Süreç ve seçimler etkinliği

"Son süreç ve seçimler" etkinliği Yapısanatevi’nde yapıldı

GÜNCEL
Pazartesi, 5 Ekim 2015 (11 yıl 3 hafta önce)

Son süreç ve seçimler etkinliği Ankara Yapısanatevi’nde yapıldı. Saat 10:00’da kahvaltıyla başlayan etkinlik, 12:00’de forumla devam etti.



 



HDP Ankara İl Eş Başkanı İbrahim Binici ve Avukat Kazım Bayraktar'ın konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte, “Ateşin ve Güneşin Çocukları” adlı sinevizyon gösteriminin ardından ilk bölümde İbrahim Binici konuştu. İkinci bölümde ise, ağırlıklı olarak Şırnak, Silopi, Cizre, Silvan’daki saldırılar ile özyönetim ve sivil savunma konuşuldu.



 



İbrahim Binici konuşmasına mücadelede ölümsüzleşenleri anarak, izleyicileri selamlayarak başladı:




Gerçekten çok zorlu bir süreçten geçiyoruz, aynı zamanda Türkiye’de bir rejim tıkanıklığını ve olağanüstü koşullarda seçimleri tartışıyoruz.





İzlediğimiz görüntüler, 134 günlük Kobanê direnişinin aynısını yansıtıyor, aynı izleri bırakıyor. Yani Kobanê’de IŞİD ne idi, Cizre’de AKP IŞİD’dir. Bu kadar net görülüyor. Ama bunun yanında utanmadan demokrasiden, insan haklarından bahsediyorlar. Böyle de bir manipülasyon var Türkiye halkları üzerinde, tabii ki “medya-halk” ilişkisini çok net görüyorsunuz. Duyarlı kesim hariç, bu konuda merak eden insanlarımız hariç her eve havuz medyasından yayın yaparak, o kirli görüntüleri halka yansıtan ve halkın olurunu alarak bu kirli savaşı sürdürmek istiyorlar. O kirli yüzlerini bir şekilde halkın içerisinde aklayarak çıkmak istiyorlar ve bunu da kısmen başarıyorlar.




 



HDP’nin 2007’den başlayarak parlamentodaki seyrinden söz eden Binici, parlamentoya önce 22, daha sonra 36 milletvekiliyle geldiklerini, 7 Haziran’da bunu 80'e çıkardıklarını, güçlenerek büyüdüklerini söyledi. “Saray medyası”nın bu nedenle önlerini kesmeye çalıştığını, bunun önüne geçmenin yolunun da halka daha fazla inerek kendilerini anlatmak olduğunu ekledi.



 



Yaklaşık 25 gün sonra yeni bir seçimle karşı karşıya olunduğunu söyleyen Binici, seçimleri “irademizi çalma seçimi” olarak niteledi. Bu kadar kısa süre içinde başarılması çok zor olsa da yapılması gerekenin HDP’ye oy veren 6 milyon 350 kişiye ulaşmak, onları örgütlemek olduğunu söyledi. Bunun yolunu da şöyle formüle etti:




Artık mitinglerle falan olmayacağız, nutuklarla boğmayacağız, biz sahaya ineceğiz. Sahaya indiğimizde birebir seçmen ile temas kuracağız. 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki farkı anlatmamız gerekiyor. Ben inanıyorum ki, savaş karşıtı olan, ölümlere karşı olan herkes kendini çok rahat yansıtabilir.




 



"Cizre, Silopi, Silvan Türkiye metropollerinde, her gün onlarca insanımız tutuklanıyor” diyerek baskı ve tutuklamalardan söz eden Binici, “Saraya 400 vekil verilmediği için ‘400 vekil verseydiniz bu savaş olmazdı’ diyenlerin halkı aptal yerine koyduklarını söyledi. “Bu faşist döngü Türkiye halklarını teslim alma yönündedir. Ama biz devrimci güçler olarak, bunlara karşı koyacağız ve o gücümüz de o örgütlülüğümüz de var” dedi.



 



Binici sözlerini, “Eleştiri özeleştiri mekanizmalarını işleterek, yapıcı eleştiriler bir yana, şu an HDP’nin desteklenmesi, sahiplenmesi bütün halklar için önemlidir” diyerek bitirdi.



 



Daha sonra sorulara geçildi.



 



Geçen seçimde öne çıkan slogan “Seni başkan yaptırmayacağız” idi. Şimdiki temel sloganınız nedir?



İbrahim Binici: Şimdi de “Sana savaş yaptırmayacağız”, “Sana Kürtleri öldürtmeyeceğiz” sloganları olacak. Tankları, topları her şeyi olabilir. Ama arkalarında halk yok. Bizim arkamızda halk var ve onlara savaş yaptırmayacağız.



 



HDP mevcut hükümete bakan verirken ne düşündü? Alırken ne düşündü?



