Özeleştiride samimi ve cesur olmakla başlasak...

Sol'un silkinmesini bir katliami bile grupçu rekabet konusu yaparak mı sağlayacağız?

GÜNCEL
Cumartesi, 24 Ekim 2015 (11 yıl 4 gün önce)

A. Can



 



Grupçu fanatizmin gözünü kararttığı birinin yaptığı akıl almaz bir yanlışı dilime dolayarak üzerinde tepinmek amacında değilim. Gündemin en önemli konusu da bu değil zaten.



 



Ama madem bu tartışma, onun hiçbir kılıfa sığdırılamayacak büyüklükteki akıl ve vicdan dışı tutumu üzerine başladı ve o hala zeytinyağı gibi üste çıkmanın yollarını arıyor, kimseye bir yarar sağlamayacak olan bu zeminden çıkabilmek için herhalde önce “nereden başlamalı” sorusuna doğru bir yanıt bulmak gerekiyor.



 



İnönü Alpat'tan söz ettiğim anlaşılmış olmalı. Onun Ankara Katliamı gibi bir felaketi bile, “bizimkiler yaralıların yardımına koşmak için çırpınırlarken birileri pankartlarını ve bayraklarını alelacele toplayarak panik içinde kaçtılar” şeklinde iğrenç bir grupçu istismar konusu haline getirebilmesinin anlamı ve kökenindeki neden üzerine geçenlerde durmuştuk (Düşmanına benzemek... http://alınteri.org/düşmanına-benzemek.html).



 



Gelen tepkiler üzerine İnönü Alpat, dün (23 Ekim) o yazıyı hangi duygu ve düşüncelerle kaleme aldığını 'açıklamaya çalışan' yeni bir yazı  kaleme almış (http://sendika6.org/2015/10/çaresizlik-ve-kızgınlık-arasında-gidip-gelen-ruh-haliyle-inönü-alpat/).



 



Aradan bu kadar gün geçtikten sonra, özellikle de Eylem Can'ın sakin ve yalın bir dille kaleme alınmış ama arif olana çok şey anlatan o naif eleştirisinden sonra (İnönü Alpat’a açık mektubumdur: Siz bu yazıyı hangi ruh haliyle yazdınız? (http://sendika6.org/2015/10/inönü-alpata-açık-mektubumdur-siz-bu-yazıyı-hangi-ruh-haliyle-yazdınız-eylem-can/) utançtan yerin dibine girmemiş olsa bile insan en azından ama'sız, fakat'sız samimi bir pişmanlık belirtisi görmeyi umuyor ve bekliyor.



 



Lakin heyhattt!.. Yazıya son cümle olarak iliştirilmiş samimiyetsiz bir özür cümlesi dışında İnönü Alpat hala kuyruğu dik tutmanın peşinde.



 



İnsan bilgisayarın başına ne kadar, “meramımı kırıcı tanım ve benzetmelerden uzak durarak anlatmaya çalışayım” kararıyla oturursa otursun, gördüğü pişkinlik karşısında, “kardeşim, her durumda 'mağdur'u oynayan AKP sözcülerinin demeçlerinden ne farkı var yaptığın şu 'savunma'nın?..” demekten kendini alamıyor. İnönü Alpat da hala 'mağduru' oynuyor!..



 



Neymiş efendim, “sosyal medyada kendisine karşı bir küfür ve hakaret korosu oluşturulmuş”, “sanal zorbalık olarak tanımlanan yeni (bir) şiddet türüne” hedef olmuş, “sol'un ihtiyacı olan sorgulamayı bugüne dek engelleyen 'mahalle baskısı' yine harekete geçmiş” vb.



 



Bu 'mağduriyet' yakınması,  meselenin can alıcı noktasına, yani “herkes hala katliamın şokunu ve acısını yaşarken sen böyle vicdansız bir yazıyı neden ve nasıl yazabildin kardeşim” sorusunun yanıtına gelince bu kez ilki kadar itici bir 'mağruriyet' olarak çıkıyor karşımıza.



