1 Kasım'ın esas anlamı, en son Ankara'da üzerimize atılan bombalarda saklıdır
Cihan Çetin
Seçime beş kala hakemin düdüğüyle biten maçın skorunun belirlenmesi dışında genel durum nettir. Değişen bir şey olmayacak. Öyle ki AKP’li Mehmet Ali Şahin daha şimdiden “sonuç aynı olursa yeniden seçim düşünülebilir” diyerek genel seçmen kitlesine aba altından sopa göstermeye devam ediyor.
1 Kasım’da değişecek olan şeyler küçük farklarla azalış veya artışlar biçiminde kendisini gösterecektir. Bu farklar da öncelikle her partinin çok az farkla kazandığı veya kaybettiği seçim bölgelerine ortaya çıkacak. Ancak 35 civarındaki bu seçim bölgesinden AKP’nin tulum çıkarma ihtimali çok az. Birisinin dediği gibi, diğerleri de armut toplamayacak.
7 Haziran seçim öncesinden çok farklı olarak açık bir iç savaş koşulları bu seçim sürecinin belirleyenidir. HDP’yi baraj altında tutmak için düğmesine basılan ve aslında iç savaşın ilk aşaması olan bu dönemden AKP, Kürdistan’dan erimiş olarak çıktı. 1 Kasım’da sandık taşıma hilesi başta olmak üzere her türlü şiddete rağmen AKP’nin bu erimenin önünü alamayarak bir kaç puan daha gerileme ihtimali yüksektir. Öyle ki, Diyarbakır başta olmak üzere pekçok Kürt ilinde AKP adayları arasında yerini beğenmeyen veya aday gösterilmeyen aşiretler ya parti değiştirdi veya bağımsız aday çıkardı.
AKP'nin Kürdistan’da iç savaş vitesini büyütmesinden çok kısa bir süre sonra Erdoğan, “80 vekil çıkardılar da ne oldu” diyerek yenilgiyi itiraf etti. Bu nedenle AKP'nin -276’ya odaklandığı için- Kürdistan’da genel bir kazanımdan çok tüm dalaverelerini kendisini 276’a yaklaştıracak birkaç vekil çalmak üzerinde yoğunlaştıracağını söyleyebiliriz.
Kürdistan’da belirli bir doyma noktasına erişen HDP oylarının 7 Haziran sonrası iç savaş koşullarındaki değişimi ortaya çıkacaksa esas olarak Türkiye tarafından çıkacaktır. Türkiye’deki Kürt oyları esas olarak HDP’nin belki birkaç puan daha yükselmesini veya en azından sabit kalmasına yol açacaktır.
Bu noktada HDP’nin Türkiye oylarında baraj altında kalma riski olmamasına rağmen saçma bir argümanla bir kayıp oluşabilir. Enternasyonalizm anlamında bile itici olan sol bazı “emanet oylar”, “HDP nasıl olsa baraj altında kalmaz” diyerek “boykot”u örgütsel olarak değil ama fikir olarak ciddi ciddi düşünmektedir.
Bu düşüncede olan arkadaşlara en azından şu uyarıyı yapmak lazım: Evet, HDP’nin baraj altında kalma riski düne göre çok azdır. Ancak 7 Haziran ile 1 Kasım arasında ne değişti de “HDP’ye oy yok, boykot var” denebilecek çocuksu bile denemeyecek “sol” bir tutuma yöneldiler? Böyle bir düşünce, her seçimi sağına soluna bakmadan boykot eden sol tutumdan çok daha tutarsızdır.
İşin daha vahim yanı, 7 Haziran sonrası iç savaşın ana hedefi olan Kürt halkıyla dayanışma yerlerde sürünmüşken, bugün hiç değilse pansuman niteliğindeki 1 oyu esirgemek itici bir kibirden başka bir şey değildir.
1 Kasım’ın esas anlamı, 6 Haziran’da Diyarbakır’da başlayan ve en son Ankara’da üzerimize atılan bombalarda saklıdır. Bunun da anlamı açık ve nettir: İç Savaş.
İç savaşın varlığından dolayıdır ki 1 Kasım için ana eksen, HDP üzerinden bir temsiliyet değil, tersine HDP üzerinden burjuvazinin incir yaprağı olan parlamentoda kapitalizm ve faşizmin çelişkilerini ve de krizini arttıracak bir aritmetiğin ortaya çıkarılmasıdır. Bunun yolu da en azından HDP’nin mevcut oy oranının düşmesine meydan vermemekten geçer.