“Biz barış dedik, onlar ölüm dedi. Dimdik ayaktayız; vicdanımızla, ahlakımızla ayaktayız, mücadelemiz devam edecek”
Mustafa Karabudak
7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, HDP’nin yüzde10 barajını aşıp 80 milletvekiliyle meclise girmesi sadece “AKP iktidarını” ve Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ı değil, bütün militarist, muhafazakar ve ulusalcıları da rahatsız etmişti. İttihat ve Terakki cemiyetinin tek tip insan ve tek politika zihniyetinin devamıydı bu kabul edememezlik ve yok sayma. Mevcut siyasi partilerin isimleri ve amblemleri farklı olsa da aynı zihniyetin politik bakışının yansımasıdır. Bu yansıma AKP zihniyetinde ete kemiğe bürünmüştür.
Suruç’ta devlet eliyle örgütlenen katliam, otuz dört gencin yaşamına mal oldu. Suruç’ta başlayan katliam dalgası, sokaklara taştı. Sokakta ise geçmişinde, zihniyetinde süregelen talancı, saldırgan, katliamcı ruh tekrar canlandı.
1955, 6-7 Eylül İstanbul – 1915 Ermeni Kırımlar / Katliamları – Maraş, Madımak... bir kez daha yaşansın diye devlet eliyle toplanan ırkçı faşist güruh sokağa salınmıştır.
Hangi ulus bilinci, hangi bayrak sevgisi ve hangi ‘şehide saygı duyarlılığı’ bu yağma-talan ve yakma katliamcı ruhun mazereti olur? Bu nasıl bir duygudur ki, içinde kim olduğunu bilmedikleri yoldan geçen otobüsler taşlansın; ‘rengi esmerse Kürttür’ diyerek bir genci dövsün; savunmasız emekçi halka saldırsın; altı yaşındaki kız çocuğu dövüp, yetmiş yaşında yaşlı bir insanı linç etsin?..
Parti binalarına saldırıp, yakıp-yıkan; sahibi Kürt olduğu için işyerlerini kundaklayan, yoğunlukla Alevilerin ve Kürtlerin olduğu mahallelere polis yönlendirmesiyle saldıran güruh bir kez daha sokaklarda insan avına çıkmıştır.
Diğer taraftan Cizre’de, savaş koşullarında bile yaşanmayan bir kuralsızlıkla insanları ‘sokağa çıkmama’ adı altında açlığa, ölüme mahkûm etmiştir. Gazze’ye dönen Cizre’de, halk bir damla suya muhtaç olmuştur. Tarifi olmaz yaşananların; eğer tarif edilecekse de bir hafta boyunca kızının ölmüş bedeniyle yaşayan bir annenin duygularına tercüman olabilir miyiz acaba?..
Bu yaşanmışlıkları hafızamız almazken 10 Ekim günü Ankara katliamını yaşadık. Devlet eliyle yapılan bu katliamda 102 canımızı kaybettik ve yüzlerce yaralımız hastanelerde yaşam mücadelesi vermektedir.
Amaç insanları sindirmek, sokağı boşaltmak, korku imparatorluğu kurarak irademize müdahale etmektir. Halka canı pahasına büyük bedeller ödetmelerindeki amaçları, AKP’yi tek başına iktidara taşımaktır. “Bizden sonrası tufan” – “Biz güçlü olmazsak size yaşam hakkı yok” demenin pratiğidir. Bu bilinci geliştirip yıldırma politikasıyla geçici huzurun tek başına iktidardan geçtiğini kanlı bir şekilde halka anlatmaktır.
Her şeye rağmen bu halk yenilmeyecek- yılmayacak- korkmayacak!..
10 Ekim'de kaybettiğimiz dostum Ali Kitapçı’nın eşi Emel Kitapçı “Biz barış dedik, onlar ölüm dedi. Biz katilin kim olduğunu biliyoruz. Dimdik ayaktayız, Biz vicdanımızla, ahlakımızla ayaktayız, mücadelemiz devam edecek” diyerek uğurladı eşini.
11 Ekim günü Batıkent Cemevi’nden hakka uğurladığımız Korkmaz Tedik’in babası tabutun başında oğlunu uğurlarken dimdik durarak bir konuşma yapmış ve son olarak, “Faşizme ölüm, halka hürriyet” diyerek tüm baskı, zulüm, katliamlara inat direneceğimizi ifade etmiştir. İnadına barış, inadına halkların kardeşliği perçinlenmiştir.
Bizler bu toprakların kadim halkları, farklılıklarımızla bir arada, insanca yaşayacağız!