Bir cenazenin Türkiye'ye getirilme öyküsü

Hep en önde olan 27 yaşındaki Aziz Güler'in son yolculuğuydu

GÜNCEL
Salı, 24 Kasım 2015 (10 yıl 11 ay önce)

Celal Başlangıç



 



Gazi Cemevi'nden çıkıyor kızıl örtüye sarılı cenaze; alkış ve karanfil yağmuru altında.



 



Bayraklarıyla, pankartlarıyla, sloganlarıyla; çoğu genç binlerce kişi yürüyüşe geçiyor Gazi Mezarlığına doğru.



 



Bu, yılları hep örgütlü mücadeleyle geçen, Tekel direnişinden YÖK karşıtı eylemlere, IMF barikatlarından, 1 Mayıs alanlarına dek hep en önde olan 27 yaşındaki Aziz Güler'in, yani Birleşik Özgürlük Güçleri Rojava Karargahı Komutanı Rasih Kurtuluş'un son yolculuğuydu.



 



Doğup büyüdüğü topraklarda okyanusun sonsuzluklarına uğurlanması pek kolay olmadı.



 



Bu son yolculuğa çıkabilmesi için tam 59 günlük çetin bir uğraş yürütüldü..



 



Güler Ailesi, IŞİD'e karşı savaşırken ölen çocuklarının cenazesini Türkiye'ye getirebilmek için İstanbul'dan Ankara'ya, Suruç'tan Rojava'ya oradan Strasbourg'da AİHM'e kadar yoğun girişimlerde bulundular.



 



Kurulmayan müzakere masasının AKP tarafından devrilmesinden, çözüm sürecinin yerini çatışmalara bırakmasının ardından zaten Rojava'da IŞİD çetelerinin öldürdüğü Türkiyeli gençlerin cenazelerini Türkiye'ye getirip toprağa vermek yaratılan sorunlardan biri olmuştu.



 



Aileler Habur'da, Suruç'ta çocuklarının cenazelerini alabilmek için günlerce mücadele etmiş, bazıları çok zor sonuç almış, bazıları da alamamıştı. Bu nedenle 100'e yakın Türkiyeli gencin cenazesi Rojava'da toprağa verilmişti.



 



Sınırdan Türkiye'ye getirilmeyi bekleyen 24 gencin cenazesi daha vardı ve Aziz Güler'inki de bunlardan biriydi.



 



Aziz'in cenazesinin getirilmesi için Güler ailesinin başvurduğu oluşumlardan biri de Türkiye Barış Meclisi'ydi. Başvuru üzerine Meclis'in sözcüsü Hakan Tahmaz Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un Özel Kalem'ine başvuruyor. Daha önce de benzer konularda yapılan görüşmelerden dolayı Tahmaz ile Kurtulmuş'un bir tanışıklığı var.



 



Birkaç gün sonra Başbakan Yardımcılığı'ndan geri dönüş olur ve konuyla ilgili bilgi notu isterler. Başbakan Yardımcılığı'ndan talep önce İçişleri Bakanlığı'na, oradan Başbakanlığa iletilecektir.



 



Hakan Tahmaz, Barış Meclisi olarak  cenazenin istendiği biçimde getirilmesi ve kurum olarak yardımcı olunacağını, sorumluluk üstleneceğini bildirir.



 



Kamu Güvenliği Müsteşarlığı Tahmaz'ı Ankara'ya çağırır. Aileyle birlikte gelmesini kabul etmez. Hatta CHP ya da HDP üzerinden bir ilişki kabul etmeyeceklerini de söylerler.



 



En büyük çekinceleri cenazelerin devlet aleyhine, hükümet aleyhine bir gösteriye dönüşmesidir. Cenazenin özellikle bölgede bir gösteriye dönüşmesinden endişe duymaktadırlar. Cenazenin gece geç saatte Rojava sınırından geçirilmesi, Suruç girişinde bir gösteriye dönüşmemesi, İstanbul'a gidene kadar tek bir gösteri yapılmaması konusunda güvence isterler. Hatta hükümetin talepleri arasında İstanbul'da da bir gösteri yapılmaması vardır. Hele cenazenin Gazi Mahallesi'nden kaldırılacak olması ayrı bir çekince konusudur. Bir de bunun üzerine Güler'in Alevi olması ve cenazenin Cem Evi'nden kaldırılması durumu başka bir endişeye yol açar izin konusunda.



 



Aile, herhangi bir gösteri olmadan cenazenin sınıran geçirilmesini kabul eder. Ancak sonuçta Güler bir partinin yöneticisidir ve kaçınılmaz olarak siyasi bir gösteri mecrası olacaktır cenazesi.



 



Bu arada İstanbul Valiliği, Emniyet Müdürlüğü üzerinden Kamu Güvenliği Müsteşarlığına yasadışı örgütlerin cenazeyi fırsat bilerek büyük bir gösteriye hazırlandığını bildirmiştir.



 



Bütün bunlara karşın, Tahmaz'a "Biz hukuken cenazeyi aileye vereceğiz ama bizim muhatabımız sizsiniz" der.



 



Hatta Tahmaz'a "Cenazelerde 'Katil Devlet' sloganları atılıyor. Onlar yasadışı yollardan gittiler oraya. Bizimle ilgisi yok. Ayrıca cenazeler hükümet karşıtı gösterilere dönüşüyor. Yasadışı örgütler propaganda yapma fırsatı buluyor. Cenaze törenleri devlet karşıtı gösterilere dönüşüyor" diye kendi kaygılarını dile getirirler.



