Silvan gözlemleri

Kafanızda Kobanê’yi canlandırın; sınırın bu tarafında yapılacak her şey artık bu mantık üzerinden kurgulanmalı

AGÎRE JÎYAN
Cuma, 20 Kasım 2015 (10 yıl 4 ay önce)

Silvan'da ilk göze çarpan şey harabeye dönmüş, sanki hiçbir insanın yaşaması mümkün olmasın diye duvarları yıkılmış, koca koca delikler açılmış evler…  Evlerde kullanılabilecek kapı, pencere, mutfak eşyası, çocukların oyuncakları, ayakkabıları, yatakları, kanepeler, tv, hiçbir şey sağlam bırakılmamış. Büyük bir kin, nefretle adeta intikam alınmak istenircesine saldırı ve yıkım yapılmış.



 



Bazı evlerin içlerine atılan havan toplarının tahribatlarının yanı sıra, bunların neden olduğu yangınlar eşyaları kömüre dönüştürmüş. Evlerin iç duvarlarında bir çocuğa isabet edecek şekilde kurşun izleri var. Kurşun izleri dediysek eskaza isabet eden bir ya da iki kurşun izinden söz etmiyoruz. Yüzlerce kurşun izi yaşayanların insan sayılmadığı bir coğrafyanın tamamen insansızlaştırılmaya, bölgenin yalnızlaştırılmasına yönelik politika ve saldırıları ele veriyor.



 



Bu duruma teslim olunmayıp direnişle karşılık verilince artık ne pahasına olursa olsun bölgede halkı üzerindeki baskıların saldırıların haddi hesabı, sınırı, dozu kalmamış. Hem yerleşim alanına dönük yıkım ve imhaya hem de orada yaşayan halkın psikolojisini bozarak bıkkınlık ve sindirmeye dönük bir saldırganlık... Aynı zamanda halkın savunmada zayıf kaldığı yerlerde bölgeyi savunmaya destek olan gerilla ve gençlere karşı antipati yaratma çabasındalar. 



 



Sokaklarda 12 gün boyunca uygulanan yasak, abluka ve saldırılarla birlikte halkın yaşamsal ihtiyaçlarını özellikle su, elektrik, ekmek, iletişim olanakları kesilmiş. Bu uygulamalarla yapılmaya çalışılan halka çaresizliği dayatıp buraları boşaltıp verilen mücadeleyi boşa çıkarıp yok etmektir.



 



Silvan Mescit, Tekel ve Konak mahallelerinde ilk göze çarpanlardan biri de iş makineleri. Silvan'da 12 gün boyunca yapılan yıkım ve tahribatın boyutu öyle büyük ki bunu anlatmak, tarif edebilmek çok mümkün değil. Silvan sokakları, polislerin sırf içecek su bulamasınlar diye patlattığı borularından akan sularla adeta dere yatağı haline dönmüş. Çamurdan yürünecek durumda değil. 



 



Sokaklar kurşunlarla, havan toplarıyla yıkılmış duvar kalıntıları, cam çerçeve kırıklarıyla dolu. Silvan'daki sokakları dolaşırken, evlerin içlerini incelerken yine yok edilmeye, katledilmek istenmelerine inat çocuklar gözlerindeki pırıltılarıyla bize rehberlik ettiler:




Gel abla buralara bak. Bizi nasıl öldürmeye çalıştılar, evlerimizi başımıza yıkmak istediler. Biz bunları yeniden nasıl yapacağız. Biz yapsak bile yine saldıracaklar. Topla, uzun namlularla… Biz onlara ne yapıyoruz ki bizi böyle öldürmeye çalışıyorlar. Bizi buradan çıkarmaya çalışıyorlar. Biz insan değil miyiz?




