Ben umutluyum, Kürt emekçi kesimlerin içinden gelen bir arkadaşınız olarak rahatlıkla ifade ediyorum ki tüm Kürt kurumları, Türkiye halklarının birliğinden, dayanışmasından, ortak mücadelesiyle faşizmi geriletmek, evrensel hukuk normlarına dayalı bir yaşam hayalini taşıyor. Kürt halkı ve kurumları inanıyorum ki hep birlikte faşizmi gerileteceğiz.



 



Oğlun Ölmeden: İşçiler savaşta ne yapmalılar?



M. M. Tekik: Az önce de söylediğimiz gibi, savaşın en çok yoksulları vurduğunu, işçi sınıfını vurduğunu, hem ekonomik hem sosyal hem politik olarak sonuçlarının en çok emeğiyle geçinen insanları vurduğunu belirttik. Doğal olarak savaşa, çatışmalara en çok karşı çıkmaları gereken sınıfın da işçi sınıfı olduğu evrensel bir doğrudur. Bunun politikayla, ideolojiyle çok ilgisi de yok. Hangi politik düşünceye ve ideolojiye sahip olursak olalım, işçi sınıfının kendi çıkarları için bile olsa veya çıkarları öyle gerektirdiği için bile olsa savaşa karşı durması gerekiyor. Benim, onun, bunun savaşı diye nitelemeden ölümlere ve savaşlara -ki hele kirli savaşlara zalimlerin yürüttüğü savaşa- karşı durması gerekir.



 



Türkiye’de işçi sınıfının temsiliyetini gerçekleştiren ve gerçekleştirdiğini düşünen kurumların bir iki tanesi hariç büyük çoğunluğunun cumhuriyetten beri egemenlerin safında yer aldıklarını ve mazlumlara mesafeli olduklarını biliyoruz. Son miting de bu bağlamda değerlendirilebilir. Bayrak tüm Türkiye halklarının bayrağı, ölümler tüm Türkiye halklarının ortak acısı ama kimi emek örgütlerinin veya kendilerini öyle lanse eden örgütlerin sermaye çevreleriyle kolkola girerek, tamamen iktidar partisine angaje olmuş bir şekilde, AKP’nin söylemlerini miting alanlarına taşıyarak, işçi sınıfın, emek hareketini etkilemeye veya onları temsil ettiğini kanıtlamaya yönelik çabalarını doğru bulmuyoruz.



 



Barış isteyen emek örgütleri -cevabi nitelikte belki değildir tam olarak ama-, bu ülkenin barışını, kardeşliğini, sömürüsüz bir yaşamı savunan örgütlerle 10 Ekim’de Ankara’da büyük bir miting düzenleyecekler. Ben de katılacağım, işçi sınıfı da katılacak, Batman’dan Petrol-İş üyeleri de katılacak.



 



Orada barış haykırılacak, Türk-Kürt kardeşliği, eşit, onurlu, kalıcı barış haykırılacak, orada Cizire haykırılacak, Cizire’de yapılan zulüm haykırılacak, orada asker ve polis ailelerinin acıları da dile getirilecek. Askerin, polisin, sivilin, gerillanın da yaşamını yitirmemesine yönelik çağrı yapılıp bu savaşın durmasını ve bir an önce müzakere masasına dönülmesi talep edilecek. Biz de tüm bu taleplerin içindeyiz. Aslında Türk-İş’in de halklar lehine katılması gerekiyor. Bizler bunun mücadelesini de vermeliyiz. Türk-İş’i de -bütün politikalardan bağımsız kendini ele alan-, hakkın, haklının ve mazlumun yanında olan bir pozisyona nasıl çekebilirizin de mücadelesini vermeliyiz. Bugün sendikalara üye olmayan emek mücadelesi içinde olmayan, en azından resmi olarak yer almayan ve mücadele içinde örgütlenmesi gereken milyonların olduğunu biliyoruz. Bu en az 8-10 milyona tekabül eden bir rakam -işçi sınıfı adına kayıtdışı ekonomik mekanizmalarında çalışan işçileri kast ediyorum. Yani Türkiye sendikal hareketi sendikal anlamda kısır süreçlerden sıyrılıp, “henüz örgütlülük içinde yer almayan emekçileri nasıl örgütleriz, nasıl kanalize ederiz”; kanalize etmeyi de bir yana bırakıyorum, Türkiye’de sendikal bürokrasisi emek mücadelesinin önünde engel olmaktan nasıl kurtulur, sendikal bürokratizm nasıl yok edilir, demokratik sendikal anlayış nasıl inşa edilebilir... Tabii çok iddialı laflar etmek istemiyorum ama bu anlamda özlemleri olan yüzlerce insanın bir araya gelişi bir projeye çevrilir.