 



Sol olarak “...ruh halimizden başlayarak bütün mevcudiyetimizi sorgulamamız gereken günlerden geçiyor(muşuz)... Konu, solun son yirmi yılının tartışılmasını ve egemen sol anlayışın sorgulanmasını gerektirecek önemde (imiş); bu tartışma ertelenemez bir görev olarak karşımızda durmakta(ymış)... Aslında epey zamandır buna ihtiyaç bulunuyor(muş); keşke Ankara Katliamı’ndan önce bu sorgulamayı yapabilsey(mişiz)...”.  Ama bu yapılmıyormuş!!! Tepkilere neden olan o malum yazıyı da zaten “sadece “örgütlü” yapıların sorumluluklarını yerine getirmediğine temas etme amacıyla” yazmış?!! Ama “şiddetle ihtiyaç duyduğumuz (bu) tartışma ve sahici sorgulama ne yazık ki 'mahalle baskısı' nedeniyle bilinmez bir tarihe ötelenme tehlikesiyle karşı karşıya” imiş!!



 



Güya “özür” yazısı bu eksen üzerine kurulu ve bu minval üzerine sürüp gidiyor.



 



“Düşmanına benzemek” yazısında, 5 gün arayla birbirine taban tabana zıt yazılar yazabilen İnönü Alpat'ın sergilediği tutarsızlığın büyüklüğünü anlatabilmek amacıyla şizofrenik bir durum benzetmesi yapmıştık. Onun şecaat arzederken sergilediği yaklaşımı (ve burnu büyüklüğü) gördükten sonra, durumunun sandığımızdan da vahim olduğu duygusuna kapıldık.



 



Devrimi örgütleme iddiası anlamında iktidar bilincini ve sosyalizm perspektifini yitirmiş, karşısında doğru dürüst bir varlık gösteremediği burjuvazi ve kapitalizmle savaşın bile önüne geçecek ölçüde birbiriyle çekişip rekabet etmeyi esas alan, ufku kadar ölçüleri ve öncelikleri de daralmış, devrimci öncülük anlayışı ve politika yapma tarzı başta olmak üzere geleneksel anlayış ve alışkanlıklarında köklü devrimler yapmak zorunda olan sol'un silkinmesini, liberal bir yozlaşma sürecinden farklı olarak devrimci temellerde ve olabildiğince ortaklaştırılmış bir özeleştirel sürece yönelmesini, bu arada hepimizi artık birer-ikişer, onar yüzer katletmeye başlamış faşizm ve gericiliğin karşısına acilen militan güç birlikleriyle çıkılmasını, hiç olmazsa bu bağlamda yıllardır bir başlarına bıraktığımız Kürt kardeşlerimizle daha uzun vadeli, stratejik işbirliklerinin yolunu açacak içerik ve biçimlerde bir an önce omuz omuza vermeyi... biz, bir katliamı bile “bizimkiler-sizinkiler” ekseninde rezil bir propaganda malzemesi haline getirerek mi sağlayacağız?..



 



İnönü Alpat, ya sen hala nasıl bir çam devirdiğinin ve seni buna neyin sürüklediğinin farkında değilsin ve bunun üzerine düşünmeye yanaşmıyorsun ya da sicilinde az aptallık bulunmasa da Türkiye solunu hepten aptal sanıyor, salak yerine koyuyorsun!..



 



Peşpeşe iki bombanın patladığı ve havada et parçalarının uçuştuğu bir katliam alanında ister 3. bir bombanın da olabileceği düşüncesiyle isterse kapıldıkları korku nedeniyle birileri velevki kaçmış olsalar bile, bunu grupçu bir rant konusu haline getirerek gündemleştirmek -hem de şu kesitte- kime ne anlatır, kime ne kazandırır?..



 



Vicdanları isyan ettiren bu tür rekabetçi tutumlar, sol örgütlerin politika yapma tarzı ve alışkanlıklarına duyulan tepkileri iğrenme noktasına vardırmakla kalmaz, sol içinde de dikkatleri asıl tartışılması gerekenlerden uzaklaştırır sadece.



 



Madem niyetin, sol'un “sahici bir sorgulamaya” yönelerek silkinip kendine gelmesine katkıda bulunmak, o zaman bu işe, kendini ve mensubu olduğu yapıyı “dünyanın merkezi” olarak gördüğü için grupçuluğun kolay kolay yanaşmadığı davranışlardan biri olarak 'özeleştiride samimi ve cesur olmakla' başlasak ve sen bize bunun bir örneğini göstersen, ne dersin?..