Türkiye sınıf mücadelesinin en büyük handikaplarından birini kuşak kopukluğu ve deneyim aktarımında yaşadığı zayıflık oluşturmakta. Bugün ise işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketi bir gerileme, durağanlık ve iç çözülme içerisindedir. Özsavunma içerikli ve parçadan yapılan özelleştirme karşıtı direnişler dışında, toplamda sınıf hareketi cılız, diğer emekçi sınıfların önünü açmak bakımından etkisizdir. Sınıf eylemlilikleri, genellikle küçük-orta büyüklükteki işyerlerinde toplu işten atmalara karşı sınırlı direnişler ve sendikalaşma çabaları olarak alt düzeydedir. Sadece grevlere bakacak olursak; 1990 yılında 456, 1995 yılında 120, 2000 yılında 52 grev yaşanırken 2004 yılında sadece 30 grev yaşandı. Bugünkü "eylemsizlik" halini, ağırlaşan kriz koşulları ve içten içe kaynayan patlama dinamikleriyle beraber düşünecek olursak "deneyim aktarımı" zaafiyetinin aşılması kendini daha yakıcı bir şekilde ortaya koyacaktır. 14 Ekim 2003 tarihli Alınteri Gazetesi'nin 43. sayısında yayınlanan "Kuşaktan kuşağa aktarılan deneyimler" yazısını hem güncelliğini hiç kaybetmeyecek konusu hem de soruna ışık tutan çözümleme ve örneklemeleri sebebiyle yayınlıyoruz:
[foto]profilo3.jpg[/foto]
Colins direnişinin yaşandığı günlerde ücret ve insanca yaşam koşulları için direniş gösteren 300 işçi kapıdayken, işçilerin bir kısmı da çalışmaya devam ediyordu. Bu işçilerden biri, bir genç kız, ertesi gün direnişe katıldı. Çünkü direnişe katılmadığını duyan babası, "Arkadaşlarına ihanet etme, git direnişe katıl" diye kızını azarlamıştı. Baba, emekli bir sendikalı işçiydi.
İkinci örnek ise halen devam eden İŞMER direnişi. Buradaki işçilerin de çoğu gençti ve neredeyse tamamı sendika hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordu. Sendikalaşmaya nasıl başladıkları sorulduğunda verdikleri cevap çalıştıkları sırada sendikalı olan babalarının yönlendirmesi sayesinde olduğuydu. Üstelik bu genç işçilerin çoğu MHP-AKP gibi gerici ve faşist partilere sempati duyuyordu. Babaları onlara sendikalaşmanın önemli ve iyi bir şey olduğunu, hangi yolları takip etmeleri gerektiğini anlatıyordu, yani bilgilerini çocuklarıyla paylaşıyordı.
[foto]profilo4.jpg[/foto]
Aktardığımız bu iki örnek, arada bir meydana gelen ve tesadüfen yaşanmakta olan örnekler değil. Aslında çoğu sendikalı geçmişe ya da mutlaka bir direniş deneyimine sahip olan '80 öncesi ve sonrası işçi kuşaklarının bugün kendileri gibi işçi olan çocuklarına deneyim aktarımının artık yapılmaya başladığının göstergesi. Bu deneyimler şüphesiz daha önce de vardı, ancak kitlesel işten atılmalar, kara listeler, devlet terörü nedeniyle iletişim kanalları tıkanmış, aktarımı yetersiz ve çoğunlukla kandilerine ve bugünkü işçi kuşaklarına güvensizlikle örülüydü. Bu nedenle aslında çok önemli olan deneyim aktarımı hemen hiç gerçekleşmiyordu. Bunun bir başka nedeni de bir zamana kadar emekçileri mikrop gibi saran bireysel köşe dönücülük umutlarıydı. Ancak bu da ağırlaşan kriz koşullarıyla imkansız ve yapılamaz hale geldi. Artık bu noktada mücadelenin geçmişte kalmadığı, bugün de örgütlenmenin, sendikalaşmanın elzem olduğu emekçiler tarafından görülmeye başlandı. Ve emekçi ailesinin iç ilişkileri burada, yeni arayışların da bir göstergesi olarak değişmeye başladı. Bir direniş yaşandığında, "Aman çocuğum sen karışma, neme lazım, sen çalışmana bak" derdi ana-babalarımız. Çünkü hem insanlara güvenilmezdi, hem de insan ekmeğine bakmalıydı. Ancak kendi sınıf kardeşinden başka güvenecek hiçbir şeyin, yiyecek ekmeğinse hiç kalmadığının ayan beyan netleşmesiyle bu geriye çekişler azalmaya, kuşaklar arası bağlantılar, deneyim aktarımları yeniden sağlanmaya başladı.
[foto]zonguldak_grevi.jpg[/foto]
İkincisi, '90'larda, sınıf mücadelesinin gerilemeye başlaması, gerici-faşist dalganınsa yükselise geçmesiyle genç kuşaklar, MHP-RP gibi parti ve eğilimlere kaymaya başladılar. Yani '80 sonlarındaki mücadele dalgasının gerileyip lümpen, şoven dalganın yükseldiği dönemlerdi bunlar. Baba sendikalaşma mücadelesinin önünü çeken, onca badire atlatmış bir işçiyken oğlu '80 sonrasının lümpen, apolitik, hiçbir sınıfsal değere inanmayan gençliğinin temsilcisiydi. Ancak bugün yaşanan direnişlerdeki genç işçi sayısının fazlalığına baktığımızda; yaşam koşularının gittikçe kötüleşmesi ve düzen içi vaatlerin boşa çıkmasıyla genç kuşağın, nüve halinde de olsa çıkışı sınıf mücadelesinde aramaya başladığını görüyoruz. Bugün yeniden bir işçileşme dalgası yaşanıyor ve '90'lardaki kırılma yeni bir genç işçi kuşağı dalgasıyla karşılanıyor.
[foto]pasabahce.jpg[/foto]
Yeni bir sendikalaşma hareketinin doğum sancılarının yaşandığı ve kuşaklar arası kırılmanın tamir edilmeye başlandığı bugünlerde bu genç işçi kuşaklarının sosyalist bir aydınlanmayla ele alınması kaçınılmaz bir görevdir, ki bu dalganın uzun soluklu olmasının en önemli koşulu da bu bilincin verilmesiyle mümkümdür.