Suruç, Cİzre, Ankara... Şimdi de Silvan

Son 35 yılda 56 bin insan öldürüldü bu savaşta...

AGÎRE JÎYAN
Salı, 10 Kasım 2015 (10 yıl 5 ay önce)

Cizre’den sonra şimdi de Silvan’da katliam



 



Adil Okay



 



Durmuyor… AKP devletinin katliamları durmuyor. "Özel harekat" adlı terör örgütünün saldırıları durmuyor. Cizre'de 7 gün sokağa çıkma yasağı esnasında -içlerinde çocukların da bulunduğu- yirmi bir sivilin bu terör örgütünün seçme nişancıları tarafından katledildiğini artık dünya biliyor. Hükümet son ana kadar bu cinayetleri inkâr etmişti.



 



Şimdi de Silvan'da sokağa çıkma yasağının 8. gününde katledilen gençler-çocuklar yok sayılıyor.



 



Silvan'da devletin en yüksek sesi: "Silvan'da 3 mahaleleyi haritadan sileceğiz" diyor.



 



Velev ki "suçlular" bir mahalleye sığınmış olsun, bir devlet kendi halkına karşı tank kullanır mı.



 



Tankla, havan toplarıyla evleri yıkar mı?!!



 



Bir devlet, hastaların hastaneye götürülmesini engeller mi?



Bir devlet, ölülerin gömülmesini engeller mi?



Bir devlet, polis araçlarından bangır bangır anons geçerek halka hakaret eder mi?



Bir devlet, duvarlara sizi imha edeceğiz yazar mı?



Bir devlet, insanların ekmek almasını, doktora gitmesini yasaklar mı?



Bunları bir devlet kendi halkına reva görür mü.



Nerede kaldı "kardeşlik".



Bu halk, Kürt halkı “yeter düşün yakamızdan, kardeşliğinizi istemiyoruz” derse haksız mı?



 



Son 35 yılda 56 bin insan öldürüldü bu savaşta.



Ölenlerin büyük çoğunlunun da Kürt olduğunu, sivil olduğunu ve devlet tarafından katledildiğini biliyor musunuz?



 



Güvenlik politikaları yani inkar-imha politikası işe yaramadı.



Milyonlarca insanı yok edemezsiniz.



 



Tarihin çirkin-trajik tekrarını yaşıyoruz. AKP Devleti hayâsızca saldırmaya devam ediyor.



 



Suruç, Cİzre, Ankara... Şimdi de Silvan.



 



Hepsinde AKP devletinin doğrudan sorumluluğu var.



 





 



Cizre hakkında şunları yazmıştım. Yineliyorum. Okuyucular tekrar için beni affetsin. Ama söz bitiyor bu katliamlar karşısında: 




İsrail yine Gazze’yi kuşattı. Dağ taş bombalanıyor. Sokağa çıkma yasağı 7. günde. Sivil halk en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. İsrail keskin nişancılarının sokağa çıktı diye öldürdüğü çocukların sayısı beşi geçti. BM araya girip ateşkes istedi. Ama İsrail ne uluslararası heyete ne de milletvekillerine gözlem izni vermiyor. Normal koşullarda en barbar kuşatmalarda-savaşlarda bile bir günlük veya  8 saatlik süreyle sokağa çıkma yasağı kaldırılır. Sivil halk ölülerini gömer. İlaç-ekmek alır. Su depolar. Savaş muhabirleri görev yapar. Dış dünyaya haber geçer. Ama bunların hiçbiri mümkün değil. Yasak! Abluka-sokağa çıkma yasağı 7 gündür devam ediyor. 120 bin insana panzerlerden -tanklardan ateş ediliyor. Polis araçlarından 'Hepinizi öldüreceğiz' diye anonslar yapılıyor.





Bu kadar metafor yeter. Anlamışsınızdır. Anlattığım Gazze değil, İsrail değil. Öyle olsa dünya ve Türkiye ayağa kalkardı şimdiye kadar. Bu manzara, bu trajik gerçek Cizre’de AKP devletinin ordusu ve polisinin yaptıkları. Hadi bir iki mahallede “isyancılar” ayaklandı diyelim. Ama 120 bin nüfuslu ilçede, sokağa çıkma yasağının 7 gündür kesintisiz sürmesi, her gün birden fazla sivilin-çocuğun polislerce katledilmesi, yaralıların, hamilelerin, hastaların hastaneye gitmelerinin engellenmesi, ambulansların keskin nişancılarca taranması nasıl açıklanabilir.




 



Cizre yerine Silvan'ı koyun.



 



Silvan'da katliam var.



 



Bir öykü anlatayım. Belki neden ses çıkarmanızın önemli olduğu anlaşılır.



 



Emektar-yoksul bir balıkçı denize açılır. Bir miktar balık tutar. Acıkır. Tuttuğu balıkların bir bölümünü yemek için küçük tüpünü yakar. Ama kazayla tüp devrilir. Tekne yanmaya başlar. Kovayla denizden su alıp ekmek teknesini söndürmeye çalışır. O sırada cinsini bilmediği bir kuş gelir. Gagasında taşıdığı kuru dalı yangın yerine artar.



 



Balıkçı söylenir. “Zaten yanıyorum. O dalla yangını ne kadar arttırabilirsin ki?”



 



Kuş yanıtlar: “Düşmanlığım bilinsin.”



 



Çok geçmez bu kez bir martı gelir. Gagasında topladığı bir damla suyu yanan tekneye boşaltır.



 



Balıkçı duygulanır: “Sağol martıcık ama o bir damla sudan ne olur ki…”



 



Martı yanıtlar: “Dostluğum” bilinsin.



 



Ya bir de milyonlarca martı olsa, “Dostluğum bilinsin” diyen. Ve su taşısalar yangın yerine.



 



Ses çıkaralım. Silvan’a ses verelim.



 



Dostluğumuz bilinsin, “kardeşliğimiz” bilinsin.



 



10 Kasım 2015