Celal Şengör’ün DNA’sı

Tırnak çekmekten dışkı yedirmeye varan 12 Eylül işkencelerini “İnsanlara dışkı yedirmek işkence değil” diyerek savunuyor

GÜNCEL
Pazartesi, 23 Kasım 2015 (10 yıl 11 ay önce)

Yaşar Fırat



 



“Kenan Evren’in yaptığı Her şeyi istisnasız onaylıyorum, insanlara dışkı yedirmek işkence değil”. Bu sözlerin sahibi bir jeoloji profesörü, üstelik biyoloji alanında, Darwinizm konusunda da oldukça donanımlı bir profesör. Ancak gelin görün ki; mesele siyaset bilimi ve sosyoloji olunca; jeolog profesörü olmak, Darwinizm’den, Evrim’den anlamak yetmiyor.



 



Toplumun gelişim yasalarını, toplumun sosyolojik evrimini, sosyo-kültürel yapısını, üretim ilişkilerinin yarattığı toplumsal biçimlenmeyi de iyi bilmek gerekiyor. Ancak Celal Şengör’ün böyle bir derdi yok. Celal Bey için toplumun çoğunluğu doğuştan ‘zeka özürlü’; bir avuç bilimden, sanattan, siyasetten anlayan kesimler ise ‘ileri-derece deha’ insanlardan oluşmakta.



 



Aslında Celal Şengör’ün böyle tepeden bakarak atıp tutmasına olanak sağlayan şey; toplumsal eşitsizliğin temeli olan özel mülkiyetçi sistemin yarattığı bilgi tekelidir. Kapitalizmde bilgi, sanat, bilim alanında tekeller kurmuş, emekçi halkın geri bilincinden ve özneleşememe sorunundan beslenen entelektüel gevezeler, elitist yazar-çizerler bolca mevcut. Onlardan biri de Celal Şengör’dür. Bilgiyi tekelinde bulundurarak elitizmde kariyer yapmanın sonuçları; yaşanılan topluma yabancılaşmak, emekçi halkı aşağı görmek olarak geri dönüyor. Celal Şengör, emekçi halkın neden geri bir bilinçte olduğunu sorgulamak yerine “Cahiller oy kullanmasın, bilgili insanların yönettiği oligarşik bir yönetim olsun” gibi tezlerle çıkıyor karşımıza. Celal Bey’in savunduğu görüşler ünlü idealist filozofların zamanından, Antik-Yunan’dan kalma düşünceler. Antik Yunan’da nasıl kölelerin varlığı doğal bir toplumsal yasa olarak kabul edilmişse; bugün toplumları geri bırakan, cahilleştiren emperyalist-kapitalizmin yarattığı modern köle insan da Celal Bey için doğal bir durum. Bu düşüncenin altında yatan bir başka düşünce, belki de ana düşünce ise; “insanlar arasında ki eşitsizliğin doğal olduğu” tezidir. Kendisi Darvinizmin topluma uyarlanan “Güçlü olan zayıf olanı yener, zayıf olanlar güçlü olanlara biat etmelidir” şeklinde özetleyebileceğimiz Sosyal-Darwinizm’in Türkiye’deki temsilcilerindendir.



 



Pekala insanlar neden bu kadar geri bir bilinçte? Cahillik neden toplumun çoğunluğuna hakim? Bu durumun doğuştan olmadığı açıktır. İnsanlar doğduklarında cahil ya da geri bilinçte doğmazlar. Onları gerileten, cahil bir birey haline getiren; girdikleri maddi toplumsal ilişkilerin niteliğidir. Kar hırsına dayalı, her şeyi para ve eşya haline getiren, insanlığın sorunlarıyla değil bir avuç zenginin çıkarları üzerinden şekillenen akıl-dışı bir sistemde cahilliğin ve geri bilincin çoğunluk arasında yayılması doğal (!) bir durumdur. Öte yandan Marx yoldaşın da dediği gibi: “Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır.”



 



Eğitim sisteminin niteliksizliği, yoksul emekçilerin hayatta kalma koşulları, din tüccarlarının ve faşist burjuva ideolojilerinin insanların bilincini köreltmesi, sorgulamayan-düşünmeyen bireyler yaratan popüler kültür, çalışma koşullarının ağırlığı, yaratılan korku toplumu ve bütün bunları üreten Kapitalist sistemi tartışmadan ’cahillik ve geri bilinç’ tartışılabilir mi?



