Onları anmak onlardan öğrenmektir

Hepimiz gibi bir bireyden devrim şehidi olmaya giden yaşamları nasıldı? Hangi imkansızlıklardan nasıl çıkıp ideallerini var ettiler?

GÜNCEL
Pazartesi, 30 Ekim 2006 (19 yıl 11 ay önce)


Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz...
Beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz..

Bir değer nasıl yaşatılır? Elbette üretilerek, çoğaltılarak.

Çoğaltmak, niceliksel bir artış olmaktan öte, niteliksel bir zenginleşme, zenginleştirmedir. Üretmekse geliştirmektir. Her yeni günün, her ileri adımın ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçlara cevap verecek niteliklerin bulunup yaygınlaştırılmasıdır. Hem tek tek bireylerde hem de onların bilinçli ve gönüllü birliği olarak kolektif bütününde.

Bunlarsız bir ilgi, saygı, sevgi, değeri yaratıldığı kesitle ve yaratanla sınırlı bir alana hapsederek dondurur. Asıl önemli olan, onunla aramıza aşılmaz bir sınır çekerek tüketmemek. Ulaşılmaz doruklarda, erişilmez enginlerde yapayalnız bırakarak, boğmamak, yitirmemektir.

TDH’de, evde, sokakta, işkencede, cezaevinde biçimi ne olursa olsun, özünde sahibi ve temsilcisi olduğu ideolojinin ve bunun somutlanmış hali olarak örgütünün çıkarları uğruna hayatını sakınmasızca veren devrim şehitlerinin ele alınış ve anılışında eksik olan tam da budur. Tek tek bireyler yüceltilir, ilahlaştırılır, abartılır. Sanki o son atılışlarla doğmuş ve hep o anı beklemiş, o anda da son repliğini tekrarlayıp alkışlar, gözyaşları, sloganlar arasında kapanan perdenin arkasında yitip gitmiş kahramanlar gibidirler. Geriye ise onlar ve biz kalmıştır. Çünkü aramıza ulaşılmazlık engeli girmiştir.

Oysa onlardan öğrenmeliyiz. Devrim şehitlerinden bahsederken, onlar gibi olmak derken, bilerek ya da hiç farkında olmadan onlar gibi yaşayabilmeyi düşünürüz. Onları okumak, öğrenmek asıl bunun için önemlidir. Hepimiz gibi bir bireyden devrim şehidi olmaya giden yaşamları nasıldı? Hangi imkansızlıklardan nasıl çıkıp ideallerini var ettiler? Olumluluklarını nasıl geliştirdiler, hata ve eksikliklerini nasıl aştılar, idealleri ve örgütleriyle nasıl bütünleştiler ve tekleştiler?

Biz bugün bunları nasıl yapabiliriz? Ki yaptıklarımızın içinde onları yaşatabilelim. Sadece onlar gibi ölmek değil, onlar gibi yaşayabilmek ve savaşabilmek: Kendimizle, yetersizliklerimizle, hatalarımızla, önümüze dikilen sayısız engellerle. O doruklar tam da bu eteklerin üzerinde yükselir. Yiğitlik de, kahramanlık da, fedakarlık da yaşamda gerekli niteliklerdir, erdemlerdir. Sadece ölümde ya da ölüm anı için değil. Biz ancak bu erdemleri kuşandığımızda, kendi kişilik özelliklerimiz haline getirdiğimizde onları anmış ve mücadelemizde yaşatmış oluruz. Bunları yapmadan, sadece yıldönümü günlerinde ceketimizi alıp anmalara katılmanın, onları mücadelemizde yaşatma anlayışıyla bir ilgisi yoktur.

Ama yalnızca bu kadar da değil. Devrim şehitleri, adları üzerinde, devrim ve sosyalizm için mücadele içerisinde öldüler. Onları bizim için değer haline getiren, bu mücadele dolu yaşamlarıdır. Biz bu yaşamların içeriğini belirleyen idealleri gerçekleştirmek yolunda ilerlemeden, bunun için her gün sınırlarımızı zorlayan bir çaba içinde olmadan anılarına bağlı kalmış ve onları anmış olamayız. Onların amaç ve ideallerini başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi kitlelere maletmek için soluksuz bir emek harcamadan onları mücadelemizde yaşatmış olamayız.

Kuşkusuz onları mezar başlarında, sokak eylemlerinde anmak, onlara açıktan sahip çıkmak da son derece önemlidir. Ama yukarıda söz ettiğimiz gerekleri yerine getirmeden, sadece takvimsel bir gün çerçevesinde yapılan bu tip anmalar giderek amacından uzaklaşarak, içi boşaltılmış ritüellere dönüşmekten kurtulamaz.

Şehitlerimiz, kılavuzdurlar bizler için. Hele böylesi karmaşık, böylesi bulanık, tasfiyeciliğin her biçiminin diz boyu olduğu süreçlerde. Bir Osman Yaşar Yoldaşcan, bir Mehmet Fatih Öktülmüş, bir Sezai Ekinci, bir İsmail Cüneyt… herbiri mücadelenin farklı tarihsel kesitlerinde, farklı biçimlerde de olsa, şaşmaz bir biçimde hep aynı doğrultuyu gösterdiler. Yaşamlarında olduğu gibi, ölüm anlarında da, devrim ve sosyalizm, komünizm bayrağını, yaşamları dahil her şeyin üzerinde tutarak, her türlü tereddüt ve ikircikten uzak oldular. Bu yüzden gerçek birer kutup yıldızıdırlar. En fırtınalı, en karanlık sularda rotamız onlara dönük olmalıdır.

Ufuk Çizgisi, Sayı:1