İbrahim Binici: Biz siyasi parti olarak halkımızdan oy istedik. Halkımız da bizi 35’den 80’ne çıkardı. Parlamentoyu çözüm noktası olarak gösterdik. Parlamentoda bizi ne kadar dışlamaya çalıştıysalar, ‘hayır biz gireceğiz’ dedik.



 



Parlamentoya girdikten sonra siyasi partilerin hedefi içine girdik. Gayet tabiidir ki iktidar olayı var. Orada keşke MHP de, CHP de gereken misyonunu oynasaydı. Belki bugün CHP özellikle girseydi bu hükümete 4 bakanla birlikte bakanlar kurulunda, sosyal demokrat bir çizgide bırakalım görüş ayrılıklarını o çizgide bile bu savaş sürdürülemezdi. Halkımıza verdiğimiz söze göre parlamentoya gittik. Orada da halkımız bize bu görevi verdi. Geçici seçim hükümetinde görev aldık çünkü halkımızın menfaatleri icap etti. Sonra da onların kirli oyunlarını deşifre ettik. Deşifre eden sayın bakanlarımız bu görevden çıktı. Bu görevde artık bir anlamının kalmadığını kamuoyuna açıklama yaparak halkımızın onuruyla geri çekildiler.



 



Bu seçimlerde AKP 300 milletvekili istiyor. Kemikleşmiş bir tabanı var. Ülke bölünecek propagandası çok yapılıyor. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?



Binici: AKP toplama bir partidir. İdeolojisi yoktur. Çıkarları olanların buluştuğu bir partidir. CHP, MHP bunlar ideolojik partilerdir. Menfaatler bittiği zaman AKP çil yavrusu gibi dağılacaktır. ANAP partisi var mı şimdi? AKP menfaatçilerin, sermayenin birleştiği bir partidir. İdeolojisi yok. Var mı? Toplama bir partidir. HDP kurulduğu an AKP’nin canına okudu. Devrimci, demokrat, yurtseverlerin dışında kalanları da bu özgürlük yürüyüşüne katmak gerekir.



 



2. BÖLÜM



 



Cizre’ye gidip gelen arkadaşlar, Cizre’de bulundukları döneme dair, duygu, düşünce ve izlenimlerini anlattılar. Somut bir tablo çizmeye çalıştılar:




Cizre’de yaşanan sivil ölümleri Şırnak, Silopi, Diyarbakır, Mardin Bismil… takip etti. 21 Temmuz’dan 3 Ekim’e kadar 102 kişi yaşamını yitirdi. Bunların çoğu keskin nişancılar tarafından katledildi. Öldürülenlerin 21 si çocuk.





İki gün önce Silvan’da devlet terörü sonucu yaralanan bir çocuğu hastaneye kaldırmak isterken keskin nişancılar ateş açıyor. Durumu kaymakamla görüşen Silvan Belediyesi Eş Başkanı’na kaymakamın verdiği cevap: 'Temizlik operasyonu başlattık'.





Bu bölgeler ateş altına alınmış durumda. Cizre’de yaşananları birçok yerleşim birimine aynı şekilde yaşatıyorlar. Cizre’deki 9 günlük sokağa çıkma yasağı ile halka hem silahlı hem de psikolojik yönde şiddet uyguluyorlar.




 



Yıkımlar anlatıldı. Hendekler, barikatlar, Filistin tekniği olan mahalle aralarına bezlerin gerdirilmesinin nedeni konuşuldu. Katılan konuklar daha çok özyönetime dair sorular sordu, neler yapılabilir üzerine konuşuldu.  



 



Cizre’nin tamamında mı özyönetim var?



Cizre’nin yüzde 80’ni özyönetimle yönetiliyor. Cizreyi gezerken halkta iki şey yoğundu Birincisi, devlete karşı öfke ve bu süreçte niye bunları yaşıyoruz. Biz ne yaptık ki?



 



İkincisi de “Çözüm olarak özyönetim istiyoruz. Bizi katleden devlete daha ne kadar güveneceğiz” diyorlar.. Özyönetim söylem olarak çok güçlü dillendiriliyor. Bunun pratiği nasıl olur? Zorlanacaklarını kendileri de söylüyor Ama herkes bu katliama kesin çözümü özyönetimde buluyor.



 



Kent Meclisi’nin açtığı okul, sağlık ocakları ve tekstil atölyeleri anlatıldı. Asıl güçlü bir şekilde bu yönetimi sahiplenmek gerekir. Maddi ve manevi olarak sahiplenmek gerekir.



 



Daha sonra sözü Kazım Bayraktar aldı:




Bu toplantıyı yapmamızdaki bir neden de bu durumlar karşısında ne yapacağız. Bu tehlikeyi bizim gibi şehirlerde yaşayanların da ruhsal olarak  içselleştirmediğini  görüyoruz. Bu kadar infial gerektiren olaylar, siyasal baskılar, zorbalıklar olmasına rağmen, Gezi hareketini yaşamış bu toplumda bakıyoruz hala bir aymazlık var. Şimdi bu aymazlığa karşı da mücadele gerektiren bir süreç geçiriyoruz. Bu biraz şundan da kaynaklı: Parlamenter sisteme alıştık. Benim partim gelirse ortam rahatlar, durumu düzeltir… On yıllardır bizim alışageldiğimiz bir şey...