 



Cehalet, yaşanılan sistemin dışında tartışılabilir mi? Cehalet, bireylerin sorunu olmasının ötesinde toplumsal bir olgu ve toplumsal bir sorun iken; toplumun temel yapıtaşlarını incelemeden doğru bir tespit yapılabilir mi? Öte yandan bu cehaleti sonsuzmuş, değişmez bir doğa yasasıymış gibi sunmak daha da öteye götürüp ’oligarşi yönetimini’ savunmak; diyalektik materyalizmi yani maddenin sonsuz kere girdiği değişim-dönüşüm yasasını anlayamamaktır. Evrimle ilgilenen Darvinist bir bilim insanının evrimin kökeninde yatan diyalektik materyalizmi ıskalaması büyük bir cehalettir! Aynı materyalizmin topluma uyarlanış biçimi olan tarihsel materyalizm ise, anti-komünist Celal Bey karşısında biz Marksistleri haklı kılmaktadır. Buyursun Celal Bey, Ekim Devrimi’ne baksın; halkın yüzde 90’ı okuma yazma bilmezken iktidarı alan, devrimden sonra kültür, sanat ve bilim alanında olağanüstü başarılar elde eden Sovyetler deneyimini incelesin. Olmaz! Neden baksın, maazallah komünist falan olur (!) Celal Bey’in işine de gelmez bu durum, bilgi toplumsallaşırsa kendisi nasıl ekmek yiyecek? Toplumun geriliğini tespit edip onu aşağılamak yerine değiştirmek için uğraşmak başka; toplumu cahil olmakla suçlamak başkadır. Celal Bey ikinci kategoride yer alıyor.



 





 



Şimdi gelelim Celal Şengör’ün faşist cuntacı Kenan Evrene karşı duyduğu sevgiye ve biçtiği kurtarıcı role! Birçok konferansta, konuşmalarında ve katıldığı programlarda; Kemalist-askerci kimliğini ortaya koyan, yoksul emekçilere elitist bir tabakadan bakan, darbecileri selamlamaktan geri durmayan Celal Şengör; geçenlerde ölen Kenan Evren’in cenazesine çelenkte göndermişti.



 



Bu sefer çelenk gönderme meselesinin altını da doldurmuşa benziyor. Armağan Çağlayan’a Radikal’de verdiği röportajında durumu şöyle anlatıyor: “Evet, bizzat gidemediğim için… Çünkü vefatını havada öğrendim. Strasbourg’a uçuyordum. Hostes geldi ‘Bir şey soracağım’ dedim, ‘Kenan Paşa ağırlaşmış gece’ dedim. ‘Haber var mı?’ deyince kız böyle baktı, ‘Vefat etti efendim’ dedi. ‘Yapma yahu’ dedim. ‘Yani şunu havaalanında öğreneydim, gitmezdim toplantıya, Ankara’ya, cenazesine giderdim’ dedim.[1]



 



Celal Bey daha da ileri gidip; emekçi halkın özgürlüğü uğrunda genç yaşta idam sehpasına tekme atan Deniz Gezmiş için ’eşkıya’ diyor; tırnak çekmekten dışkı yedirmeye kadar varan 12 Eylül işkencelerini ise “İnsanlara dışkı yedirmek işkence değil” diyerek işkencecileri savunuyor. Toplumu cahil-bilgili diye böldüğünüzde ve cahilliğin kökenini araştırmak yerine toplumun çoğunluğunda bulunan doğal bir durum olduğunu düşündüğünüzde; darbecileri de desteklersiniz, Nazileri de... Çünkü elitizm; burjuvazinin yarattığı sömürü sisteminde bilgiyi tekelinde bulunduran ayrıcalıklı zümrenin ideolojisidir. Celal Şengör de bir elitist olduğuna göre; burjuva sınıfının sistemini tekrar dizayn etmeye yarayan darbeyi ve darbecileri savunması, ‘paşam paşam’ demesi çok doğaldır.



 



Darbecileri savunan, emekçi yoksul halkın neden bu kadar geri bilinçte olduğunu sorgulamak yerine “cahiller oy kullanmasın”,  ülkeyi “bilgili oligarşi yönetsin” yorumları yapan Celal Bey;  halk düşmanlığında ve anti-komünizm konusunda yalnız değil. Darwinizm ve Evrim’i kendi çapında çürütmeye çalışan, A9’da kedicikleri [2] ile programlar yapan Adnan Oktar (Harun Yahya) ile bu konuda ortak çabaya sahipler. Gerçekten çok ilginçtir ki; bir tarafta yaratılışçı safsatalarla insanların inançlarını sömüren öte yanda emekçi halkı kırıp geçen darbeyi savunan bilim ‘insanı’ anti-komünizm ve halk düşmanlığında buluşuyor. Burjuva idealizmi ile burjuva materyalizmi uzlaşı içinde emekçiler üzerinde tepiniyor.



 



Hiçbir şeyin sınıflar üstü olmaması gibi; bilim de sınıflar üstü değildir. Eğer ezilen emekçi halkın bilgilenmesi, bilginin toplumsallaşabilmesi çizgisinde bir bilim yapmıyorsanız; emekçi halkın inançlarını kullanan Adnan Oktar gibi sahtekarlarla, bilim insanı da olsanız orta paydada buluşmanız kaçınılmazdır!



 



[1] Armağan Çağlayan’ın Celal Şengör Röportajı: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/armagan-caglayan/diski-yedirmek-iskence-degildir-1477196/



[2] Kedicikler: Adnan Oktar’ın programlarında eksik etmediği kadınlar



 



tamirhaneblog