Oğlun Ölmeden: Biraz önce Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımın sorunları vardır” sözünü aktardık. Bir taraftan da “barışı, kardeşliği savunuyoruz” diyor. Ama savaş çığırtkanlığı ve saldırılarından vazgeçmiyor. Üstelik “Kökünü kazıyıncaya kadar çocuk ta olsa devam edeceğiz” diyor. Bu da yetmiyor mezarlara saldırıyor.



 



Siz AKP’nin savaş politikasına karşısınız, bunun için mücadele edeceğinizi söylüyorsunuz. Son yıllarda AKP’nin tüm alanlarda kadrolarını yerleştirdiğini, Petrol-İş’in de bundan nasibini aldığını, AKP’nin kendi işçisini, kendi Kürdünü, kendi Alevisini, kendi gençliğini yaratma çabasının hız kesmeden devam ettiği bir dönemdeyiz. Bunlardan hareketle sizin AKP listesinden şu an Petrol İş yönetiminde olduğunuz ifade ediliyor. Bunu kendinizle nasıl örtüştürüyorsunuz, Çelişkili bir durum değil mi?



 



M. M. Tekik: Ben bu soruyu reddediyorum. “AKP’nin önerdiği bir listeden” sorusunu ret ediyorum, bunu zul sayarım. Bu cevabı ben kamuoyuna veriyorum. Biz yaşamımızın çok bölümünü AKP’nin öncülü olacak ve ardılı olacak partilerin, hareketlerin karşısında mücadele vererek geçirmiş bir insanım. On yıllarca zindanlarda yaşadık, farklı şeyler de yaşadık. Yalnız şunu özellikle ifade etmek isterim, biz “jakoben Kürt Memet nöbete” anlayışına da karşıyız. Bunu da kabul etmiyoruz. Muhafazakar sağ kuşatmaya da karşıyız, bunu da kabul etmiyoruz.



 





Oğlun Ölmeden: “Jakoben Kürt Memet nöbete” bunu açabilir misiniz?



M. M. Tekik: Son yıllarda Petrol-İş’in bir değişim yaşadığını hepimiz biliyoruz. Hem profilinde bir değişikliğin olduğu hem tabanında sağ kesime evrildiği açık. Dolayısıyla Petrol-İş’te son 10-12 yılda iki anlayış vardı. Bunlardan birincisi zaman zaman kendisini sosyal demokrat niteleyen, ulusalcı kesimlerin de çok az da olsa sirayet ettiği sosyal demokrat anlayış vardı. Karşısında da muhafazakar bir yapı vardı, Üçüncüsü bağımsız bir çizgi olarak da Kürt emekçileri vardı.



