ABD emperyalizminin Irak krizi

Irak'ta işgale öfke öyle büyük ki, "işgal demokrasisi tiyatrosu" daha baştan bir trajediye ve işgalcileri vuran bir komediye gönüştü.

GÜNCEL
Cumartesi, 4 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)

Irak’ta ABD emperyalizminin 3.5 yıllık işgal ve sömürgeciliğinin bilançosu: Emperyalist işgalcilerin çoğunluğu sivil 655 bin kişinin doğrudan veya dolaylı olarak öldürülmesi (bu rakama açlıktan ve salgın hastalıklardan ölenler dahil), 1 milyon 500 bin kişinin ülke dışına göçmesi, altyapının ve kamu hizmetlerinin çökertilmesi, yüzde 60′ın üzerinde işsizlik… Irak’ta halen işgal ve işbirlikçi ordu ve kontrgerillanın katliamlarında, direniş güçlerinin eylemlerinde, yanı sıra Sunni, Şii ve Kürt grupları arasındaki çatışmalarda ayda bin kişinin üzerinde ölümler olmakta, ayda 30 bin-100 bin arası kişi de ülkeyi terk etmektedir.

Hayır, Irak yalnız esir bir ülke değil. Bir direniş, bir isyan ülkesi. “Elleri bağlanmış esir bir halk, tutkun akşamlarda ağlamaz gülmez…” Ölümü gözünde küçültenlere hiçbir kaba zorbalık, teknolojik kibir boyun eğdiremez!… Bunu, Irak’ı ABD ve işbirlikçileri için kaçsa kaçamayacağı, kalsa kalamayacağı yeni bir “Vietnam batağı”na çevirerek gösteren bir ülke…

Irak artık emperyalist işgalciler için de bir ölüm ve giderek ağız ucuyla itiraf etmek zorunda kaldıkları kanla kına yakma ülkesi. Irak’taki aktif silahlı direniş savaşçısı sayısı, 2003 yılında 2 bin, 2005′te 20 bin, bu yıl ise 50 bin kişi, 200 binin üzerinde milis gücü olarak tahmin edilmektedir. Irak’ta 5 bine yakın işgalci asker, 30 binin üzerinde işbirlikçi öldürüldü. Irak’ın bazı Sunni ve Şii bölgeleri direnişçi milis güçlerinin denetiminde ve ABD ordusu ancak Felluce, Ramadi’de olduğu buralara tank, top, uçak bombardımanı ile girebiliyor. Irak halkının “kendilerini çiçeklerle karşıladığı” yalanına artık ABD işgal askerleri de inanmadığı gibi bir kısmı canını kurtarmaktan başka bir şey düşünemez hale gelmiş durumda. Irak sendromu nedeniyle intihar eden ABD askerlerinin sayısı yılda 100′ü buluyor. Irak’taki ABD askerleri arasında yapılan araştırmalarda askerlerin yüzde 70′i Irak’ta kalmak istemediğini belirtiyor.

Emperyalizmin Irak’taki işgal ve katliamlarına işbirlikçileri yemleyerek kenar süsü olarak düzenlemeye çalıştığı “democracy project” de iflas etmiş durumda. Iraklı emekçilerin işgalci katillere ve işkencecilere tepkisi öyle büyüktü ki “işgal demokrasisi tiyatrosu”nu daha en baştan bir trajediye, sonra da ABD’yi vuran bir komediye dönüştü. “Genel Seçimler”e katılan işbirlikçi güçlerin tümü, parti programlarının ve seçim vaatlerinin başına “işgalci güçlerin ülkeyi terk etmesi”ni yazmak zorunda kalmışlardı! Seçimlerde emperyalistler tüm güçleriyle işbirlikçi Şii gruplardan Allevi’yi beslemelerine karşın, Allevi ancak yüzde 14 ile 3. parti olabildi ve parlamentoya bile giremedi! Seçimleri ABD’nin tüm baskı ve entrikalarına karşın, İran’ın da belli bir nüfuzunun olduğu, ABD ile işbirliği yapmakla birlikte tam kontrol edemediği Şii ağırlıklı gruplar kazandı. (İran bile bu durumla, “ABD şeytanı Irak’ı işgal etti. Niçin? Irak’taki iktidarı bize teslim etmek için!” diye dalga geçmişti.) Kukla Başbakan Maliki’nin dahi, ABD işgal ordusunun işgale direnen ve muhalefet eden Şii gruplara dönük operasyonlarını ve “ABD’nin kararları hükümete danışmadan almasını” protesto etmesi, buna karşılık ABD’nin hükümeti “darbeyle devirip Allevi ile cunta kurma” tehditleri ile kontrol etmeye çalışması, ABD’nin “demokrasi ihracı” komedisinin geldiği noktayı göstermektedir.

