Üç olay, tek sonuç

Aynı gün yaşanan üç olay, tecavüz, cinayet, “saygın tutum” indirimi hep aynı şeye işaret ediyor

KADIN
Çarşamba, 4 Kasım 2015 (10 yıl 5 ay önce)

Leyla Sander



 



2015 yılının ilk 10 ayında 346 kadının cinayete kurban gitti. Bu sayı 2014’te 306’ydı. Katlanarak büyüyen bir vahşetten, toplumun erkek egemen sistem eliyle kapsamlı bir şekilde çürütülmesinden söz ediyoruz.



 



1) 14 yaşında çocuğu döverek bayılttıktan sonra tecavüz eden, çocuk hamile kalınca DNA uygunluğu saptanan alçak için iddianamede önce 43,5 yıla kadar ceza isteniyordu. “Sanığın duruşmadaki ‘saygın tutumu’nu dikkate alan mahkeme indirim yaptı ve ödül gibi bir ceza verdi: 11 yıl 8 ay!..



 



2) Boşanma davası açtığı eşinden ayrı yaşayan tek çocuklu kadın eşyalarını almak için “polis korumasıyla” evine gittiği sırada eşi tarafından kurşunlanarak öldürüldü.



 



3) Müzisyen Değer Deniz’in işkenceyle tecavüz edildikten sonra öldürülmesine ilişkin davada sanık, "Erkekliğime laf söyledi" tarzında bir savunma yaparak “haksız tahrik indirimi”nden yararlanmanın altyapısını oluşturmaya çalıştı.



 





 



Aynı gün yaşanan üç olay, tecavüz, cinayet, “saygın tutum” indirimi hep aynı şeyi söylüyor: Kadınları vahşice katleden eş, eski eş veya sevgili sıfatındaki erkeklerin, pervasız tecavüzcülerin, “haksız tahrik” ipine sarılanların hiçbir şeyden korkuları yok; onlar için hiçbir şey caydırıcı olmuyor. Çünkü kapitalist sistemin bekçisi burjuva devlet, kadınları değil tecavüzcüleri ve kadın katillerini de koruyor



 



Kışkırtılan, tepelere kurulan erkeklik, kadına şiddet uygulamayı, taciz ve tecavüzü bir hak olarak görüyor. Yaptıklarının hesabının sorulmayacağından emin olduğu için böyle davranıyor. Mahkemeler “iyi hal”, “haksız tahrik” indirimleriyle onu mükafatlandırdıkça kendine güveni ve saldırganlığı artıyor.



 



Değer Deniz yalnız yaşayan bir kadın. Topluma yıllardır sistemli bir tarzda empoze edilen geleneksel “kadın” algısına göre “Demek ki ‘müsait’ bir kadın…” O zaman her şeye müstahak!



 





 



Bu ülkede Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sıfatlı bir kadın “Zorla güzellik olmaz’ lafına sakın inanmayın. Güzellik zorla olur” diye bir çağrıda bulundu! Dolayısıyla, 14 yaşındaki bir çocuğun kafasına taşla vurup bayıltarak tecavüz etme şeklindeki “zorla güzellik”te garipsenecek bir yan yok!



 



İradesi hiçe sayılan, bastırılmışlığın, sınırlanmışlığın acısını her gün yeniden yaşayan, kuşatıldığı zincirleri daha fazla taşımak istemeyen kadınlar, sistem açısından “burnunun sürtülmesi”, “yola getirilmesive “ibret” teşkil etmesi gereken bir cezalandırma objesine dönüşmüş durumdadır.



 



Pekçok kadın cinayetine bakın, kolluk adeta izleyici konumundadır. Mahkemeler “sıradanlaştırdığı” kadın cinayetlerini geçiştirmekte, cinayet işleyenler, büyük bir rahatlıkla tecavüze yönelenler icat edilmiş çeşitli indirimlerle ihya edilmektedir. Burjuva devletin yekpare tutumu onun kadın kitlelerinin hareketinden duyduğu korkuyu göstermektedir.



 



Bedenimiz öfkemize dar geliyor...



 



Acıyı, yoksunlukları, belki vahşice bir ölümü bekleyip boyun sunanlardan olmak istemiyorsak kadınlar olarak canımızı, kişiliğimizi, yaşam tarzımızı koruyup savunmanın yollarını da elbirliğiyle bulup geliştirmeliyiz. Bu konuda da öncelikle kendi gücümüze güveni esas almalı, özsavunma dahil dayanışmanın daha etkili yeni yol ve yöntemlerini bulup hayata geçirmeliyiz. Yoksa eş, sevgili, koca, baba, devlet kılığına bürünmüş erkek şiddetinin hayatımızı zindan etmeyi sürdürmesinin önünü alamayız.