Barış Bloku’ndan çağrı

İstanbul Barış Bloku başta Silvan olmak üzere Kürt illerinde gerçekleştirilen devlet terörünü teşhir etmek için uluslararası kamuoyuna dayanışma çağrısı yaptı

GÜNCEL
Cuma, 13 Kasım 2015 (10 yıl 11 ay önce)

İstanbul TMMOB Şube Binası’nda düzenlenen basın açıklamasına Alınteri’nin de içinde yer aldığı çok sayıda siyasi kurum, sendika, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarından temsilciler katıldı.



 



İlk sözü Barış Bloku Eş Sözcüsü Gencay Gürsoy aldı. Gürsoy;



 




“10 günden beri bir kasaba da, 30-40 bin kişinin yaşadığı üç mahallede ağır silahlarla, helikopterlerle, keskin nişancılarla kendi halkıyla savaş eden bir devleti, Türkiye ve Dünya kamuoyuna teşhir etmek için bu toplantıyı düzenliyoruz. Bu devlet Türkiye, kasabada bildiğiniz gibi Silvan. Silvan ilk defa bu olayları yaşamıyor. Bundan bir buçuk ay kadar önce içinde yer aldığım arkadaşlarla birlikte sokak-sokak ziyaret ettiğimde, ilk sokağa çıkma yasağı günlerinde zaten tahribata uğramıştı ve aynı tablonun yaşandığı bir kasabaydı. Ama bu son olay, gerçekten bugüne kadar görülmemiş boyutlarda bir devlet terörünü simgeliyor. Silvan -tabii devlet kendince gerekçeler bularak- işte hendekleri kapatmak, ya da kendi ifadeleriyle üç beş silahlı örgüt mensubunu yakalamak üzere giriştiği silahlı hareketin, ablukanın, baskının boyutları dünya ölçeğinde yankı bulacak bir seviyeye ulaşmış durumdadır. Günlerden beridir 24 saat süren sokağa çıkma yasağında insanlar ekmek bulamadılar, su bulamadılar, onlarla temas edilemedi, bütün iletişim bağları koparıldı. Keskin nişancılar, ifadeye göre, sokağa çıkan ya da kendi araçlarıyla hareket halindeki her objeye hayvanlar dahil ateş ediyorlardı. Ne kadar can kaybı olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Bu tablo karşısında biz, her zaman yaptığımız gibi Türkiye ve dünyada ne kadar barışçıl, demokrat, insan haklarından yana kurum ve kuruluşlar varsa kamuoyu önünde harekete geçmeye çağırıyoruz”, dedi.




 



 Barış girişimi olarak uluslararası dayanışma için yazılan çağrı mektubunu da okuyan Gürsoy;




 



“Türkiye hükümeti,  güvenlik güçleri ile çatışmada insanların ölmediği iki yıl kadar süren barış sürecini terketti. 7 Haziran Genel Seçimleri öncesinde 170 HDP ofisine şiddetli saldırı gerçekleşti. Adana ve Mersin ofisleri bombalandı. HDP Diyarbakır mitinginde patlayan bomba nedeniyle 4 kişi öldü, çok sayıda insanın yaralandığı bir seçim kampanyası süreci yaşandı. AKP’nin mecliste çoğunluk olmasını engelleyen seçimler sonrasında şiddet alabildiğine arttı. Kobané’ye insani yardım götüren 33 genç Suruç’ta bombalanarak öldürüldü. Ölüm oranları arttıkça, Kürt bölgelerinde bazı yerel yönetimler bölge halkını korumak için “özerklik” ilan ettiler” diyen Gürsoy, açıklamasının devamında;





 



“2 Kasım’dan bu yana Diyarbakır’ın Silvan ilçesinin Tekel, Mescit ve Konak mahallelerinde 24 saat sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Fiilen asker ve polis işgali uygulanıyor. Vatandaşlar yiyecek ve içecek almak, yaralılarını hastaneye götürmek, ölülerini toprağa vermek için evlerinden çıkamıyor”, dedi.





 



Konuşmasını, “15-16 Kasım tarihlerinde Türkiye hükümeti Antalya’da G20 toplantısının ev sahipliğini yapacak. Bu hükümet aynı zamanda kendi sivil vatandaşlarını katlediyor. Seçim kampanyası boyunca bu saldırılar yaşandı.



