Örgütlü bir bilinçti onlarınki. İşçi sınıfı mücadelesine adamışlardı hayatlarını
Bir patlama, bir patlama daha… Kulaklarımızı sağır edercesine, gülüşlerimizi, sohbetlerimizi yarıda kesen bir patlama. Hemen şuracıkta, 100 metre ilerimizde. Etrafımıza düşen o güzelim insanların parçaları…
Yeni bir patlama olabileceğini düşünerek otoparktaki insanlara araçlardan uzak durmalarını söyleyerek geri çekilmeye başladık. Beş kişi ne yapacağını bilmez bir şekilde yol boyunca geri çekiliyorduk. Ağlamaya vaktimiz yoktu, hemen telefonlarımıza sarıldık; yürüdük, yürüdük, yürüdük. Elimizde telefonlar, birlikte yola çıktığımız insanlara ulaşmaya çalışıyorduk. Uzunca bir yürüyüşün ardından nihayet bir yere oturup ulaşabileceğimiz herkesi tek tek aramaya koyulduk. Sendika şubemizden, etrafımızdan, mahallemizden tanıdığımız kimler varsa uzun süre ulaşmaya çalıştık onlara. Henüz hiç kötü haber almamıştık. Birden aklıma Tekin abi geldi. Gece yolda karşılaşmış, selamlaşmıştık. Yanında her zamanki gibi Serdar vardı. Adını hiç sormamıştım Serdar’ın. Mavi gözleri, güler yüzü ile hep Tekin abinin yanında görürdüm onu. Onu tanıyanlar da Maviş diyordu ona. Gece ikisiyle karşılaşmış, kısa da olsa sohbet etmiştim onlarla.
Telefona sarılıp Tekin abiyi aramaya koyuldum. Telefon çalıyordu, ama açmıyordu Tekin abi. Bazen ise çalmıyor, meşgul sesi veriyordu. Her aradığımda, telefonun her meşgul sesinde ümitleniyordum. Aklıma yaralılara yardıma koştuğu, hastanede olabileceği geliyordu. Tekrar, tekrar, tekrar. Onlarca kez aradım Tekin abiyi. Erol’un numarası yoktu bende. Abimi arayıp numarasını aldım. Erol’un telefonu kapalıydı. Her aradığımda kapalıydı. Abim onun numarasının değişmiş olabileceğini söylemişti. Belki ondan o soğuk ses, “aradığınız kişiye ulaşılamıyor” deyip duruyordu. Uzun süre Tekin abinin telefonunun çalıyor olması, giderek üstüme çöken kaygıyla mücadele etmemi sağladı. Kesin bir yerlerde, birilerinin yardımına koşmuş, telefonuna bakamıyor olmalıydı. Birden aklıma Erol’un yüzü geldi. İşte o an, kaygım artık büyük bir korkuya dönüştü. Erol’u yolculuk sırasında görmemiştim. Onu ikinci patlamanın olduğu yerde, Gar’ın tam karşısında, o direğin yanında görmüş, yanına gitmiş, öpmüş ve konuşmuştum. O an aklıma gelince, işte o an…
İçimde kötü şeyler dolanıp duruyordu. Babamı ve ortak dostlarımızı aradım. Bazen çalan, bazen meşgule düşen bir telefon numarasından başka bir şey yoktu elimde. Tekin ve Erol, birbirlerinden ve bizlerden hiç ayrılmamış iki yürekli insandı. Her eylemde, her kavgada yanı başımızda onlar vardı. Sanırım onları 90’lı yılların ortalarında tanımıştım. Zorlu yıllardı; savrulmaların, yitip gitmelerin yaşandığı yıllar. İnsanların yol ayrımlarına geldiği, ayrılıklara düştüğü yıllardı. Ayrılıklara düştüler, tıpkı ben ve çevremdeki birçok insan gibi. Başka ve farklı yollara girdik her birimiz. Ama hiç geri durmadılar kavgadan. Örgütlü bir bilinçti onlarınki. İşçi sınıfı mücadelesine adamışlardı hayatlarını. İnşaat işçisiydiler. En zorlu yaşam koşullarında, zor olanı başarmak için, inşaat işçilerini örgütlemek için kolları sıvamışlar, gecelerini gündüzlerini bu mücadeleye adamışlardı.
Her ikisi de ne zaman beni görseler cümlelerinin devamında hep “Salih baba napıyor” diye babamı sorarlardı. Hiç aklımdan gitmiyor bu sözleri. O günden bugüne ağlamadım, hep tuttum kendimi. Hep içime, hep içime. Bugün ilk kez, yalnız ve onlarla baş başa kalmaya vaktim oldu. Yeter artık içime ağladığım.
Erol ve Tekin’in omuz omuza yürüdükleri ve Ankara’dan beri kendisinden haber alamadığımız can dostları-can dostumuz Maviş’in de aramızdan ayrılmış olduğu haberi daha bugün geldi. Tekin abi ve Erol’u binlerle omuzlarında uğurlayanlar, yarın Maviş’i de son yolculuğuna uğurlayacaklar. Yüzü aşkın insanımızla birlikte, bu üç yiğit devrimciyi bizden alanlar bilsinler ki, milyonların kavgası olacak onların kavgaları. Ve onların özlemini duyduğu, insanlığa armağan etmek istedikleri dünya, işçi sınıfının ve halkımızın nasırlı elleriyle kurulacak.
Onlar devrimci inşaat işçileriydi. Ve onların harcını attıkları devrim davası yıkılmazdır, tıpkı onların ellerinin değdiği binalar gibi. Onları her daim yaşatacağız. Yüreklerimizde, bilincimizde ve mücadelemizde… Hoşçakalın yoldaşlarım
Taylan Özgür Tekmil