İşin endişe verici yanı bugün de Silvan yeni bir Cizre olma yolunda kan revan içinde gidiyordu her an adım adım
Celal Başlangıç
Bir kadın ağlayarak ayağa kalkıyor "Artık konuşmak istiyorum" diye.
Ama konuşamıyor ağlamaktan. Panelin yapıldığı salonun yanındaki bir odaya alıyorlar.
Biraz sakinleştikten sonra anlatıyor yaşadıklarını.
1993'ün Kasım'ında Derik'in bir köyünde gözaltına alınmış. Götürüldüğü karakolda çırılçıplak soyulup, araba tekerleğinde yuvarlanmaktan, falakaya, elle ve copla tecavüze kadar her türlüsünü görmüş işkencenin.
Sadece annesiyle paylaşmış yaşadıklarını. Kimseye anlatmamaya karar vermişler.
İkinci kez Mart 1994'te gözaltına alınmış evinden. İşkence görür, tecavüze uğrar. Geçirdiği kanama yüzünden hastaneye kaldırılır. Sonra serbest bırakılır.
Bu arada babası faili meçhul cinayete kurban gider. Aile İzmir'e göçer. Tedavi için İnsan Hakları Vakfı'na başvurur. Ancak uğradığı tecavüzü orada da anlatamaz.
Beş yıl boyunca sadece kendisinin ve annesinin bildiği bir sır olarak kalır. Ta ki beş yıl sonra, Şükran Almanya'daki bir panelde Avukat Eren Keskin'le karşılaşıncaya kadar...
Suç duyurusunda bulunur Avukat Keskin. Dosya iki yıl oyalanır. Sonra bir kadın savcı atanır ve 440 askere dava açılır.
Dava sürerken Almanya'dan arar, "Çok önemli bir belge vermek istiyorum ama postayla gönderemem" diye.
Atlar Almanya'ya gider Keskin. Şükran'ın elindeki belge, ikinci işkence ve tecavüz olayından sonra kaldırıldığı hastane, ilk 10 gün içinde saptanması gereken kızlık zarı yırtılmasının yeni olduğuna ilişkin bir rapor yazmıştır elle. Ama bir şartı vardır:
"Şimdi bunu ortaya çıkartırsan başıma iş açılır, ancak bunu al, sende kalsın."
İşte, Şükran'ın Keskin'e verdiği belge budur.
O doktor mahkemeye çıkıp ifade de verir. Ancak sonunda adı bölgede pek çok işkence ve faili meçhul cinayete karışmış komutanın da içinde olduğu 440 sanık asker hakkında mahkeme beraat kararı verir.
Avukat Keskin sözlerini bitirirken "Dosyamız şu anda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde" diyor.
Bilgi Üniversitesi'nin Santral İstanbul Kampüsündeki formun konusu "Cezasızlıkla Mücadele".
Avukatlar, akademisyenler, gazeteciler ya da "cezasızlığı" bire bir yaşayanlar tanıklıklarını anlatıyor.
Bizim de üzerimize "Güvenlik Bölgeleri, Sokağa Çıkma Yasakları ve HDP'ye Saldırılar" konusunu Cizre örneğinden hareketle anlatmak düşmüştü.
Kürsüye doğru yürürken bile yedinci gününü dolduran Silvan'daki sokağa çıkma yasağından yeni çatışma, yeni ölüm haberleri geliyordu.
Dokuz gün sokağa çıkma yasağıyla, Türkiye'nin "antidemokratik tarihinin" rekorunu kıran ve yasak kalkınca ortaya çıkan 21 sivil ölümüyle Cizre çarpıcı bir örnekti.
İşin endişe verici yanı bugün de Silvan yeni bir Cizre olma yolunda kan revan içinde gidiyordu her an adım adım.
Cizre'nin en azından yakın tarihi de "cezasızlık" örnekleriyle doluydu aslında.
DIŞKI YEDİRME TÜRKİYE'DE YARGI KONUSU OLAMADI
1989'un Ocak ayında girdiğimiz Cizre'de tanıklıklarımız korkunçtu.