Çocuklar geleceğimiz diyoruz ya; "Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!" sloganında dile getirildiği gibi, şimdiki Kürt çocukları yıllardır ellerinde taşlarla bütünleşti, korkusuz olmayı öğrendi. O nedenle devlet topyekun bir saldırı ve imhaya soyundu. Çoluk çocuk demeden katletmeye and içmiş. Eğer bugün bunu başaramazsa yarın muhatap alıp masaya oturmak zorunda kalacak. Kinci, intikamı, imhacı faşist saldırılar bu nedenle sınırsız ve mümkün olduğunca seri yapılıyor.



 



***



 



Silvan'da Mescit, Tekel, Konak mahallelerinde devlet saldırılarını sınırsızlaştırdı. Sadece barikatlarda değil, hendek kazıldığı için değil, 40 yıldır süren bir mücadeleyi, 40 yıldır ağır bedeller ödemiş, 40 yıldır binlerce insanın ölümüne malolmuş bir halkı cezalandırmak istiyor. Bu ölümüne mücadeleyi boşa çıkarmak, anlamsızlaştırmak istiyor. Tekel, Mescit ve Köşk mahallelerindeki yıkımlar ve imhalar işte bunun içindir. Şu depoları, boruları, elektrik trafoları patlatıldı. Hasar büyük. Hasar hem maddi hem manevi anlamda çok büyük. 



 



HDP, BDP, DTP, ve Silvan Belediyesi elbirliğiyle oluşturdukları hasar tesbit ekipleri Mahalleleri dolaşarak hasar tesbiti  yapıyorlar. Silvan Belediyesi öncelikle, patlatılan trafoları ve su hasarlarını giderip halkın kullanımına sunmaya çalışıyor. Bunun ötesinde kuru gıdaya ihtiyaç var, battaniyeye acil ihtiyaç bulunuyor. Silvan’da birçok çocuk ve kadın perişan. Ayaklarına giyecek ayakkabıları bile parçalanmış. Üstlerine alacak battaniyeleri kalmamış. Yiyecekleri, içecekleri, giysileri talan edilmiş. Dolapları kırılmış. Gece uyuyamayan çocukların sayısı tahminin ötesinde. Kafanızda Kobane’yi canlandırın; sınırın bu tarafında yapılacak her şey artık bu mantık üzerinden kurgulanmalı.



 





 



Kadınlara soruyoruz; “Bu kadar tarifi ve anlatılması güç bir yıkım nasıl gerçekleşti?” diye.




Abluka ve sokağa çıkma yasağı 12 gün sürdü. İlk günden belliydi nasıl bir vahşet uygulayacakları. Sürekli saldırı tankla, topla, misket bombalarıyla, uzaktan keskin nişancılarla, gaz bombalarıyla sürekli ateş açılıyor. Hem bu saldırılar oluyor, hem de ‘evleri boşaltın yoksa öleceksiniz’ anonsları yapılıyordu. Önceleri hiç kimse çıkmadı. Biz içerideyken toplara evlerimiz hedef alınarak saldırılar devam etti. Bazıları evlerinden çıkmak zorunda kaldılar. Özellikle çok küçük çocuğu olan bazı kadınlar gece çocukları da yanlarına alarak gitmek zorunda kaldılar. Eğer evlerden çıkılmasaydı katledilen insan sayısının haddi hesabı olmazdı.




Silvan'ın Kürt kadınları korkunç anları anlatmaya devam ederken şunları söylüyor:




İlk günden beri elektriği kestiler. Trafoları, su borularını patlattılar. Bizi pes ettirmek için ekmek gelmesini TOMA’larla engellediler. Ama biz her şeye rağmen pes etmedik. Elektrikler olmadığı için çocuklarımızın yiyecekleri bozuluyor, burası çok sıcak oluyor. Küçücük çocukları sürekli evde kapalı tutmak zorundayız. Çünkü adamlar nerdeyse kendi gölgelerine ateş ediyorlardı. Biz çocuklarımızı özellikle bebekleri hep evde tutmak zorunda kalıyorduk. 





Hava gelmesi için kapıyı bile hava gelmesi için açamıyorsunuz. Damdaki keskin nişancılar hedef almış ateş etmeye hazır. Zaten her an korkutmak ve evlerden çıkmamızı sağlamak için yapılan anonslar, tehditler hiç aralıksız devam etti.





