Barbarlık çölünde ruhsuz hayatlar

Cani korkunç bir hayvansa, cinayeti doğuran düzen çok daha korkunç bir hayvandır. Bu hayvan yaşadıkça biz "kurban" olacağız.

GÜNCEL
Perşembe, 2 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)

Dünyanın çivisi çıktı, diyor, gazete okuyan adam. Tam sayfa seri cinayet haberlerine baka baka. Sayfanın solunda çocuk yüzlü katilin kocaman bir fotoğrafı, altında yaşam öyküsü, yani kabarık suç şeceresi; Mehmet Karahasan. Hemen yanda gözleri yerinden fırlar gibi nefretle bakan, çanak anteni andırır kulakları kızarmış diğer katil; Yiğit Bekçe. Bunun suç listesi ilkinden daha da kabarık. Kurbanların, katillerinkinden çok daha küçük basılmış fotoğrafları, ok işaretleriyle donatılmış suç mahali haritaları vs. İkilinin üç gün süren seri cinayet turunun toplam bilançosu yedi ölü iki yaralı… Gazete okuyan adamı dehşete düşüren, bu bilanço kadar bir şey daha vardı: “Zevk için öldürdük”! Adam gazeteyi kapattı; Bu zevk bizi de bulur bir gün, dedi.

Sistemin tedirginliği

Gazete okuyan adam gibi değil, ama sistem de tedirgin oldu seri cinayetlerden. Sistemin tedirginliği sokağın asayiş sorunundan falan değildi kuşkusuz. Şimdi şu anekdotlara çok özel dikkat:

Katiller benzin istasyonuna girer. Market görevlisi Enver Aycık ve pompacı Necati Yüceli yere yatırırlar… Necati “Ne olur bizi bırakın; ne kadar para istiyorsanız alın” diye yalvarır. Dinlemezler. Kafalarına, pompalı tüfekten, altışar kurşun sıkıp çıkar giderler…

Aynı katiller durdurdukları otomobilin sürücüsü Bekir Ciritçi’yi silahla tehdit ederek aracına binerler. Ciritçi ile sohbet ederler… Bir ara samimiyeti ilerletip silahlarını bile verirler. Ciritçi’nin dört yaşındaki oğlu Yağız’ı köydeki evine bırakmasına izin verirler. Yola devam ederken görünüşte hiçbir neden yokken, bir yerde katiller Bekir’i de öldürür.

Seri cinayet turunun Mersin ayağında bu defa kurban bir market çalışanıdır. Mersin’in Erdemli ilçesinde bir markete girerler. Markette çalışan Özcan Köse’yi biri bıçakla, diğeri piknik tüpüyle başını parçalayarak ve defalarca bıçaklayarak öldürür. Kasadan 3 bin YTL alıp giderler.

Zevk için işte böyle öldürürler. Katiller aralarında “Öyle değil, böyle öldürülür” yarışına da girerler. "Alışık" olduğumuz biçimiyle para ya da namus(!) için, küfür ettiği, yan baktığı için değil, zevk için öldürmek… Bunun akla getirdiği sorular. Kapitalizmin metalaşan insan ilişkilerini ve yaşamın kendisiyle uyuşmazlığını akla getiren sorular… Sistemi tedirgin eden sorular. “Dünyanın çivisi çıktı” duygusunun yaygınlaşması tedirgin eder her zaman onu. Bir de yaşamın “kutsal”lığı ve öldürmenin her zaman -sudan da olsa- bir nedene dayandırılması normunun ihlali var seri katillerin eylemlerinde. Sistemin öldürme tekelinin böylesine hoyratça ihlal edilmesi ve öldürmenin egemen-sistem normu dışında olan “nedensiz” hali. Yaşamı gözden düşüren “zevk”leriyle, kıyıcılıkları ve umursamazlıklarıyla katil psikopatlar, sistemi de işte bu yüzden tedirgin etti.

Tarantino filmi değil, gerçek bu

Katillerden Mehmet Karahasan ifadesinde de eyleminde olduğu gibi soğukkanlıdır: “Yalova’da çalıştığım fabrikadan 11 Ekim’de ayrıldım. Tazminatım olan 3 bin YTL’yi bankadan çektim. Yiğit Bekçe de cezaevinde yatmıştı. Bu nedenle ortak nokta bulup arkadaş olduk. Tüm bu hadiseler, bir gece eğlenmek için başladı, bu noktaya kadar geldi.”

