"Ekmeklen ye" rekoru!

Dört kişilik bir ailenin sade zeytinli kahvaltısında evin en küçüğü kardeşine bağırıyor: "Ekmeklen ye!"

GÜNCEL
Pazartesi, 30 Ekim 2006 (19 yıl 11 ay önce)

1 Ocak 2007 tarihinden itibaren geçerli olacak asgari ücreti/örgütsüz işçiye ödenecek azami ücreti belirlemek için Türk-İş, TİSK ve hükümetten 5 kişi tarafından oluşan Asgari Ücreti Tesbit Komisyonu önümüzdeki günlerde toplanacak.

Burjuvazi ve devleti "enflasyon hedefi" olduğu bahanesi ile asgari ücrete en fazla yüzde 4 oranında zam yapmayı hedefliyor.

Şu anda 16 yaşından büyükler için net 380.46 YTL olan asgari ücret 1 Ocak 2006 tarihinde 332 Euro'ya denk gelirken bugün 289 Euro'ya denk geliyor.

Fakat ücretlerin bastırılmasındaki asıl veriyi döviz kurları değil ekmek veriyor: Türkiye kişi başına en fazla ekmek tüketen ülke olarak Guinness Rekorlar kitabına girdi.

Guinness Rekorlar Kitabı 2007 yılı kitapçığında, Türkiye, yılda kişi başına 200 kilo ekmek tüketimiyle “en çok ekmek tüketen ülke” olarak yer aldı.

"Ekmeklen ye!"

Binlerce işçinin, emekçinin yaşadığı "varoşlar" denilen semtlerdeyiz. Binlerce emekçiden biri olan esnafların yaşamından örnek vereceğim. Ama bu, bir kişinin değil, yüzlerce, binlerce emekçinin yaşamıdır. Biz birbirimize benzeriz. Sıkıntılarımızı, yaşadıklarımızı unutmak için alkole sığınmamız, hep benzer.

İşçi ve emekçiler, yoksul insanlar "Dertliyim sıkıntıdan içiyorum" diyerek yoksulluklarından kaçmak için alkole sığınıyorlar. Alkol dertlerimizi, sıkıntılarımızı çözmediği gibi daha da palazlandırıyor.

Ali Abi "Dert, sıkıntı, dert, sıkıntı… günlük içer hale geldim. Neden? Efkar dağıtsın diyoruz. Aslında efkar mefkar dağıtmıyor, bizi dağıtıyor. Bizi…" diyor. Evet bizi dağıtıyor, beynimizi, yaşamımızı dağıtıyor. Ali Abi’nin evinde sabah kahvaltı yapıyoruz. Akşamdan kalan ekmek alınıyor ucuz olsun diye, ufak bir kase zeytin ve çay. Beş kişilik ailede evin dört yaşlarındaki en küçük çocuğu zeytini alan kardeşine bağırıyor, "ekmeklen ye" Annesinden öğrenmiş bunu. Çünkü, kahvaltı yapılırken en çok kullanılan söz bu. "Ekmeklen ye!" Zeytin yetsin istiyorlar ama olmuyor.

Ali Abi akşam evine geliyor, yine içkili. Çocuk önce fırlıyor kapıya, babasını öyle halde görünce bozuluyor. Sevinci, coşkusu bir anda yok oluyor. İçeri dönerken hareketleri yavaşlıyor. Sanki hiçbir şey yapmak istemiyor. "Babam yine içmiş" diyor, korkarak annesine. Annesinin öfkeli bakışlarıyla geçip oturuyor bir köşeye. Ali Abi’de bir köşeye oturuyor. Kimseden çıt çıkmıyor. Bir süre sonra patlıyor kadın, bağırıp çağırmaya başlıyor. "Zıkkım iç onun yerine, o parayı içkiyi vereceğine" diye devam ediyor bağırmaya.

Bir çoğumuzun evinde yaşanıyor bu. Sadece bizimle kalmıyor. Mahallemizde, iş yerlerimizde çalışan gencecik bedenler, çocuk işçilerde alıyor nasibini. Belki sabahlara kadar içemiyorlar ama öğle arası, akşam iş çıkışı, okullarda, kuytu köşelerde. Burada kokluyor ballyi, burada içiyorlar içkiyi. Bir süre sonra da hırsızlığa başlıyorlar. Daha bu yaşta görüyorlar sistemin tüm iğrençliğini, çocuk yaşta karşılaşıyorlar kirli yüzüyle. Bataklık onları da çekiyor, yaşamları ellerinden alınıp gelecekleri yok ediliyor. Açlık ve sefaletimiz arttıkça alkol ve uyuşturucu kullanımı da artıyor.

İşte sistem, işte biz. Ya bataklıkta kaybolup gideceğiz ya da bataklığı kurutmak için bir savaş vereceğiz.

Alınteri Gazetesi, Sayı: 30, 20 Ekim 2006