Aralarında Alınteri temsilcilerinin de yer aldığı Barış Bloku Temsilcileri Heyeti Silvan'a doğru yola çıktı
İstanbul Barış Bloku bileşenlerinden Doğu Güneydoğu Platformu'nun (DGD) çağrısıyla bugün İstanbul'dan Silvan'a doğru hareket eden Blok Bileşenleri Temsilcileri içerisinde yer alan Alınteri muhabirlerinin, Silvan ablukası sırasında yer alan Y.A ile röportajını yayınlıyoruz.
İlk saldırılar olduğunda orada mıydınız?
Y.A: İlk saldırılar olduğunda ben gerçi Diyarbakır’a gelip gidiyordum. Diyarbakır’da çalışıyordum. Annem babam şu an hala Silvan’da abluka altındalar.
Neden oradan taşınma gereği duydunuz?
Y.A: Biz bir aileyiz. 4 kardeş üniversite mezunu ve hepimiz işsiziz. Diyarbakır’da bir yer açtık, onu da bırakmadılar. Her gün her gün sigara bahanesi, şu bahanesi bu bahanesi diyerek mekanı kapattırdılar. Kardeşimi şehit verdim. Kız kardeşim HDP’nin ilçe başkan yardımcısıyken cezaevine atıldı. Öyle olunca artık devletin baskıları daha da yoğunlaştı. Yoğunlaştıkça da kaçmak zorunda kaldık.
Peki, çatışma döneminde orada mıydınız?
Y.A: Çatışma döneminde oradaydım. Diyarbakır Silvan arası gidip geliyordum. Ne yapacağız, ya öleceğiz ya direneceğiz.
Saldırıların olduğu üç mahalleden birisinde miydiniz?
Y.A: Konak mahallesindeyiz.
Neler oldu orada, neler yaşandı?
Y.A: Bizim güçlerle devlet güçleri 24 saat çatışmadaydı. Öyle şeyler oluyordu ki canın burnunda, ne yapacağını ne edeceğini bilmiyorsun. Hangi tarafa, ne tarafa gideceğini bilmiyorsun. Evden çıkıyorsun keskin nişancı damda hemen seni vuruyor. Yani Silvan’ın girişi ile çıkışı arasında kalan bütün yüksek binalarda keskin nişancılar var. Bütün damlarda iki üç tane nişancılar var.
Abluka öncesi hazırlıklarınız var mıydı?
Y.A: Abluka öncesi yani altı aydan altı sene öncesine kadar hazırlığımız vardı. Bu yaşananlar şimdi değil, altı sene öncesinden olan şeyler. PKK’nin bize sunduğu şeyler var. Bir çizgi var, bir yol ve bir harita var. Biz o haritanın o yolun doğrultusunda gidiyoruz. Eğer o yolda yürümezsek bugün ne Silvan direnebilirdi, ne Bismil direnebilirdi ne de Cizre direnebilirdi. Bugün Amed’in ayakta olabilmesinin tek nedeni de budur.
Orada direnen devrimci güçler vardı. Halk mecburen sığınaklara indi değil mi?
Y.A: Tabii ki, direnen güçlerde bizdik. Benim kardeşimdi, onun kardeşiydi, onun oğlu bunun çocuğuydu. 7 ile 70 yaş arasında kim varsa direnmeye mecbur kaldık. Geliyor senin oğlunu senin gözünün önünde öldürüyor. Dayanabilir misin, dayanamazsın. Ne kadar dayanabilirsin ki?
Şimdi Silvan’ın ölüm bilançosu 5-10’dur diyorlar, ama değildir. Yüzü aşmış. Silvan’da ölümler yüzü aşmış.
Bu abluka sürecinde mi aşmış?
Y.A: Son bir ayki abluka sürecinde.
Diyorlar ki halk bir aydır ihtiyaçlarını gideremiyor; elektrik, su, ekmek nasıl karşılanıyordu?
Y.A: Elektrik onların ellerinde. Su onların ellerinde. Belediye bizde ama belediyenin yapabileceği bir şey yok. Şebekeleri kesiyorlar. Abluka sürecinde belediyenin dağıttığı su Silvan sokaklarında harıl-harıl akıyordu ama kimse içemiyordu.
Evlerde su akmıyordu değil mi?
Y.A: Evlerde su akmıyordu ama sokaklarda patlamış vanalardan bombaların etkisiyle su akıyordu. Bir arkadaş sığınakta bekliyor, havan topu attılar sütüne ve attıkları top duvarı delerek şarapnel parçaları arkadaşın yüzüne değdi. Çok şükür ki yaşıyor.
Bu abluka süreci içerisinde hendeklerde ve barikat başlarında direnildi. Her ne kadar evlerine çekilen halk varsa da barikat başlarında direnenlerde vardı. Bu direnişte kadınların katılımı nasıldı?
Y.A: Çocuğunuz barikattaysa sizin durumunuz ne olacak? Bir kadının oğlu barikatta; keleşi ya da roketatarı omzunda, o kadının ruh hali ne olacak? Her an ölümle burun buruna. Buna hangi kadın, hangi anne dayanabilir? Orada direnen oğlunun, kızının üstüne gelecek kurşunlara ilk olarak bu kadınlar bu anneler atlar. Kürt kadınlarının annelerinin ruhu böyledir. Kadınlar her zaman baş tacıdır.