13 Ocak'ta, Cizre'de o günlerde sıkça işlenen "kaldırım üstü" cinayetlerinden ikisinde bu kez iki polis öldürülmüştü. Çok büyük bir operasyon başlatılmıştı Cizre'de. Girilmedik ev, kırılmadık kapı, dövülmedik, işkence yapılmamış insan kalmamıştı. 300'den fazla kişi gözaltına alınmıştı. İşte o günlerde dışkı yedirildi Cizre'nin Yeşilyurt köylülerine.
Uzun süren bir mücadele sonucu köylülere dışkı yediren binbaşı yargı önüne çıkarıldı. Ancak dışkı yedirmekten değil, "efrada sui muamele"den yargılandı. "Dışkı yedirme" Türkiye'de yargı konusu olamadı. Ancak AİHM'de Türkiye Cumhuriyeti "yurttaşlarına dışkı yedirmek"ten tazminata mahkum oldu.
Sonra 1992'nin kanlı Newroz'u geldi. Onlarca insan katledildi Cizre'nin sokaklarında. Kimine göre bu sayı 115'i bulmuştu. Ancak ne etkin bir soruşturma yapıldı, ne kimse yargılandı bu katliamdan. Newroz katliamı da "cezasızlık" duvarına çarpmıştı. Bu olaylar sırasında keskin nişancı Özel Harekatçılar tarafından tek kurşunla öldürülen Sabah gazetesi muhabiri İzzet Kezer'in de katilleri bulunamadı.
1994 yerel seçimlerinde korucubaşı Kamil Atak DYP'den Cizre Belediye Başkanı seçildi. Ancak iddialara göre belediye başkanı olması için gereken ilkokul diplomasına bile sahip değildi. Ama "yakın çalışma arkadaşı subaylar" tarafından o engel bir biçimde aşılmıştı.
1999'da bu kez ANAP'tan adaydı Korucubaşı Kamil Atak ve karşısındaki aday Fazilet Partisi'nden Dr. Emin Dindar'dı.
Seçim gecesi Dindar'ın 1700 oyla seçimi kazandığı haberi gelince kurşun yağmuruna tutuldu Cizre. Sabaha kadar kimse uyumadı. Bazı sandıklar kaçırıldı korucular tarafından. Sabah olduğunda Korucubaşı Atak seçimi 30 küsur oy farkla kazanmıştı.
Dindar'ın ısrarlı itirazları sonucu, Atak'ın ilkokul öğrenim belgesinin gerçek olmadığı ortaya çıkınca seçimler iptal edildi ve yenilendi. Bu kez Dindar Cizre Belediye Başkanı oldu.
İşte Cizre JİTEM davasında 21 kişiyi öldürmek suçundan Albay Cemal Temizöz'ün bir numaralı sanık olduğu davada iki numaralı sanık da Kamil Atak'tı. Bir süre tutuklu kaldı.
Tahliye edildikten kısa bir süre sonra, 9 Mart 2013'te Ciner Grubu'nun Silopi'deki kurduğu termik santralin açılışında dönemin Başbakanı Erdoğan ile birlikte protokol tribününde olan kişilerden biri Cizre JİTEM davası sanıklarından korucubaşı Kamil Atak'tı. Diğer kişi de, kısa bir süreliğine de olsa belediye başkanlığı Atak tarafından elinden alınan Emin Dindar'dı. Çünkü Dindar da süreç içersinde AKP'nin Şırnak Milletvekili olmuştu.
İşte geçtiğimiz hafta Cizre JİTEM davasında hakkında beraat kararı verilenlerden biri de Erdoğan'la birlikte aynı protokol tribününde bulunan Kamil Atak'tı.
DİNK DAVASINDAN TUTUKLANAN EMNİYET MÜDÜRÜ
Cizre 6-8 Ekim Kobane olaylarını ölümsüz atlatmıştı. Ancak 2014 Aralık'ına gençlerin, hatta çocukların ölümleriyle girmişti. Özel Harekat Timleri mahalleleri basıyor, sokaklarda insanları öldürüyordu. Bunun üzerine gençler sokaklara hendekler kazıp barikatlar kurmuşlardı.
Ölüm olayları artınca Cizre Emniyet Müdürü görevden alınmış, yerine yenisi atanmıştı.
14 Ocak'ta, kentteki barikat ve hendek krizini çözmek için Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Hatip Dicle Cizre'ye geldi. Öcalan'ın da mesajı vardı gençlere. Hendeklerin, barikatların kaldırılmasını istiyordu.