 



Anlaşıldığına göre Başbakan Yardımcı Kurtulmuş sorunu İçişleri Bakanlığı'na iletir, bakanlık da Başbakan Davutoğlu'nun "olur"uyla Güler'in cenazesinin Türkiye'ye girişine izin verir.



 



Aslında bu süreçte Rojava'dan gelen cenazelerin Türkiye'ye sokulmamasına 7 Haziran seçimlerinden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurulmamış "mutabakat masası"nı devirmesinden sonra karar verdiği anlaşılır bütün bu görüşmeler sonunda.



 



Sonuçta Güler'in Kamışlı'daki hastane morgunda bekleyen cenazesini aile ile birlikte Tahmaz da gider alır ve bir gece 02.00 gibi Kobane-Suruç sınırı Mürşitpınar'dan geçirerek Şanlıurfa'dan İstanbul'a getirirler.



 



Geride bekleyen Türkiyeli 23 gencin daha cenazesi vardır. Anlaşılan o ki, eğer Aziz'in cenazesi eğer "bölge"de bir kentte toprağa verilecek olsaydı Türkiye'ye kesinlikle sokulmayacaktı.



 



Şimdi Türkiye Barış Meclisi'ne çocuklarının cenazesinin doğup büyüdüğü topraklara getirilmesi için diğer ailelerin de başvurusu var. Ancak AKP iktidarı bu talebe pek yanıt verecek gibi görünmüyor.



 



Bir cenazenin ülkesine getirilmesi meselesinden anlaşılanlardan biri şu ki, bu konuda AKP ne CHP'yi muhatap almak istiyor, ne de asla HDP'yi.



 



Yani, AKP, Kürt sorunuyla ilgili olarak hiç bir siyasi muhataplığı kabul etmeyecek gibi görünüyor yakın süreçte.



 



Bu arada Türkiye Barış Meclisi'nin son gelişmelerden sonra verdiği bir karar var. O da şu; bundan sonra tek tek sınır ötesinden gelecek cenazelerle ilgilenmek yerine sorunun tümüyle çözümünü gerçekleştirecek girişimlerde bulunmak...



 



Görünen o ki, artık AKP iktidarı ilçe ilçe sokağa çıkma yasağı ilan etmek, mahalleleri basmak, keskin nişancılarla insanları vurmak, sokakları, evleri bombalamakla, PKK'lilerin mezarlıklarını cami, cemevi demeden bombalamakla yetinmeyecek. Önümüzdeki süreçte "yeni tedbirler" geliyor.



 



Aslında bir cenazenin sınır dışından kendi ülkesine getirilmesi bile mevcut iktidarın harekat planını ele veriyor.



 



İktidar, aslında Kürt meselesi üzerinden topluma topyekün bir savaş stratejisini devreye sokuyor.



 



Toplumun kafasına bir silahın namlusu dayandı 7 Haziran seçimlerinden sonra; "Beni tek başına iktidar yapmazsan ateş ederim" diye.



 



Şimdi o silahın namlusu yine toplumun başında duruyor:



 



"Anayasa referandumunda beni başkan yapmazsan tetiği çekerim."



 



Onun için iktidar seçime kadar sürdürdüğü "korku politikası"nı hala en vahşi biçimde sürdürüyor.



 



Silvan'da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın kafasına gaz fişeği atmak yetmedi, Nusaybin'de HDP'nin açlık grevi yapan milletvekillerine, Mithat Sancar'a, Mardin Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk'e, DTK Eş Genel Başkanı Emine Ayna'nın da içinde bulunduğu gruba fütursuzca saldırdılar.



 



Aslında bütün bu yaşananlar, AKP iktidarının önümüzdeki süreçte Kürt sorunu üzerinden daha saldırgan bir konuma geçeceğinin göstergesi.



 



Yani mevcut iktidar sahipleri demokrasi yerine, toplumu baskıyla, şiddetle yönetme yöntemini seçtiler.



 



Yakın geleceğimizin yeni çatışmalara gebe olduğunu söylemek bir kahinlik olmasa gerek.



 



Zaten görüyoruz ki 1990'lı yılların JİTEM'i ile Hizbullah'ını evlendirip hukuki olmasa da "kanuni" bir Özel Harekat yapısı oluşturdular.



 



Artık bu timler sahte plakalı "Beyaz Toros"lara değil, plakasız Ford Rangerlere biniyorlar.



 



1 Kasım seçiminden önce, 20 Ekim'de Başbakan Davutoğlu Vanlılara seslenirken "AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar gezecek" demişti.



 





Yine "bölge"nin illerinde, ilçelerinde  AKP'nin halkı korkuttuğu günümüz "Beyaz Torosları"ndan JİTEM'le evlendirilmiş Hizbullah'ın Özel Harekatçıları "Esedullah Timleri" olarak çıktı.



 



Artık şiddeti sonuç alacağına inandığı bir yöntem olarak kullanan; Kürtlerin de, muhaliflerin de değil dirisinden ölüsünden bile nefret eden bir devlet olma anlayışı var karşımızda.



 



Değil yaşayana, cenazeye de mezarlıklara da düşman bir devlet olma biçiminin kanlı çemberinden geçiyoruz.



 



Ama AKP zaten gergin olma, ipi koparma noktasına gelmiş, şu anda geçiyor bile.



 



Neyse ki Kürtler de sosyalistler de Özel Harekatçıların bastıkları ilçelerin duvarlarına yazdıkları gibi "Kızlar biz geldik" demeyecek kadar ilkel cinsiyetçilikten uzak.



 



Ancak var olan bir gerçek var ki, sen bu ülkede ancak yüzde 49 oy aldıklarını yönetirsin ama asla bu ülkeyi böyle yönetemezsin!



 



Haberdar