Kürtlere sokağa çıkma yasaklandı

Üzerinde 'T.C. giremez' yazılı bir evin duvarı ağır silahlarla delik deşik edilmiş

AGÎRE JÎYAN
Cuma, 20 Kasım 2015 (10 yıl 5 ay önce)

Celal Başlangıç



 



Caddenin iki yanına birikenler çok kızgın. Islık çalıyorlar, zafer işareti yapıyorlar, yuh çekiyorlar, bağırıyorlar.



 



Askerler başlarını önlerine eğmiş yürüyor. Kimi tanınmasın diye elleriyle yüzünü örtmüş.



 



12 gün süren sokağa çıkma yasağının ardından Silvan'dan Jandarma Özel Timlerinin çıkışı



 



Jandarma Özel Harekat Timleri geçtikçe gençlerin kızgınlığı artıyor.



 



"Vicdansızlar" diye bağırıyorlar, ellerini askerlere doğru uzatıp "Katiller" diyorlar.



 



Daha orta yaşlılıları kalkan oluyor askerlere. Kimi el ele tutuşarak bir insan koridoru oluşturmuş, öfkeli gençlerin askerlerle "sıcak temas"ını engelliyor. Öfke sloganlara dönüşüyor:



 



"PKK halktır, halk burada!"



 



"Biji Serok Apo"ya "Yaşasın Silvan Direnişimiz" ekleniyor Kürtçe.



 



Gençler slogan atmakta ısrarlı. Bu kez "PKK intikam" diye bağırıyorlar.



 



HDP, DBP yöneticileri askerlerin yanından ayrılmıyor, öfkesini kontrol edemeyecek gençlerin yeni bir çatışmaya yol açmaması için. Hatta bazen bir, bazen iki kişi geliyor askerin yanına, ellerini sırtına koyup kalabalığın içinden güvenle geçmesini sağlıyorlar. Ancak içlerinde büyüttükleri sözü de söylemeden edemiyorlar:



 



"Öldürdüğünüz halk sizi böyle koruyor işte."



 



Eğer büyük bir salaklık değilse, çok büyük bir provakasyon tezgahlanıyor Silvan'da.



 



Türkiye Cumhuriyeti tarihin kesintisiz, en uzun süreli sokağa çıkma yasağı bitmiş, Silvan'ı terk ediyorlar askerler. Hangi akılsa, zırhlı araçların önünde tek sıra yürüyerek ilçeyi terk etme emri verimiş askerlere.



 



Daha önce Eylül ayında "en uzun sokağa çıkma yasağı" Cizre'de uygulanmıştı dokuz günle. Bu kez Cizre'nin rekorunu kırmıştı Silvan. Tam 12 gün elektriksiz, susuz, yiyeceksiz, telefonsuz, internetsiz evlerine kapanmıştı insanlar. Mahallelerde, sokaklarda çatışmalar sabahlara kadar sürmüş, halktan insanlar evlerinin önünde öldürülmüştü.



 



İşte böyle çatışmalı ve kanlı süreçten sonra askerleri o halkın içinden yürüyerek geçirmek akıl alır bir uygulama değildi.



 



Ama bu da yetmiyor belli ki birilerine, en üst aşamaya tırmandırıyor provakasyonu. Askerler, bir çatışmanın çıkması an meselesi haline gelmiş olağanüstü bir gerginlikte; bağırışlar, çağrışlar, ıslıklar, sloganlar, yuhlar arasında Silvanlıların içinden geçerken polis zırhılısından bir anons yapılıyor:



 



"Komandolar elinize sağlık, Silvan'ı teröristlerden temizlediniz."



 



Bu anonsla daha bir çıldırıyor Silvanlılar. Yuhların, ıslıkların volümü, kulak zarlarını patlatacak düzeye fırlıyor.



 



'ÇOK GÜZEL İŞ' YAPMIŞLAR



 



Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 14 Kasım'da kitaplarını imzalamak için gittiği TÜYAP Kitap Fuarı'nda "Silvan’da, Cizre’de, Silopi’de gördüğüm manzaralardan fevkalade rahatsızım" derken, büyük bir olasılıkla ilçede yaşanan bu hazin durumu, böylesine bir "asker uğurlaması"nın sosyal medyaya düşen görüntülerini henüz izlememişti.



