“Yeniden paylaşım” savaşları doğrudan emperyalist bir savaşı doğuracak yönde ‘emin’ adımlarla ilerliyor…
Ege Deniz
Rusya’nın bölgede aldığı inisiyatifin ardından ABD-AB eksenli karşıt emperyalist uçta, Rusya’yla askeri olarak doğrudan karşı karşıya gelmekten şimdilik kaçınıldığı için etkili bir yanıt verilemedi.
Görece dolaylı olarak sürdürülen yeniden paylaşım savaşının bir üst düzleme taşınmasından henüz uzak duruluyor. Ama nereye kadar sorusunu da sordurarak. Çünkü bir yandan da karşılıklı olarak gerilimi tırmandıran hamleler yapılıyor.
Beyaz Saray’ın 50 kadar ABD Özel Kuvvetler askerinin Suriye’de karada konuşlandırılacağını duyurmasının ardından Amerikan Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-15C tipi altı hava muharebe uçağının İncirlik’e gönderilmesi adımı geldi. Gerekçe “Türk hava sahasının korunmasına destek olmak” olarak açıklandı. Türk hava sahasına dışarıdan olası sızmalara karşı konuşlandırılacağı söylenen açıklamada “Bu, Türkiye’nin egemenliği ve bölgenin kolektif güvenliğine sarsılmaz desteğimizin işaretidir” denildi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise bu adıma öngelen günlerde yaptığı açıklamada, “Akdeniz’in doğusu dahil olmak üzere belli bölgelerde Rus askeri varlığının güçlendirilmesinden endişe duyduklarını belirterek, NATO’nun buna yanıt olarak ne yapılacağını tartışması gerektiğini” söyleyerek Batıdan Rusya’ya yağan tehditlerin muhtevasına ışık tuttu. Yine Stoltenberg “NATO’nun Baltık Denizi’nde askeri varlığını arttırmasının Rusya’nın tavrından kaynaklandığını” söyleyiverdi.
Gelgelelim, 6 Kasım’da sona eren son 13 yılın en kapsamlı NATO askeri tatbikatı bu noktada emperyalist askeri kurmaylara hayal kırıklığı yaşatmışa benziyor.
NATO’daki en yüksek rütbeli Alman komutanı Orgeneral Hans-Lothar Domröse “30 ülkenin askeri birliklerinin katıldığı tatbikatta ‘çok ulusluluk’, yani müttefikler arasındaki koordinasyon ve işbirliğini tatminkar bulmadığını” söylüyor. General Domröse “Çaresiz değiliz ama Rusya’nın Hazar Denizi’nden fırlattığı roketle bin kilometre uzaklıktaki Suriye’de istediği hedefi vurduğunu görmek NATO’nun huzurunu kaçırıyor” demekten kendini alamıyor.

NATO sözcülerinden biri, “Ruslar daha kararlı, esnek ve daha bütünlük içindeler, bu farkı kapatmamız lazım. Ruslardaki birlik ve bütünlük bizi şaşırtmasın. Çünkü Putin’in ordusunda bizdeki gibi yetki, onay ve koordinasyon karmaşası bulamazsınız”, diyor.
Son NATO tatbikatı 2 yıl ön hazırlığın ardından yapıldı ve tüm “koordinasyon problemleri”yle birlikte 36 bin asker katıldı. Rusya’da ise, son iki yılda 80 bin askerin katıldığı ondan fazla tatbikat yapılmış. Üstelik bu tatbikatlar öyle fazla bir hazırlık gerekmeksizin gerçekleştirilmiş. Son Suriye operasyonları Rus ordusunun görece daha bütünleşik hareket etme yeteneğinin teyyidi oldu.
Diğer taraftan Rusya yeni hamleler de yapıyor. Suriye’deki hava operasyonlarına devam eden savaş uçaklarını korumak için ülkeye uçaksavar gönderme kararı aldı. Rusya Hava Kuvvetleri Komutanı Viktor Bondarev, uçaksavar gönderme kararının gerekçelerini “Çok farklı acil durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Örneğin komşu ülkelerden birisinde yaşanabilecek bir uçak kaçırma olayı ya da bir saldırı” sözleriyle açıkladı. Rusya bir yandan da İran’la S-300 füzeleri sevkiyatında anlaşma imzaladı.
Aynı zamanda Rusya, Suriye’de attığı etkili adımların askeri-moral sonuçlarından sonuna kadar faydalanmaya çalışıyor. Putin’in, “Zamanında aldığımız önlemler savaşa hazırlık düzeyimizi ve Silahlı Kuvvetlerimizin imkanlarını yükseltti. Bunu Suriye yönetiminin talebi ve ricasıyla gerçekleştirdiğimiz terörle mücadele operasyonlarımız kanıtladı” demesi bu yüzden. Putin, “Rusya’nın savunma alanındaki işletmelerinin aktif bir şekilde çalıştığını ve orduyu yeni roket sistemleri, nükleer ve çok amaçlı denizaltıları ve deniz üstü gemilerle donattıklarını” belirtmeyi de ihmal etmedi.
Askeri-diplomatik baskılarla birleşik olarak Viyana’daki görüşmeler trafiğiyle Rusya’yı, İran’ı, Suriye’yi masada dizginlemeye çalışan ABD ve müttefiklerinin bu çabaları sonuç vermeyecek. 14 Kasım’da yapılacak Viyana toplantısına İran’ın ve Suriye’nin katılıp katılmayacağı bile belirsizliğini koruyor.
Şu veya bu şekilde emperyalistler arası gerilimleri görece azaltacak kimi “uzlaşmalar” gündeme gelse bile bunlar geçici olacak. Ve Uzakdoğu’da Çin’i baskılamaya çalışan ABD’nin provokatör girişimlerinin yol açabileceği gelişmeleri de hiç gözden ırak tutmadan konuşacak olursak, “yeniden paylaşım” savaşları doğrudan emperyalist bir savaşı doğuracak yönde ‘emin’ adımlarla ilerliyor…