Gençler "Evet" dediler. Barikatlar, hendekler kaldırılmaya başlandı. Ancak sonrasında, kaldırılan barikatların, hendeklerin olduğu sokaklara giren zırhlı bir polis aracı 12 yaşındaki Nihat Kazanhan'ı öldürdü. Bunun üzerine hendekler yeniden kazıldı, barikatlar yeniden yükseltildi.
Bu sırada, sorun çözüme doğru giderken 12 yaşındaki bir çocuk öldürüldüğünde Cizre'nin yeni atanan emniyet müdürü Ercan Demir'di ve bir hafta sonra Hrant Dink cinayetinden tutuklanacaktı.
İşte bugün bile Cizre'de yükselen barikatların, kazılan hendeklerin altında böyle bir gerçek vardı.
3 Eylül'de hendekleri kapatmak, barikatları kaldırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edildi Cizre'de.
Tam dokuz gün sürdü. İnsanlar açlıkla, susuzlukla, kurşunla, tankla, tüfekle terbiye edilmek istendi.
Sokağa çıkma yasağının birinci haftasında Başbakan Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Selami Altınok aynı saatlerde açıklama yaptılar neredeyse. Başbakan Davutoğlu hiç sivil kaybı olmadığını söylüyordu Cizre'de. Bakan Altınok'a göre ise bir sivil kaybı vardı, "Yedi terörist etkisiz hale getirilmiş, 30-32 teröristin de etkisiz hale getirildiği değerlendirmesi yapılıyor"muş.
Dokuz gün sonra Cizre'de sokağa çıkma yasağı kalkınca mahallelerden, sokaklardan, evlerden tam 21 sivilin cenazesi çıktı. 35 günlük bebek de vardı, 80 yaşındaki ihtiyar da. Tam 16'sı keskin nişancılar tarafından başlarından tek kurşunla vurulmuştu.
Söz edilen "etkisiz hale getirilmiş yedi teröristten ve etkisiz hale getirildiği değerlendirilen 30-32 teröristen" tek bir iz yoktu.
Bir soruşturma açılmıştı ölümlerle ilgili ama hiçbir şey yapılmıyordu. Soruşturmayı polis yürütüyordu. Yani polis aslında öldürülenlerle ilgili olarak kendi kendini soruşturuyordu. Tek bir delil toplanması gerçekleştirilmemiş, olay yeri incelemesi yapılmamış, görgü tanıklarının ifadelerine başvurulmamıştı.
Avukatlardan oluşan komisyon delilleri toplamış, olay yeri incelemesi yapmış, görgü tanıklarıyla görüntülü görüşmeler gerçekleştirip savcılığa vermişti.
Görünen o ki yeni bir "cezasızlık" olayıyla karşı karşıyaydık işlenen 21 cinayetle ilgili olarak...
CEZASIZLIĞIN RESMİ ADI; AKP
Birleşmiş Milletler, Uluslararası Cezasızlıkla Mücadele Günü olarak 2 Kasım'ı ilan etmişti. Ancak 1 Kasım seçimleri nedeniyle, etkinlikler 9 Kasım'da gerçekleştirildi.
İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde yapılan forumda Hayata Dönüş'ten, yargısız infazlara, işkenceye, Hrant Dink davasına, cinsel taciz ve tecavüze, LGBTİ'lere saldırılara, polis tacizine, basına saldırılara, gizlilik ve yayın yasaklarına kadar çok geniş bir yelpazede tartışıldı Türkiye'de yaşanan "cezasızlık"örnekleri.
Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Şeffaflık Derneği, Bianet, Hafıza Merkezi, IFEX ve Uluslararası PEN'in ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinlikte hayatın her alanında Türkiye'de yaşanan "cezasızlık"örnekleri aktarıldıkça salondaki hava giderek ağırlaşıyordu.
Silvan'da kurşun sesleri, top patlamaları giderek artıyordu.
Türkiye tarihi sayısız "cezasızlık" örnekleriyle doluydu. Son 13 yıldır Türkiye'deki "cezasızlığın" resmi adı AKP iktidarıydı
Bütün örnekler gösteriyordu ki eğer "cezasızlık" varsa, hukuk da, demokrasi de olmayacaktı.
Haberdar