Bundan sonra yaşayacaklarımız karşımızdakilere değil bizim nasıl bir tutum takınacağımıza bağlı
Lafı dolandırmanın, mazeret aramanın kimseye bir yararı yok!.. Gerçeğin gözüne bakma cesaretini göstermeliyiz: Zorba(lık) istediği sonucu aldı.
Bu sonucu, savaş dahil başvurabilecekleri bütün kirli yöntemleri kullanarak aldılar. Öldürerek, döverek, korkutarak, hileyle, hurdayla aldılar. Ama sonuçta aldılar…
Önümüzdeki günlerde karşılaşabileceklerimiz konusunda da kendimizi aldatmayalım: Özellikle 7 Haziran sonrasında ne yaşamışsak bundan sonra muhtemelen katlanmış olarak karşımıza çıkacak…
Ama tabii nereye kadar?.. İşte can alıcı soru bu!..
Bu sorunun yanıtı ise, karşımızdakilere değil tümüyle bizlere bağlı.
Karşımızdakilerin neler yapabileceğini bugüne kadar yaptıklarından biliyoruz zaten. Bu sonuçtan sonra muhtemelen daha küstah ve daha saldırgan olacaklar; bugüne kadarkinden daha hoyrat bir biçimde üzerimize gelecekler…
Buna karşın bizler, yani neoliberal kapitalist vandallık ve despotizmin karşıtları, moral bozukluğu içinde kollarımızı yana sarkıtıp teselliyi “bu millet adam olmaz” ya da “bu ülkeden çekip gitmek” edebiyatında mı arayacağız yoksa “ha bu bize bir ders olsun” diyerek aklımızı başımıza toplayacak ve “bu kavganın sonucu sokaklarda ve meydanlarda, grevlerde ve direnişlerde, boykotlarda ve isyanlarda belirlenir” diyerek işe mi koyulacağız?..
Kendilerini “en güçlü” hissettikleri bir sırada biz bu zorbanın ve zorbalığın karizmasını Gezi’de çizmedik mi?.. Onların dizlerini 6-8 Ekim Kobanê Serhıldanlarıyla titretmedik mi?..
Demek ki bu işin yolu bu: Yeni Haziran’lar ve serhildanlar yaratmak!..
O zaman yapmamız gereken bu yolu tutmak olmalı!.. Boyun eğmek yok!..
[Alınteri’nin Kasım 2015 tarihli sayısının manşetidir]