ABD emperyalizminin Irak’taki askeri-politik batağına bugünlerde en üst düzeyden Irak sendromu itirafları eşlik ediyor. Bush, Irak’ın Vietnam’a benzediğini kekelerken, İngiltere Dışişleri Bakanı, “Irak’ın bugüne kadarki en büyük dış politika başarısızlığı olabileceğini” söylüyor, generalleri “Irak stratejisinin böyle gitmeyeceğini”, medyaları “Irak’ta durumun Saddam döneminden çok daha kötü olduğunu”, “Irak’ta yenilginin gizlendiğini” itiraf ediyor.

Kuşkusuz tüm bunlar, ABD ve işbirlikçi devletlerin Irak’taki hüsran ve yıpranmasının resmen itirafı olsa da ABD’nin Irak’tan çekilip gidivereceği anlamına gelmiyor. Emperyalist ölüseverlerin ve leş yiyicilerin üst kademeleri son dönemde çeşitli “çekilme senaryoları”nı daha fazla dile getirmeye başlasalar da bunlar bir beklenti ve belirsizlik sisi yaratma amaçlıdır. ABD emperyalizmi, zaten tüm “Genişletilmiş Ortadoğu” stratejisini tehlikeye atacak böyle bir defolma yerine, Irak halklarının kanı içinde debelenmeyi sürdüreceği, kan gölünü büyüteceği “B planları” peşindedir. “B planları” arasında, “demokrasi” şaklabanlığına da son vererek, “daha tam” bir askeri faşist diktatörlük rejimine gidilmesi; Şii, Sunni, Kürt egemenlerine petrollerden pay verilerek işbirlikçiliğin tabanının genişletilmesi ve Irak’ın üçe bölünmesi; Birleşmiş Milletler ve diğer emperyalistlerin de sürece dahil edilmesi, İran ve Suriye ile masaya oturulması vb. gibi senaryolar var. Fakat bu emperyalist senaryoların “en pempesinde” dahi, emperyalistlerin Irak’tan tümüyle çekilmesi yok. Kademeli çekilme senaryoları dahi, ABD ordusunun stratejik noktalarda, “güçlendirilmiş üslerde” konuşlanmayı ve yönetimi (en fazla biraz paylaşır görünüp emperyalist “yönetişime” dönüştürerek) elinde tutmayı sürdürmesini öngörüyor. ABD emperyalizmi özellikle Şiiler ile Sunniler arasında provoke ettiği iç savaşı körükleyerek, emperyalistlerin beylik böl parçala yönet politikasının en kanlı versiyonuyla Irak’taki egemenliğini sürdürüyor. Irak halklarının ve direnişinin, din, mezhep, ulus, aşiret temelinde bölünmüşlüğü ve her birinin işbirlikçi egemenlerin de işine gelen biçimde birbiriyle de savaşması, emperyalist işgalcilerin en fazla zorlandığı ve yıprandığı noktada bile egemenliğini, onları birbirine kırdırarak ve manipüle ederek sürdürme olanağını vermektedir.