Elektrikler olmayınca buralar çok karanlık. Nereden ne gelir, kim gelir bilemiyorsun. Her an ölebilirsin. Küçük bebekler karanlıktan korkuyorlar. Ağlıyorlar, susturamıyorsun. Bu tür şeyler bizim en azından geceleri daha güvenli bir yere geçmemize neden oldu. Yoksa saldırı falan değil... Biz yine buradayız. Bizi en çok yıpratan şey yerle bir edilen evlerimizi nasıl yeniden yapacağımız. Onları nasıl oturulur hale getireceğiz? En büyük sorun bu. Çünkü önümüz kış.




 



Silvan’daki saldırıların hedefinin en yoksul, işçi ve emekçi ailelerinin bulunduğu mahalleler olmasıyla da dikkati çekmektedir. Mescit, Tekel ve Konak mahallelerinde dolaşırken Gültan Kışanak ile yaptığımız sohbette de bunun altı çizildi. Devlet saldırılarını özellikle bu mahallelerde yoğunlaştırmayı bilinçli olarak tercih etmiştir.



 



Buradaki insanlar yıllarca dişinden, aşından, ekmeğinden kısarak geçinmeye çalışıyor. Kimisi biriktirdiği parayla üstüne kredi çekerek başını sokabileceği bir ev alabilmiş. Kimisi ise bir küçük bir bakkal dükkanı açabilmiş. 12 gün boyunca tüm güçleriyle yaptıkları yıkımlar burada yaşayan insanların kendi imkanlarıyla ayağa kalkmalarının mümkün olmadığı bilinerek yapılmış. 



 



* * *



 



Yapılan tahribatın büyüklüğüyle birlikte hedeflenen, buradaki insanların tabiri caizse "lanet olsun” diyerek evlerini, yurtlarını terk etmeleri!



 



Burada yaşayan insanlar mahallelerden çıktılar ancak daha güvenli olan birkaç mahalle ileriye gittiler. Üstelik bunu kalıcı bir şekilde yapmadılar. Yine gündüzleri akşama kadar kendi mahallelerine geliyor, gece olduğunda çok küçük çocukları olanlar geceyi başka mahallelere geçirmek üzere çıkıyorlar.



 





 



Bu durum burada yaşayan halkın üzerinde ne yarattı. En bariz örneği mahalleleri dolaşırken rastladığımız bir kadının isyanında dile geldi:




Yeter artık, bu son olsun! Evimizi, dükkanlarımızı attıkları havan toplarıyla, tanklarıyla neden yıkıyorlar? Bizi bu şekilde kendilerine düşman ediyorlar. Çocuklarımızdan evimizden uzak dursunlar. Biz sadece insan olarak yaşamak, insanca değer verilip buna saygı gösterilmesini istiyoruz.




Silvan’da üç katlı evi harabeye çevrilmiş bir kadın şunları aktarıyor:




Hadi bize saldırıyorlar. Hadi bize bunu reva görüyorlar... İnsan olan insan tavuklarımızdan, çocuklarımızın ayakkabılarından, giysilerimizden ne istediler? Bu kadar vahşice, sapkınlıkla saldırmaya, bizi çaresizleştirip kendi dayatmalarını kabulenmemizi bu şekilde saglayabileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar. Yvter artık! Bugüne kadar birçok kere söyledik, yeter yeter! Bune kabulenmemizi beklemesinler. Biz el birliğiyle, dayanışmayla, desteklerle burayı yeniden ayağa kaldıracağımıza inanıyoruz.





Bir de tüm Türkiye halklarına sesleniyorum; burada yapılan tahribat ve yıkımları yeniden inşa ederek düşman karşısında ayağa kalkmamıza yardım edin. Bugün bize saldıran, katleden, çocuğumuzu terörist ilan eden faşist devlet yarın sizin de tepenize dikilir, bunu bilince çıkarın, bize destek olun. Düşmanı ancak birlikte geriletebiliriz.