Kayseri’de 6 kişiyi öldüren seri katil Hamdi Kayapınar 2001′de yakalandığında polisteki ifadesinin özeti şuydu: ‘’Okula gidemedim. Bir mesleğim olmadı. İş aradım ama bulamadım. Babam da beni sürekli aşağılıyordu. Bu işi bir av olarak değerlendiriyorum. Zaten avcıyım. Kurbanlarım av. Avlarımın üstünden çıkan para ve eşyalar da ganimetimdir.'’

Nokta! Her şey bu kadar basit! Son seri katiller de bir gece eğlenmek için yola çıkmış üç gün içinde zevk için yedi kişiyi katletti.

Her şey o kadar basit ve normal! İzlediğiniz bir Tarantino filmi mi? Tarantino neyi anlatır? O, filmlerinde şiddeti olağanlaştırır! Sıradan durumların içerisinde, sıradan kişilerle ölçü tanımayan bir şiddet adeta nedensiz uygulanır! O anda bulunulan durumla hiç alakası olmayan bir konuda, monotonluk yaratacak düzeyde uzun konuşmalar, ortamla paradoks oluşturarak sürüp giderken ölçüsüz, vahşi bir şiddet sekansı araya girer. Sonra önceki duruma, sıradan tavırlarla dönülür. Değersiz bir durumun varlığını, gerilimi hissedersiniz. Düpedüz bir olağanlık değildir bu. Ama sıradanlığın içerisindedir. Önceden hiç tanınmayan, filme bir anda giriveren birisi hiç denilebilecek bir nedenle öldürülür veya öldürür. Geleneksel Hollywood filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz türden nefret ve intikam duygusunda başlayan -seyirciyi arkasına alıp sınırsız polis terörünü, hukukdışılığını meşrulaştıran- bir neden bulunmaz onun filmlerinde. Sürekli bir dengesizlik, tedirginlik, anlamsızlık hali… Bu filmlerin yaşamda bir karşılığı bulunmadığı söylenebilir mi? Anlattıklarının gerçeklik taşımadığı söylenebilir mi? Tarantino “Benim filmlerim, gerçekten daha gerçek” demektedir. Tarantino haksız mı?

Gündelik yaşamın monotonluğundan sıkılıp bir anda dehşet saçmaya başlayan psikopatlar hayatın olağan bir parçası haline geldi. Ebeveynlerini doğrayan çocuklar, Yiğit Bekçe ve Mehmet Karahasan ikilisinin üç günlük kanlı macerası Tarantino filmlerine taş çıkartmıyor mu? Fakat bu, senaryo değil, gerçeğin ta kendisi.

Ruhsuz hayatlar

Öyleyse sormak lazım: Nasıl oluyor da bir insan “zevk” için insan öldürebiliyor? Nasıl oluyor da görünüşte hiçbir neden yokken bir insanın kafası tüple parçalanır, vücudu bıçakla doğranır? Sığınılan kale neden ölüm olur? Ölümün şehvetinde boğulan, seri üretim katliam yapan bu canavarları sürekli üreten nedir peki? Onların kurbanları sadece musalla taşına gidenler midir?