 



Ancak Silvan'daki "asker uğurlaması" hiç de öyle Türkiye'nin özellikle batısında gördüğümüz türden "asker gidecek, geri gelecek" kıvamında değildi.



 



7 Haziran seçimleri sonrasında Silvan'da ilk sokağa çıkma yasağı 24 Ağustos'ta ilan edilmişti.



 



O gün Sansüre Karşı Gazeteciler Platformu'nun düzenlediği bir tanıklık gezisi nedeniyle Silvan'daydık ve kente girdiğimizde sokağa çıkma yasağı yeni ilan edilmişti. Çatışmaların başladığına, tankların mahallelere, sokak aralarına girdiğine tanık olmuştuk.



 



24 Ağustos'tan bu yana Silvanlılar, bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edilen kentler içersinde, altı kez bu uygulamaya maruz kalacaktı.



 



Son olarak Silvan'a dördüncü sokağa çıkma yasağının bittiği gün olan 5 Ekim'de girmiştim Avrupalı parlamenterlerle birlikte.



 



Tanık olduğumuz görüntü tam anlamıyla gerçeküstüydü:



 



"Silvan'da iki cenaze arabası karşılıyor bizi. Sokağa çıkma yasağı sırasında vuralan 16 yaşındaki Vedat Akcanım'ın cenazesini toprağa vermiş Silvanlılar. Kalabalık bir grup halinde ilçenin ana caddesinden, yaşamını yitiren ikinci kişi, 75 yaşındaki Hayriye Hüdaverdi'nin evine doğru yürüyorlar onu da toprağa vermek için.



 



Bu sırada ana caddenin diğer şeridinden Özel Harekat'a ait bir polis akrebi geçiyor. Büyük bir uğultu yükseliyor kalabalığın arasından. Özellikle gençler, biraz da polis zırhlısına doğru hareketlenerek, elleri havada bağırıyorlar:



 



Silvan'da dördüncü sokağa çıkma yasağı sırasında keskin nişancılar tarafından öldürülen 75 yaşındaki Hayariye Hüdaverdi'nin cenazesini kadınlar taşımıştı



 



'Kürdistan faşizme mezar olacak!'



 



Yaşanan gerginliği biraz daha yaşlıca olan Silvanlılar gençlerin önüne geçerek durduruyorlar. Özel Harekatın zırhlısı da uzaklaşıp gidiyor.



 



Yürüyen kortej Silvan İlçe Jandarma'nın önüne geliyor. Burada da gençler hareketleniyorlar yine. Ellerinde zafer işaretiyle başlayan uğultu bir slogana dönüşüyor:



 



'TC'nin piçleri, yıldıramaz bizleri!'



 



Yaşanan bu görüntü bile bölgede gerginliğin, kızgınlığın, öfkenin geldiği aşamayı göstermeye  yeterli.



 



Yol boyunca Silvanlılar Özel Harekat Timlerinin evlerini basması sırasında yaşanılan vahşeti, kentin karşılarındaki tepeden havan topu ateşine tutulduğunu, mahalle aralarında evlere, araçlara tank atışı yapıldığını anlatıyorlar.



 



Evinden cenazesinin gelmesini beklediğimiz 75 yaşındaki Hayriye Hüdaverdi'nin de sokağa çıkma yasağı sırasında yaralanan bir kişiye yardım etmek isterken keskin nişancılar tarafından vurulduğunu anlatıyor Silvanlılar:



 



'Baldırından tek kurşunla vurulan bir kişi nasıl ölür? Çünkü hastaneye gitmesine izin verilmedi. Kan kaybından yaşamını yitirdi.'



 



Bunları dinlerken karşımıza gelen bir görüntüyle donup kalıyoruz.



 



Önde başında beyaz tülbentiyle bir kadın Hüdaverdi'nin fotoğrafını taşıyor. Arkasında neredeyse tümünün başları beyaz tülbentlerle örtülü yüzlerce kadın, sırtlarında Hayriye Hüdaverdi'nin tabutuyla çıkıyorlar ortaya. Yeşil, sarı, kırmızı bayrağa sarılmış tabut. Erkekler, kadınlardan oluşan cenaze kortejinin geçmesi için saygıyla kenara çekiliyorlar.



