Bir adım ileri!..

Devletin adeta gözümüze soktuğu gerçeği hala görmeyenler var

GÜNCEL
Cumartesi, 17 Ekim 2015 (11 yıl 1 hafta önce)

Nəriman Bakı



 



Ankara Katliamı'nda -bugün itibariyle- 102 canımızı, 102 dostumuzu, 102 yoldaşımızı kaybettik.



 



Birinin bile yeri doldurulamazken, 102 güzel insanın boşluğu oturdu içimize.



 



Matemdeyiz, Yastayız, İsyandayız!



 



Ankara katliamı, faşist devletin ikinci 19 Aralık girişimdir.



 



'Güvercin kılığına girmiş kurt' Ecevit, 19 Aralık'ın gerekçesini iğrenç sınıfsal diliyle şöyle açıklamıştı: "Cezaevlerine hakim olamazsak IMF programını uygulayamayız".



 



Bugün de sadece “yönetememe krizi” şeklinde tek boyutlu bir siyasal krizle sınırlı olmayan sistem kriziyle baş edebilmenin yolunu devlet terörünün dozunu artırmakta görüyor.



 



19 Aralık katliamında işçi sınıfı başta olmak üzere halk muhalefetinin öncülerini katletmeye girişti devlet.



 



Sınıf mücadelesinin temel yasalarından biri burjuvazi tarafından iyi bilinir: İşçi sınıfı ve emekçileri korkutup sindirmek, geriletip yenilgiye uğratmak için onu önce öncüsüzleştirmek, dolayısıyla işe öncülerinden başlamak gerekir.



 



Faşist rejim ve AKP iktidarı bugün de bu yasanın gereğini yapıyor. 7 Haziran sonrası Kürtlere ve Türkiye'deki ilerici-demokrat muhalefete bu temelde savaş açmış durumda.



 



Burjuva faşist devlet, 7 Haziran sonrası Kürt halkına açtığı topyekun savaşı Ankara katliamıyla Batı'ya taşımış, Türkiye'deki muhalif kesim ve güçlerin tamamını “düşman” ve “hedef” olarak gördüğünün altını bir kez daha çizmiştir.



 



“Barış” talebiyle düzenlenen bir mitingin hedef alınması yanında kaybettiğimiz canların siyasetleri, kimlikleri, cinsiyetleri, inançları bir yana en küçüğümüzün 9, en büyüğümüzün 75 yasında olduğunu düşündüğümüzde bile devletin çoktan iç savaş düzenine geçtiğini görürüz.



 



Faşist devlet, kendisine karşı olanları artık parçalı biçimde değil bir bütün halinde tasfiye etmek için konumlanmıştır. Ankara katliamı bu nedenle "uyanan hücrelerin" işi değil, doğrudan faşist devletin bir iç savaş eylemidir.



 



Ancak işçi sınıfına ve emekçi yığınlara yol gösterme, öncülük yapma iddiasındaki bazılarımız, AKP iktidarının aylardır adeta gözümüze soktuğu bu gerçeği görmemekte akıl almaz bir ısrar içindeler. “İç savaş” denince bunların aklına sadece iki düşman kampa bölünmüş kitlelerin birbirleriyle savaştıkları İspanya, Lübnan, Yugoslavya'nın parçalanma süreci gibi örnekler geliyor galiba. Bu biçim dışında bir iç savaş halini düşünemedikleri gibi; toplumdaki yarılma ve düşmanlaşmanın bu noktaya gelişi sırasında nelerin nasıl gelişebileceği üzerine de çok fazla kafa yordukları söylenemez.



 



102 güzel insanımız, kapitalizme, onun neoliberal biçiminin derinleştirdiği eşitsizliklere, yoksulluğa, yolsuzluğa, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe karşı "Barış" için faşizmin karşısına dikilmeye hazırlanırken katledildi.



 



Matemdeyiz, Yastayız, İsyandayız!



 



Ancak katliamın birinci haftasında tarihe şunu kalın harflerle kazımak istiyoruz:





Bizi korkutamadınız!..

Bizi yıldıramadınız!..

Bizi geriletemediniz!..



 



Katilin kim olduğunu, daha bizi katlettiğiniz anda haykırdık suratınıza!



 



Ve haykırmaya da devam edeceğiz “katil devlet” diye suratınıza...





On binlerin “Barış” yürüyüşünü durdurduğunuzu sandınız ama aramızdan aldığınız yoldaşlarımızı sonsuzluğa uğurlarken daha gür haykırdık bu talebimizi de.



 



Ama yetmez!.. Ankara katliamı, aklımızın hep beraber başımıza gelmesine de vesile olmalı. En azından bir adım ileri atmalıyız!.. Yoksa çok daha beter acılar yaşamanın önünü almamız büsbütün olanaksızlaşır.



 



Yılmadık!



Korkmadık!



Geri çekilmedik!



 



102 yoldaşımızın bıraktığı boşluğu bir adım ileri çıkarak doldurduk!





Hala karşınızdayız ve karşınızda olmaya devam edeceğiz!



 



Ama şunu sakın unutmayın:



 



Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!