 



Hayatları kurtarabilmemiz için, güvenlik güçlerinin sivil halka yönelik operasyonları durdurması; milletvekilleri, insan hakları temsilcileri ve barış delegasyonlarının mahallelere girmesine izin verilmesi ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin bölgeye erişiminin sağlanması gerekiyor” diyerek bitiren Gürsoy’dan sonra sözü CHP eski milletvekili Melda Onur aldı. Onur;





 



“Her şey normalmiş gibi bakılıyor, sanki iki Kasım olmuş, seçimler bitmiş, nasıl olduğunu hepimizin bildiği bir seçim kampanyasından büyük bir zaferle çıkmış bir iktidar partisi sanki daha önce iktidar değilmiş gibi davranıp 2 Kasım’dan sonra her şey normalmiş gibi göstermeye çalışıyor. Oysaki hala şiddet var, hala ölümler var, hala baskı var, hala ciddi bir mağduriyet var. Herkesi Silvan’ı görmeye davet ediyorum. Başka ülkede değil, bu ülkede bir savaşın olduğunu hissetmeye ve görmeye davet ediyorum” dedi.




 



Onur’dan sonra söz alan HDP milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise;




 



“Silvan’da ciddi bir devlet terörü ile karşı karşıyayız. Aslında gizlilik ve şeffaf olmayan bir durumla karşı karşıyayız. Devlet kontrolünde, yani bir kaymakamın, bir valinin kontrolünde olması gereken olaylar aslında keskin nişancıların, özel harekatçıların sokaklarda dolaştığı bir ortamla yüz yüze ve bütün bu kontroller silah taşıyan bu insanların elinde” dedi. Açıklamasını;



 



“Bu yaşananlar tekrar edildi. Ardından Cizre geldi, Cizre’ye gidildi. Lice, Nusaybin ve birçok yerde aynı şiddet uygulandı. Tüm bu yaşananlar bir halkın özgürlüğü, kendi ana dili ve yaşam hakkı uğruna verdiği mücadeleyi engellemek içindi. Yapılan şey, sonuçta seçimle onca oy alan bir partiyi, daha önce 80 milletvekili almış bir partiyi mecliste çalıştırmamak ve tamamen HDP’yi devreden çıkarmak ve çözüm sürecinde başkalarını araya sokmak içindi” diyerek bitirdi.



 




Söz alan Silvan-Der Başkanı Ali İhsan Dinçer ise;




 



"Aldığım bilgilere göre 4 milletvekili arkadaşımız abluka altında. Eğer milletvekilleri dışarı çıkamıyorsa sivil halk ne yapsın. 5 terörist öldürüldü diyorlar. Katledilenlerin sivil halk olduğunu biz biliyoruz ve öldürülenlerin hepsini tanıyoruz” diyen Dinçer, “devletin tüm katliamlarına rağmen halkın barış istemekten vazgeçmediğini” söyledi.




 



Dinçer’den sonra sözü alan HDK Eş Genel Sözcüsü Sebahat Tuncel ise;




 



“Çok kötü şeyler yaşıyoruz ama bugün güzel bir haber de aldık ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Artık Şengal özgür. Bugünkü bu haber acıları umarım ki dindirir ve çetelerin elinde olan o kadınlar alınır ve kurtulur. Bu zaferi burada kutlamak istiyorum ve halklar için direnenlere de buradan selam olsun diyorum” diyen Tuncel;



 



“Savaş ve çatışmalara bir an önce dur demek ve barış biran önce olsun demek için toplantılar yaptık. Barış içinde yaşama hakkını devletin sağlaması gerekmektedir. Türkiye’nin de imzacısı olduğu San Diego Bildirgesi’nin 13. Maddesinde ‘barışı ve barış içinde yaşama hakkını koruma yükümlülüğünün devlete ait olduğu kayıt altına alınmıştır.’ Türkiye Cumhuriyeti bu bildirinin imzacısı olmuştur. Ama imza attığı bildirinin yükümlülüğünü yerine getirmemektedir. Bugün barışı inşa etmenin temel görevlerinden birisinin devlete ait olduğunu, devletin savaş politikalarına karşı direnmenin, vicdani ret hakkının aslında uluslararası sözleşmelerle -Türkiye’nin de imzalamış olduğu bu sözleşmeyle- güvence altına alındığını ifade etmeliyim.



 



Barışın olabilmesi için, demokratik alanın genişlemesi için müzakarelere dönülmesi gerekiyor. Bir an önce çatışmadan, savaş politikasından AKP’nin vazgeçmesi ve barış için adım atması gerekiyor” diyerek sözlerini bitirdi.




 



Birkaç kurum temsilcisinin yaptığı kısa açıklamalardan sonra basın açıklaması bitirildi.