 



Müthiş bir direnişin, bütün baskılara karşın başkaldırının resmini çiziyor Silvanlı kadınlar sanki.



 



YDG-H'Lİ GENÇLERDEN BAZEN YAKINIYORLAR AMA...



 



Cenaze töreninden sonra, sokağa çıkma yasağı boyunca en çok saldırıya uğrayan, tank ve top atışı yapılan mahalleleri, sokakları geziyoruz.



 



Üzerinde 'T.C. giremez' yazılı bir evin duvarı ağır silahlarla delik deşik edilmiş. Bu görüntünün altına yazılacak en anlamlı fotoğraf altı 'T.C. topla tüfekle girmeye çalışmış' olurdu herhalde.



 



Yanmış arabalar, bahçe kapıları kırılmış, kurşunlanmış evler bir anda sıradan bir görüntüye dönüşüyor.



 



Ancak biraz ilerde yakılmış ve yan yatmış bir ağır vasıta görünce bir kez daha şaşırıyoruz. Bizi gezdiren Silvanlılar 'Bu belediyenin itfaiye aracıydı' diyor. Böylece hayatımızda ilk kez yanıp kömür olmuş bir itfaiye aracı görüyoruz.



 



Bir yandan mahalleleri gezerken, diğer yandan da HDP'liler ve DBP'liler 'sokağa çıkma yasağı sonrası hasar tesbiti' yapıyorlardı, kimlerin gözaltına alındığını mahalle mahalle saptamaya çalışıyorlardı. Biz oradan ayrılırken ulaştıkları sayı 17'yi bulmuştu.



 



Gerek Mardin'de, Diyarbakır'da, gerekse de Şırnak ve ilçelerinde bazı mahalleliler, "akil siyasiler" zaman zaman  YDG-H'taki gençlerin 'aşırılıklarından', 'kimseyi tanımamalarından', 'söz dinlememelerinden' yakınıyorlar. Ancak T.C. topla, tüfekle, tankla mahallelerine dayanınca ister istemez o tavırlarından yakındıkları gençlerin yanında yer alıyorlar. Çünkü YDG-H'liler onların çocukları, akrabaları, komşuları..."



 



İşte bu durumdaki Silvan için İçişleri Bakanı Selami Altınok 3 Ekim'de Gaziantep'te düzenlediği basın toplantısında "Silvan'da çalışmalar devam ediyor, arkadaşlarımız çok güzel işler çıkardı" diyebiliyordu.



 



GEZİCİ SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI KUMPANYASI!



 



Yani, sadece kesintisiz ve en uzununu değil, aynı zamanda da en çok sokağa çıkma yasağı uygulanan kent olma rekoru Silvan'ın elindeydi.



 



Silvan'da son sokağa çıkma yasağı 14 Kasım Cumartesi günü sona ermişti.



 



Ancak bir gün önce Nusaybin'de bugün de süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.



 



O cumartesi TÜYAP Kitap Fuarı'nda HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, Yaralı Yonca kitabının yazarları Faruk Bildirici ve Ruhi Karadağ ile hem bölgedeki gelişmeleri, hem de yazdıkları kitabı konuşuyordu.



 



Ozan Yayıncılık tarafından düzenlenen panelde, "Aslında Cumartesi günü Silvan'da sokağa çıkma yasağının bugün kalkacağını anlamıştım. Çünkü bir gün önce Nusaybin'de sokağa çıkma yasağı ilan edildi" demiştim.



 



Gerçekten de yaşananlar, Anadolu'da geçen yüzyılda turneye çıkan tiyatro kumpanyalarını hatırlatıyordu. Hani o kumpanyalar bir ilçede oynar, ertesi gün diğer ilçeye gider, böylece bir gün orada, bir gün burada, en az geceleme yaparak en kısa zamanda para kazanmanın yollarını ararlardı.