Emperyalist işgalcileri ve işbirlikçilerini Irak'tan ancak net bir antiemperyalist-kapitalist eksende birleşen bir direniş ve isyan kökten söküp atılabilir. Irak’ta her biri birkaç yüz ile 15 bin arasında silahlı güce sahip 20 civarında direniş örgütünün ölümü gözlerinde küçülten tüm gözü karalığına karşın zayıf karınları, dar milliyetçi, dinci, mezhepci, aşiretçi ve diğer gerici ideolojilerden öteye gidememeleri, birbirleriyle de boğazlaşıp durmalarıdır. Bu nedenle ABD ve işbirlikçi kontrgerilla provokasyonları, başta İran, Suudi Arabistan ve Türkiye olmak üzere çevre devletlerin provokasyonları, işgal yıkım ve iç savaş ortamında türeyen lümpen haydut çetelerinin saldırıları ile direniş eylemlerinin, at izi ile it izinin birbirine karıştığı kaotik bir durum yaşanmaktadır.

Irak’ta sol adına işgale karşı görünen ancak işgalcilerin seçim tiyatrosuna katılan reformist Irak “Komünist” Partisi, bu nedenle ondan ayrılan ve silahlı direnişe geçen “Yurtsever Komünistler” grubu, Irak İşçi Komünist Partisi sayılabilir. Son ikisinin silahlı direniş içerisinde önemli bir etkisi olmamakla birlikte, Irak işçi sınıfının işgal karşıtı direnişinde önemli bir gücü vardır. Irak Sendikalar Federasyonu, işgalle birlikte Baas güdümlü sendikalardan ayrılan, Irak “Komünist” Partisi'nin egemenliğinde kuruldu. Önce işgalcilerin baskısına uğradı, Parti ve Federasyonun işgalci seçim tiyatrosunda yer alması üzerine direnişçilerle karşı karşıya geldi ve sendika başkanı direnişçiler tarafından öldürüldü. Irak İşçi Konseyleri Federasyonu ise Irak İşçi Komünist Partisi'ne bağlıdır, ABD ve işbirlikçi hükümet tarafından yasadışı kabul edilmekte, hem işgalcilere hem de islamcı örgütlere karşı mücadele yürütmeye çalıştığından ikili baskı ve saldırılarla karşı karşıyadır. Özellikle Basra bölgesinde oldukça güçlü ve militan grevler örgütlemektedir. Irak’ın güneyindeki tüm petrol, gaz, boru hattı işletmelerinde örgütlenen Petrol İşçileri Sendikaları Federasyonu ise, bağımsız ve işgalcilere karşı en militan direnişleri gerçekleştiren işçi örgütüdür. Savaş sırasında petrol tesislerini işgal edip Baasçı yöneticileri kovmuş, işgalden sonra ise emperyalistlerin petrol tesislerine el koyma ve özelleştirme girişimlerine karşı sayısız militan grev, barikat, işgal, sabotaj eylemi gerçekleştirmiş, işçilere karşı en ufak saldırı karşısında silahlı direnişe geçeceğini ve kuyuları uçuracağını deklare etmiştir.

ABD emperyalizmi Irak’ta, Afganistan’da oldukça sıkışmış ve yıpranmış durumdadır, ancak emperyalizmi işbirlikçileri ile birlikte, antiemperyalist birleşik savaşımla kökünden söküp atmadan, devrimci sosyalizmin otoritesini bölge halklarının gözünde yükseltmeden, emperyalist kapitalizmin içinden çıkamayacakları durumun olmadığını da bilmek gerekir. Bu açıdan, Türkiyeli komünist ve sınıf bilinçli işçilere önemli görev düşmektedir. ABD emperyalizmi Irak, Afganistan ve Lübnan başta olmak üzere bölgedeki sıkışmasını, Türkiye işbirlikçi burjuvazisi ve devleti başta olmak üzere taze kan örgüleri yaparak aşmaya çalışırken, buna karşı daha güçlü ve kitlesel savaşımı yükseltmeliyiz. ABD’nin adım adım Türkiye ve tüm dünyayı içine çektiği Ortadoğu krizini derinleştirmeliyiz.

Ufuk Çizgisi, Sayı: 49, 02 Kasım 2006