1 Kasım seçimlerinde hayal kırıklığına uğrayan burjuva düzen partilerinin içi beklendiği gibi karıştı
AKP’nin yedek lastiği faşist MHP’deki kriz daha büyük ve keskin. Bahçeli’nin otoritesi ve kararları ilk kez bu kadar açık sorgulanıp suçlanıyor. Başından beri “führer” kültürüne göre şekillenmiş bu sivil faşist çete içinde “parti içi demokrasi yokluğundan” yakınmak fıkra gibi bir şey. Üstelik bu sorgulamayı yapanların istisnasız hepsi Bahçeli tarafından atanmış, bazıları bir dönem onun kurmayları arasında yer alan parti memurları.
Geçmişte azılı bir anti komünizm, son yıllarda da gözü dönmüş bir Kürt düşmanlığı dışında topluma bir vaadi olmayan MHP’nin esas sorunu, elindeki bütün kozların AKP tarafından alınmış olması. Üstelik AKP iktidar nimetlerinden kırıntılar da dağıtarak taşrada ve merkezde MHP’yi çözüyor. MHP’nin bu çözülmenin onun alması biraz zor. Ama bu tabii onun eriyerek kendi kendine dağılıp gideceği anlamına da gelmiyor. Bu arada MHP yönetimin, gençliğinin BBP ve Osmanlı Ocakları gibi diğer sivil faşist çetelere kaymasının da önüne geçmek için AKP üzerinde baskı ve şantaj amacıyla kontrollü bir ’sokak muhalefeti’ne yönelmesi olasılığı gözden kaçırılmamalı.
CHP’ye gelince o hala hangi sandalyeye oturacağına karar verememenin sıkıntı ve sancılarını yaşamaktadır. Hem politika olarak hem de örgütsel yapısıyla hala birkaç cami arasında bi namaz kalmaktan kurtulamamıştır. Ne sosyal demokrattır ne de AKP gibi gözü kara bir neoliberalizm savunucusudur. Baykal dönemine kıyasla nispeten daha sol politikalara yönelmiş gibi görünmekle birlikte sırtındaki eski kamburlardan tümüyle kurtulduğu da söylenemez. Ne eskisi kadar katı Kemalist bir çizgi izlemekte ama ne de Kürt sorununda şoven korku ve titrekliğini tümden terk edebilmektedir. Emek politikaları konusunda da herkesi idare etmeye çalışan ikiyüzlü bir tutarsızlık içindedir. Miting meydanlarındaki esip gürlemelerine karşın elindeki belediyelerin istisnasız hepsinde taşeron işçi çalıştırmak başta olmak üzere emek düşmanı bütün neoliberal politikaları uygulamaktadır. Çevreyi umursamayan neoliberal talancılık ve yiyicilik CHP’li belediyelerde de çok karşılaşılan olağan vak’alardır. Hala sağdan adam devşirerek oy toplayacağını zanneden belkemiksizlikten tutalım AKP ya da Vatan Partisi’nin kadrolarıyla aralarında ne fark olduğu belirsiz politika bezirganlarının CHP’de hala yönetici görevlerde bulunmasına kadar daha sayılabilecek çok defo vardır.
CHP’nin sorunu öncelikle çizgi ve programda netleşme sorunudur. Buna bağlı olarak partinin yapısını tepeden tırnağa yenileyip gençleştirme sorunudur. Bugünkü taşlaşmış yapısıyla CHP’nin bu kadar köklü bir değişim geçirmesi ise çok zordur.
Bugün CHP’de yaşanan çatışma, bu yamalı bohça halinden kaynaklanan sıradan bir koltuk kavgasıdır. Başkan adayı olarak ortaya çıkan Muharrem İnce ve Mustafa Balbay gibiler, Baykal zamanında izlenen ömrünü doldurmuş katı Kemalist çizginin güya inceltilmiş bir biçiminin savunucularıdır. Umut Oran ise Kemal Derviş çizgisine yakın popülist bir neoliberaldır. Kısacası CHP’nin muhalefetinin bile yüzü ileriye değil geriye dönüktür.
CHP bu kafada gittiği sürece Kılıçdaroğlu yönetimiyle ona rakip olarak çıkanlar arasındaki fark, zamanın gerisinde kalan CHP’deki gerileyiş ve çözülmenin daha mı yavaş yoksa daha mı hızlı olacağını belirleyecektir.
[Alınteri'nin 17 Kasım 2015 tarihli 13. sayısından alınmıştır]