 



Şimdi de bir "sokağa çıkma yasağı kumpanyası" var bölgede. Bir gün Silvan'da, bir süre sonra Nusaybin'de, o bitince Cizre'de, orada bitmesine bir gün kala Lice'de...



 



Hatta öyle inandırıcılığını ve gerçekliğini yitiriyor ki bu sokağa çıkma yasakları, Başbakan Davutoğlu'nun sözlerini bile boşa çıkartıyor.



 



Örneğin Silvan'da sokağa çıkma yasağı bitmeden bir gün önce, 13 Kasım'da  Silvan'daki sokağa çıkma yasağıyla ilgili olarak şunları söylüyordu Davutoğlu:



 



"Türkiye'de tek bir silahlı terörist kalmayana kadar bu mücadele sürecek. Kimse şov yapmaya kalmasın. Silvan'da nasıl bir yığınak yapıldığını biz biliyoruz."



 



Davutoğlu'nun bu sözlerinin üzerinden 24 saat geçmeden kaldırıldı sokağa çıkma yasağı Silvan'da. Ne oldu da bir günde bitiverdi bu yığınaklar? Bu durum insanın aklına, "Davutoğlu da mı bilmiyor ne zaman nerede sokağa çıkma yasağı ilan edileceğini, ne zaman kaldırılacağını?" sorusunu getiriyor ister istemez.



 



MAHMUT ESAT BOZKURT'UN RUHU SİLVAN SOKAKLARINDA



 



12 gün süren altıncı sokağa çıkma yasağı bittiğinde kapıları açılan Silvan'ın görüntüsü içler acısı haldeydi. Tam bir savaş yaşanmıştı kentte.



 





Yanmış, yıkılmış, kurşunlanmış, bombalanmış, bir "iç savaş" yaşamış kent görüntüsüne bürünen Silvan'da, Özel Harekatçıların duvarlara yazdıkları sloganlar da bir o kadar ürkütücüydü.



 



Örneğin "Kurdun dişine kan deydi korkun" diye buram buram Türkçülük kokan, "bozkurt vari" bir slogan vardı ama, Türkçe'yi de pek bilmeyen bir "Türkçüydü" demek ki bunu yazan. "Değdi" yerine "deydi" yazmıştı.



 



Bir başka slogan daha vardı duvarlarda. İnsan görünce, "Mahmut Esat Bozkurt reankarnasyon sonu yaşadığı ikinci hayatında Özel Harekat'a mı yazıldı?" diye sormadan edemiyor.



 



Silvan'da Mahmut Esat Bozkurt'u çağrıştıran duvar yazısı

 



Çünkü duvarlara "Türksen övün, değilsen itaat et" diye yazmıştı Özel Harekatçılar.



 





Aynen Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Adalet Bakanı olan Bozkurt'un 1930'daki Ağrı İsyanından sonra söylediği gibi:



 



"Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı."



 



Demek ki 2015'in Türkiyesinde de Kürtlere "köle ol ve itaat et" deniliyordu.



 



Diyarbakır Valiliği'nin 12 gün süren sokağa çıkma yasağındaki can kaybına ilişkin verdiği bilançoda bir jandarma teğmen, iki polis, iki de yurttaş hayatını kaybetmişti. Valiliği göre "beş bölücü terör örgütü mensubu etkisiz hale getirilmiş olup, 10 bölücü terör örgütü mensubunun da etkisiz hale getirildiği değerlendirilmiştir."



 



Bu "etkisiz hale getirme" ile "etkisiz hale getirildiğini değerlendirme" söylemi görüldüğü kadarıyla şöyle bir anlayıştan kaynaklanıyor:



 



"Beş terörist öldürdük, cesetleri elimizde. 10 tane daha öldürdük ama cesetlerini bulamıyoruz."



 



Durumun gerçekte böyle olup olmadığına bir de başka açıdan bakalım.



 



Sokağa çıkma yasağı boyunca yedi kişi yaşamını yitirdi. Bir kişi de önceki gün kaldırıldığı hastanede ölünce Silvan'da toplam sekiz kişi öldürüldü sokağa çıkma yasağı boyunca. Belli ki Valilik öldürülen yedi kişi üzerinden konuşuyor ve bunlardan ikisini sivil, beşini de "terörist" olarak görüyor.