Bütün hayvanlar fiziksel acı duyar. İnsan ise fiziksel acı gibi manevi acı da duyar. Ve insanı bütün diğer hayvanlardan ayıran bir özellik de başkasının acısını da hissedebilme duyarlılığına sahip olmasıdır. Bu, toplumsallığın bir gereği ve sonucudur. İnsan sosyal bir varlıktır; herhangi bir makinenin kolu, moturun yağı, kola kapağı sıkacağı ya da açacağından farksız bir hale getirilmişse bu, insanlığın bittiği noktadır. Bundan ötesi insanın ulaştığı ruhsal inceliğin, insani erdemlerin, değerlerin yıkıma uğradığı çöldür; barbarlıktır. Bu çölde, tüm ihtiyaçlarından ve toplumsal bağlarından kopartılarak, kapitalist üretim makinesinin bir parçası ya da işe yaramaz bir atığı haline getirilen insanın, başkasının acısını hissetme yeteneğinin körelip giderek yok olması, yani insan olmaktan çıkıp bir canavara dönüşmesi doğal bir sonuçtur. Her türlü dolaysız insan ürünü, faaliyeti ve ilişkisinin metalaşarak piyasa dolayımlı hale geldiği kapitalist aşağılanma düzeninde, insanın canavara dönüşmesi için “bir gece eğlenmek” düşüncesi yetiyor. Bu hayat tarzını dayatan sistem, bütün seri katillerin anasıdır. Onlar her şeyin alınıp satıldığı evrensel kapitalist piyasanın standart ürünleridir. Bu temel üzerinde işin ideolojik, kültürel ve ahlaki yönlerini de okul-aile birliği, burjuva siyasi partiler, ordu, din ve medya, sinema, edebiyat vd. tamamlar. Kapitalist işbölümünün paramparça ettiği insan bu kurumların çok yönlü tedrisatından geçirilir. Durmaksızın empoze edilen bireycilik ve bireyselleşmenin özellikle de lümpen proleter kesim içindeki yansıması/sonucu değil midir karşımızdaki bu vahşet? “Zevk için” rahatça insan öldürmekle “vatan için” aynı rahatlıkla Kürdü ya da devrimcileri linç etmeye kalkışmak -ve bunların meşrulaştırılması- arasında bir bağ vardır kuşkusuz.

Seri katil pazarının yaratıcılarından olan burjuva medya aynı zamanda en büyük alıcısıdır da. Yiğit Bekçe arkadaşlarını arayıp “Katliam yaptık, gazeteleri alın!” diyordu. Katiller karanlıkta işleseler de cinayetlerini, her zaman reklam ışıklarının üzerlerinde olduklarını iyi bilirler. Onların zekası ve cesareti gazete manşetlerine taşınır. Düşkünlüğün diplerindeyken yok(sanan)lar, yok etme eylemleriyle birden ana haber bültenlerinin yükselen varlığı haline gelirler. Böylece kapitalist üretim ve özel mülkiyet ilişkileri atığı canavarlar burjuva medya lağımından geçerek yeniden üretilir. Tıpkı yeniden dönüşüm süreçlerine tabi tutularak büyük bir rant alanı haline gelen şehir çöpleri gibidir psikopatlar; birer metadırlar. Hem de az bulunur türden mallar değil onlar; çok yaygın ve sıradanlar.

Seri cinayet şebekesi

Bu kadar suçlu üreten bir sistem seri cinayet örgütlenmesinden başka nedir ki? İnsan hayatını yalnızca artıdeğer üreten işgücü olarak gören burjuvazinin ucuz ve seri üretim ritmi içinde ruhtan arındırılan bedenlerin başkasının acı ve yakarışını duyması… Para kasasından mermere düşen metalin çıkardığı tiz ses bütün çığlıkları bastırır. Vahşi kapitalist rekabet yasası altında milyonları maddi ve manevi her şeyden soyunduran bir sistem; ruhların devir hızını sermayenin devir hızına ayarlayan bir sistem; her gün açlıktan, ilaçsızlıktan, iş kazasından, intihardan, cinnetten, trafik kazasından, cezaevinden, savaş ve işgallerden kutsal özel mülkiyet mihrabına binlerce kurban çıkaran bir sistem seri cinayet örgütlenmesi değil de nedir?

"Kurban"ları yaratan seri katiller kadar, seri katilleri bu denli vahşileştiren bu cinayet şebekesidir. "Suç oranı" denilen şey, düzenin suç oranıdır. "Cani" korkunç bir hayvansa, cinayeti doğuran düzen çok daha korkunç bir hayvandır ve o hayvanı yok edene dek "kurban" olarak yaşamaya mahkumuz. Bu mahkumiyetten kurtulmanın tek bir yolu var; o da kurulu dünyanın bütün çivilerini çıkarıp kendi ellerimizle ve kendi bildiğimiz biçimde yeniden çakmak!

Ufuk Çizgisi, Sayı: 49, 02 Kasım 2006