Şimdi hem parlamento var hem de parlamento çökmüş. Her şey bir adamın ağzına bağlanır duruma gelmiş. Her tür zorbalık yaşanıyor. Kürdistan’da daha ağır bir şey yaşanıyor. Ve Batı tarafında sıranın kendisine gelmesini bekler gibi bir durum var. Herkes bu durumdan rahatsız fakat bunu aşma noktasından eskisinden daha farklı bir konuma, örgütlenmeye geçmiyor. Kurumlara bakıyoruz, STK’lar bildiği çalışmanın ötesine gitmiyor. Devrimci yapılara baktığımızda onlarda da tedbire dönük ciddi bir çalışma yok. Kişilere bakıyoruz aynı… Bugün Doğu’da yaşananların yarın bize doğru geldiğinin farkına varmalarını sağlamak, bunların karşısında bir farkındalık yaratmak gerekiyor. Seçim çalışmasına da endeksli artık farklı bir sürece giriyoruz. 1 Kasım’da hiçbir şey iyiye gitmeyecek…





Arkadaşlar Cizre’ye gidip yerinde gördüler. Ben de Rojava’ya gittim ve yerinde görmek okuyacağımız kitaplardan da büyük tecrübe katıyor. Bununla bağlantılı olarak sadece iki arkadaşın gitmesiyle sınırlı kalmadan gidebiliyorsak gidip oraları yerinde görmek önemli. Gitmek ve özyönetimlere destek olmak ve bulunduğumuz alanlarda kitle çalışmaları yaparak orayı anlatmak önemli. Bu ilk önemli olanıydı.





Diğeri de bugünkü siyasal konjonktürü, Ortadoğu’yu, somut pratik içerisinde bu tehlikenin boyutları üzerinde tartışalım istiyoruz.





Süreç gözümüzün önünde akıyor. Hala AKP gidecek, falanca koalisyon gelecek ya da Gezi yeniden olacak gibi bir beklentiyle süreci seyrediyoruz. Seçimleri belki de bir rahatlama gibi düşünüyoruz. Bilinçaltı ya da bilinç üstü gözlemimi aktarıyorum, böyle bir ruh hali içerisindeyiz. Bir yandan da teorik olarak şunu görüyoruz:  Bu adamlar iktidarı bırakmayacak. Bırakmayacaklarsa ne yapacaklar? Bu durumda da, yaptıkları zorbalığı katlayarak uygulayacaklar. Almanya’da 1930’larda olduğu gibi.. Bunu, kendi Osmanlı Ocakları’nı yaratarak devletle iç içe geçirerek yapacak; üstelik kendisini destekleyen sermaye güçleri daha iç içe, diğer sermaye gruplarıyla da daha sert sürece girecek. Devletin bütün aygıtlarını ele geçirmiş. Diğer tarafta görünen ne? Halk tarafından, işçi sınıfı tarafından, siyasiler tarafından ciddi bir şey görünmüyor. Yani insanı kaygılandıran bir tarafı da budur. 1 Kasım’daki seçimden sonra her hangi bir seçim de yok….




 




İkinci önemli olanı da şu: Biz egemen sınıfı AKP’den ibaret görüyoruz. Oysa Kürtlere yönelik şu hareket AKP’den ibaret değil… Geleneksel egemen burjuva kesiminin politikasının yürüdüğünü görüyoruz. Buna karşı ne muhafazakâr kesimden ses çıkıyor ne de egemen kesim içerisinden. Ses çıkaran, oğlu askerde ölenlerin aileleri. Bu sefer eskisinden farklı ses çıkarıyorlar. Bu da bizim için şu an bir umut değil. AKP endeksli düşünmek, her şeyin faturasını Erdoğanlı düşünmenin faturasını çekiyoruz şimdi. AKP kliğinin içinde çözülme olmasına umut bağlamak da çözüm değil. Güçlü toplumsal bir muhalefet olmazsa, geniş örgütlü bir antifaşist mücadele olmazsa, sokağa dökülmüş bir mücadele olmazsa, süreç daha ağır olur. Erdoğan olmazsa yerine  herhangi bir  burjuva siyaset temsilcisi geldiğinde de özü itibariyle böyle ağırlaşmış şekilde devam edecektir. Parlamenter sistem bir yere kadar var. O bir yere gelindiğinde parlamenter sistemi kutsallaştıran burjuvazi üzerini kalemle çizer…





Sonuç olarak, şu sürecte her birey ve her kurum şu anki konumlanışından iki kat daha fazla duruş sergilemeli, maddi ya da manevi olarak daha farklı bir duruşa geçmelidir. Herkes ateş hattında olamaz. Kimisi ateş hattında, kimi bir gerisinde, kimi de lojistik destek sunar.