 



Diyarbakır İHD Başkanı Raci Bilici'nin yaptığı belirlemeye göre öldürülen sekiz kişinin kimlikleri şöyle:



 



Müslüm Tayar: 22 yaşında, kalıpçı, dedesinin evinden çıkarken vuruldu.



 



İdris Us: 20 yaşında, öğrenci.



Serpil Polat: 20 yaşında.



Mehmet Gündüz: 44 yaşında, sokağa çıkma yasağı olmadığı yerde kahvehane önünde tarandı.



Engin Gezici: 24 yaşında, çoban. Muşta çobanlık yapıyordu. Bir haftalığına izinli olarak gelmişti.



İsmet Gezici: 50 yaşında, ev hanımı Engin Gezici'nin halası.



Süleyman Güleç: 24 yaşında, market işletiyordu.



Yakup Simbak: 24 yaşında, inşaatlarda çalışıyordu. Evinin 100 metre ilerisinde vuruldu.



 



90 GÜNDE 35 KEZ KONAN YASAK



 



Bölgede sokağa çıkma yasağı ilçe ilçe, mahalle mahalle, köy köy sürüyor. Biri biterken diğeri başlıyor.



 



(Örneğin bu satırlar yazılırken (19 Ekim Perşembe) saat 17.00'den itibaren Lice'nin dokuz mahallesinde ve köyünde sokağa çıkma yasağı ilan edildiği haberi geldi. İlk aklıma gelen, "13 Kasım'dan bu yana altı gündür Nusaybin'de süren sokağa çıkma yasağı demekki yarın, öbür gün bitecek" oldu. Bunu yarından sonra göreceğiz.)



 



Bu yılın Ağustos ayından bu yana geçen toplam üç aylık, yani  90 günlük süre içersinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına bakınca karşımızdaki tablonun da hayli ürkütücü olduğunu görüyoruz.



 



Diyarbakır İHD'nin sayısal veriler üzerinden yaptığı çalışmadan hareket ederek 7  Haziran seçimlerinden sonra bölgedeki illerde, ilçelerde, mahallelerinde ve köylerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları açısından oluşan görüntüyü şöyle çizebiliriz.



 



Bölgede ilk sokağa çıkma yasağı 16 Ağustos'ta Muş'un Varto ilçesinde ilan edilmiş. O günden bu yana geçen üç aylık, yani 90 günlük süre içersinde Elazığ Arıcak, Silopi, Dargeçit, Diyarbakır Yenişehir, Dicle ilçelerinde birer kez, Hakkari Yüksekova'da iki kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş.



 



Cizre, Sur, Hani, Nusaybin, ilçelerinde üç, Bismil'de dört kez; Lice'de beş, Silvan'da da altı kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş.



 



Yani sonuç olarak 16 Ağustos'tan bugüne geçen yaklaşık 90 gün içersinde bölgedeki 14 ilçede, 35 kez, toplam 110 günü kapsayan bir "sokağa çıkma yasağı furyası"yla karşı karşıyayız.



 



Daha burada, 7 Haziran seçimlerinden sonra köyleri de kapsayacak şekilde ilan edilen onlarca "geçici özel güvenlik bölgesi"nin sözünü etmedik.



 



Ancak görünen o ki, bu kadar kapsamlı ve uzun bir sokağa çıkma yasağı uygulaması ne 1925'ten 1938'e uzananan Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Kürt İsyanları döneminde, ne İkinci Dünya Savaşı yıllarında, ne 1960 İhtilalinde, ne 12 Mart Muhtırasında, ne 12 Eylül faşist darbesinde yaşandı.



 



Hala karşımızda 1980'lerden, hatta 1920'lerde bu yana Kürt sorununun yasaklarla, baskıyla, işkenceyle, hapisle, sürgünle, faili meçhullerle, köy boşaltmalarla katliamlarla çözülmeyeceğini kavramamış bir devlet olma anlayışı var.



 



Belli ki AKP devleti de aynı yolun yolcusu. Çünkü...



 



Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sokağa çıkmak Kürtlere hiç bu kadar yasaklanmamıştı!



 



Haberdar