 



Özellikle kalifiye iş isteyen ağır Petrokimya işkolundan Kürt emekçiler son 20-25 yılda açıkçası tasfiye edildi. Kürt emekçileri zayıflatıldı. Böyle AKP’nin listesi falan bunlar doğru değil, çok dogmatik bir yaklaşım. Ben öyle niteliyorum. Mevcut Petrol-İş yönetiminde HDP’li bir arkadaş, bir MHP’li, bir AKP’li, bir de CHP’li var ama söz konusu partilerle hiçbir organik bir ilişkileri yok. Bunu da rahatlıkla söyleyebilirim, Petrol-İş’in kurumsal ve oturmuş ilkeleri vardır. Nedir bu, sermayeye karşı olmak, mücadele eksenli bir rota, tüm bunlar aynen korunacaktır. Bizim yönetim olarak da eksenimiz bunlar olacaktır. Sermayeye karşı mücadele eden, örgütleyici, kadın konusunda çalışmalar yapan... Bağnaz, tutucu, kendini sermayeye teslim etmiş bir sendika olmayı Petrol-İş’ten kimse beklemesin, ne tabanı, ne yönetimi bunu asla kabul etmez.



 



Şu veya bu partinin listesi diye nitelemeyi Petrol-İş’e yapılmış bir haksızlık olarak değerlendiririm. Evet, Petrol-İş’in üye yapısı kozmopolitik; binlerce milliyetçi, solcu, Kürt, binlerce dindar üyesi vardır. Yirmi binlere düşmüş üye sayısının otuz beş binlere çıkma gibi bir geleceği de var. Biz bunları daha da yukarılara çıkarıp, işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda sermayeye ve kapitalizme karşı mücadeleci bir kimliğini daha da geliştirmeye çalışacağız.



 



‘Bu kimlik yoktur’ demiyorum, zaten vardı. Sendikal kimliğini daha da geliştirmekten bahsediyorum. Petrol-İş’in 60 yıllık bir tarihi vardır ve korunmasında, geliştirilmesinde bütün yöneticileri çok önemli emek ve hizmetler vermiştir. Bundan sonraki yönetimlerin de aynı doğrultuda hareket edeceğine ben yürekten inanıyorum.





Oğlun Ölmeden: “Petrol İş sınıf eksenli çalıştı, böyle bir tarihi var” dediniz. Evet bir çok sendikaya bakarak böyleydi, peki bundan sonra bunu koruyabilecek mi? AKP’nin politikalarına baktığımızda nasıl sınıf eksenli bir çalışma yapabileceği de düşündürücüdür. Çünkü işçileri sınıfsal kimliklerinden tamamen uzaklaştıran, sermayenin ve hükümetin söylemleriyle sokağa döken, milliyetçi söylemlerle kol kola girmeye çağıran, etnik kimlikleri üzerinden birbirine düşmanlaştırmaya çalışan bir politikadan bahsediyoruz. Petrol-İş bu süreçte bu yapısıyla buna ne kadar uzak kalabilir?



M. M. Tekik: Şöyle, evet sizin dediğiniz kulvara çekilebilecek insanlar da çıkabilir Petrol-İş içinden; ben inanmıyorum böyle olacağına. Ama şunu da söyleyeyim, AKP ile biz Kürt emekçileri kadar mücadele eden, ölen, katledilen kimse yoktur ve olmayacaktır. Buna da inanıyorum. Bu anlamda Kürtlerden hiç kimse rüştlerini ispatlamalarını beklemesin; ölen, sürülen, yakılan katledilen Kürtler. Bu sistemin son temsilcisidir AKP, Çilleri ve diğerleri... ama AKP doruk noktasıdır. Tüm bunlara karşı ‘90’larda, ‘80’lerde mücadele eden Türk devrimcileriyle beraber Kürtlerdi. Devrim yapmayacağız demeyeceğim, öyle iddiayla gelmedik. Ama Kürt emekçileri, -işçi sınıfı içinden gelen bir arkadaşınız olarak şunu ifade etmek isterim ki- biz burada elimizden geldiği kadar, yeteneklerimiz yettiğince, emek eksenli, dik duran ve mücadeleci bir sendikal profil ortaya çıkarmaya çalışacağız, bunun mücadelesini vermeye çalışacağız. Son cümle olarak bunu söylüyorum.



 



Oğlun Ölmeden