Kazanmaya odaklanmak...

Serdar yoldaşın, ölüm yolculuğuna çıkmadan 24 saat önce dile getirdiği görüşler...

GÜNCEL
Cumartesi, 17 Ekim 2015 (11 yıl 1 hafta önce)

Aşağıdaki metin, gazetede yayınlanacak yazıların kolektif bir katılımla tartışıldığı Alınteri mutfağından aktaracağımız bir yorum. Yorumun sahibi Serdar (Ben) yoldaş.



 



O bu görüşünü, ölüm yolculuğuna çıkmadan 24 saat önce, 8 Ekim gecesi saat 23.14'te dile getirdi.



 



Halen sürmekte olan grev ve direnişler üzerine kaleme alınması planlanan genel bir değerlendirme yazısının çerçevesi tartışılırken dile getirdikleri, onun, işçi grev ve direnişlerine devrimci öncülük iddiasının taşıması gereken temel bir özelliğe -kazanma iradesi- verdiği önemi yansıtıyor. “Kazanma iradesi” zaten Serdar'ın hem sendikal hem de siyasal pratiğinde de öne çıkan karakteristik özelliklerinden biriydi.



 



Yorumunun sonunda linkini verdiği yazıdaki görüşlerin oluşumunda da Serdar yoldasın büyük katkıları olmuştu.



 



Çok erken yitirdiğimiz bu komünist önder işçiyi anmanın en anlamlı yollarından birinin de onun görüşlerini ve sınıf mücadelesiyle ilişki kuruş tarzını yansıtmaktan geçtiği düşüncesiyle görüşlerini sizlerle paylaşıyoruz:



 





 




(…)





Metal fırtınası, Greif, vb örnekleri dışında tutarsak günümüzde grev (ve) direnişler, genelde bir yol alınmayacak fabrika önünde çadır kurma biçimine hapsedilmektedir.





Örneğin biz İnşaat sektöründe direnişlerimizde şöyle bir yol izliyoruz: Kademeli olarak mücadeleyi bir üst aşamaya çıkarıyoruz. Ama direnişlerle ilişkilenen diğer anlayışlar genellikle belli bir biçim tutturup onda sürekli bir biçimde devam ediyorlar.





Siyasi anlayışlar genelde stratejiyi, 'bu direnişi nasıl kazanırım' üzerinden kurmak yerine, direnişin sürmesini amaçlaştırıyorlar. Bir süre sonra da bu direnişleri kendi reklamlarını yapacak bir mevzi haline getiriyorlar. (...) tümden böyle olmasa da kısmen böyle ele alınabilinir.





(...)'in eylem biçimleri nelerdir:





1- Kapı önünde çadırda bekleme,





2- Çeşitli yerlere stant açma,





3- OSB içinde yürüyüşler düzenleme,





4- Cuma günleri OSB içindeki camiye giderek ajitasyon konuşmaları yapma.





Dikkat edilirse bu eylem biçimlerinin biri dışında (diğerleri) doğrudan çalıştıkları patronu hedef almayan eylemlerdir. Eylem biçimlerini küçümsemek için söylemiyorum ama konunun etrafında dolanan eylem biçimleridir. Örneğin tek bir fabrikanın bulunmadığı, Türk-Metal sendikasının yerinin bile olmadığı Kadıköy'de neden stand açılır? Bununla ne hedeflenir? Direnişin talepleri ile seçilen eylem biçimleri arasında nasıl bir bütünlük vardır?..





(…)





(...)




 






100 günü aşan (...) direnişinde sonuç ne olacaktır? Maharet bu direnişin uzun sürmesinde midir yoksa kazanılmasında mıdır? (Bu sorunun yanlış anlaşılmaması için bu bahise Greif değerlendirmesinde girmiştim, o yüzden uzatmıyorum). Eğer bu direnişi sürdüren biz olsaydık, çalışmanın sürdüğü bir fabrikada direnişi yüz güne vardıracak bir biçimde sürdürmezdik. Sürdürdüğümüz koşullarda da “ne yapmalıyız” sorusunu kendimize sormaktan geri durmazdık. Sürekli direnişin kazanacağını düşündüğümüz yöntemleri denerdik. Olmuyorsa, “kaybettik” demeyi bilip yerimize otururduk.





Metal fırtınasına karşı Koç’un takındığı tutumu bilenler olarak içerde faaliyetin (fabrika içinde üretimin-nba)  sürdüğü koşullarda direnişin kazanma şansı olmayacağını bilir ve buna göre bir yol izlerdik. Bunu bile bile işçileri -giderek sayıları düşecek şekilde- bir mevsim boyunca fabrika önünde bekletmenin anlamı nedir?





Bugün işçi direnişleri hep böyle pasif ve uzun sürmektedirler. Ama kazanıma odaklanmaktan uzaktırlar. Ve bugün kazanmanın yolu da ancak militan bir mücadeleden geçiyor. (...) direnişinde süreklilik dışında bu yok. Ve bu, sadece (...) direnişi için değil genel olarak şu anki direnişlerde yaşanan temel problemdir.





Biz 'solcular' faşistlerden dayak yer, sonra gider basın açıklaması yapar, 'bunun hesabını sorarız' deriz!.. Bugünkü direnişler de bana hep bunu anımsatıyor, yerimizde yatıp belli şeyleri yapmakla “direniş sürdürürüz”. İşçilerin direnme iradelerini saygıyla karşılar(ız) ama bugün artık hiçbir sonuç alınamayacak bu pasif eylem biçimlerinin bir mevsim sürdürülmesini de göklere çıkarmayız. Bunlardan çıkardığımız dersleri, süren grev (ve) direnişlere zarar vermemesi için yayınlamamakla (kalmaz), yarın benzeri örnekler yaşadığında kolektif hafızamızdan çıkarır, aynı yanlışı sürdürürüz.





Neyse çok uzattım, umarım derdimi anlatabilmişimdir. (…) bahsinde de aşağı yıkarı aynı şeyleri tekrar etmenin bir anlamı yok. Daha önce benzer bir tartışmadan sonra DSB için kaleme alınmış, 'Grev ve direnişlere nasıl yaklaşmalıyız?' başlıklı yazının linkini atıyorum.





http://alinteri.org/15710.id