Bakın, “yüzyıllardır kurduğumuz köprüleri” ne kolay ne de zahmetsiz kaldırdılar
Savaşın tam ortasında kalmayanlar için ne kolaydır; “vur, kır, öldür” demek... Ne kolaydır canların yitip gitmesi. Sayının bir önemi yoktur; onlar, yüzler, binler, milyonlar...
Ya da ölüm şeklinin... Boğazın kesilmiş, cansız bedenin yerde sürüklenmiş, yakılmış olmanın... Ya da işkence görmüş cesedinin çırılçıplak sokakta sergilenmesinin hiçbir önemi yoktur. Yaşın da bir önemi yoktur; kundakta 35 günlük bebek olmuşsun, 80'e merdiven dayamış yaşlı bir amca, 10 yaşında bir kız çocuğu...
Anlatmak istediğinin dahi bir önemi yoktur. “Yeter artık, yeter!” diye dövünmenin, döktüğün kanlı gözyaşlarının, ağıtlarının hiçbir anlamı yoktur.
“Barış” gibi “kutsal”, aydınlık, umut vadeden bir beklentinin olmasının bile maalesef bir karşılığı yoktur.
Sen ötekisindir artık. Kapı komşusu değilsindir “külüne muhtaç” olduğun... Mesai arkadaşı değilsindir. Eş, dost, sevgili, akraba değilsindir.
Bakın, “yüzyıllardır kurduğumuz köprüleri” ne kolay, ne de zahmetsiz kaldırdılar.
Diyorsunuz ya: “Niye bize bir şey olmuyor, bunlar niye bizim başımıza gelmiyor?” Sebebi açık değil mi? Biz sizin ötekileştirdiğiniziz... Belki sizin anladığınız anlamda “öteki” değiliz ama haksızlığın, hukuksuzluğun hüküm sürdüğü, insanlık onurunun çiğnendiği her yerde sesimizi çıkarabilecek kadar da 'ötekiyiz!'
“Düzene başkaldırırsan, devleti yıkmaya çalışırsan; askere, polise elin kalkarsa olacağı budur” diyorsunuz. 3-5 yaşındaki çocuğun bile taş atma cesaretini nerden bulduğunu bilmeden...
“Yaradılanı yaradandan dolayı sevdiğinizi” söylerken sizin insan hayatını kutsamayıp, toprak parçasına tapmanız nedir?
Bir arada kardeşçe, renklerimizle, zenginliğimizle, dillerimizle, kültürlerimizle yaşamak varken ona buna tapmak nedir?
Devletin amacı halkını korumak, gözetmek, refahı için uğraşmak değil midir? Devlet mi halkın efendisi yoksa halk mı devletin? Bir kendinize gelin! Bize vaaddettikleri üzerinden onları seçmiyor muyuz ve yanlış gidilen yerlerde eleştirmek bizim hakkımız değil mi?
Senin en insani taleplerinde bile baskıyla, şiddetle, zulümle susturmaya çalışıyorsa orada bir korku var demektir. Orada bir haklılık var demektir. Haklı olan korkmaz, haklı olan kaçmaz. Haklılığı olan hileye, sahtekarlığa başvurmaz. Gücünü sadece haklılığından alır.
Devlet ve başımızdaki malum iktidar tüm taleplerimizde gaz, cop, şiddet, ceza yağdırıyor. Zor yoluyla susturmak istiyor. İtiraz eden ses duymak istemiyor. Kendine koşulsuz, şartsız biat eden yığınlar istiyor. Şimdi bu kadar azgınca saldırdığı bir halktan göreceği tek şey karşı duruş ve başkaldırı olmaz mı?
Benim vergilerimle, benim güvenliğimi sağlamakla görevli personel copluyor, gazlıyor, öldürüyorsa ben ona gül uzatabilir miyim? Ki börek uzatanın akıbetini gördük...
Çok öteye gitmeye gerek yok. Kendi aile ya da çevre ilişkilerimizi gözlemleyerek bile buna yakın çok örnek görebiliriz. Biraz empatiyle bile anlaşılır olabilir. Zararsız bir canlıya bile zarar verdiğinde isteyerek ya da istemeyerek yanıtını alırsın.
Şimdi sorun olan bir yerde sen devamlı; “hayır bir sorun yoktur. Sadece durduk yerde sorun yaratıyorlar” diyebilir misin? Bu sorunlar yumağı sadece AKP'yle de başlamamıştır. Ama bu iktidar da, kendi iktidarının devamı için varolan tüm sıkıntılara oynamış, halkları kandırmıştır. Ülkenin doğusunda da batısında da çözmüş olduğu bir şey yoktur. AVM yapmakla, yol yapmakla, asfalta çiçek dikmekle yapmaya çalıştıkları her şey kasalarını doldurmak ve göz boyamak içindir.

Bir söz var sanırım tam yeri; “Siz, yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. O yüzden anlaşamıyoruz.”
Belki bir araba dolusu laf etmeye gerek yok. Bazen kısa cümlelerle konuşmak bile sebebi açıklamaya yeter. Tabii anlamak isteyene. Peki Türkiye’de çözülmüş hangi sorun var? Eğitim sistemi mi, yasama-yargı-yürütme mi, iş güvenliği mi, sağlık koşulları mı, asgari ücret mi, kadın cinayetleri mi? Ülkedeki hukuksuzlukları alt alta sıralasak, onların yapmış oldukları kadar yol olur.
Anlaşılır olmak için daha ne yapmalıyız? Devlet bizim acılarımızı yarıştırırken ve bunu her defasında başarırken, biz gelecek güzel günler için bu kadar umutsuzluğa düşmüşken, yapacağımız en güzel hareket, doğruluğumuza olan inancımızla küllerimizden yeniden doğmak olmalı.
Çünkü bu hayat, zalimlere bırakılmayacak kadar BİZİM!
Alınteri okuru