Mezarlarımızı yıktınız çünkü korkuyorsunuz

“Uğruna ölümlere gidilen, bir sevdadır yaşamak. Adına ister türküler yapılsın, ister günlük güneşlik resimler çizilsin”*

AGÎRE JÎYAN
Salı, 24 Kasım 2015 (10 yıl 4 ay önce)

Metin Yoksu



 



Günlerdir sokağa çıkma yasakları var. Kürdistan işgalci güçlerin dün olduğu gibi bugün de ablukası altında. İşgalci olduklarını ayan beyan söyleyerek hareket ediyorlar. Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerlerde “Devlet Geldi” yazarak işgalci olduklarını ilan ediyorlar. Ama yazarken boyaları kalmamış olacak ki “Katliamcı” kelimesini ekleyememişler!



 



Bir devlet düşünün her gün insanları katlederek cenazelerin çoğalmasını sağlıyor. Öldürdükleri arasında otuz beş günlük bebekten, on iki yaşında çocuğa, yirmi yaşlarında gence veya yetmişinde bir “ihtiyar” var. Katlettikleri yetmezmiş gibi onların defnedilmesini de engelliyorlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de gömdüğümüz canların mezarlarına saldırıyor ve katliamın üzerine bir katliam daha yapıyorlar. Peki, neden? Devleti bu kadar korkutan nedir? Kuşkusuz bunun temel nedeni Kürt ulusunun ve ona destek veren halkların destanlaşan direniş kültürüdür. İşte bundan korkuyorlar.



 



Aziz Güler Kürt halkının devrimini savunmak için, enternasyonal dayanışma gereği Paramaz gibi, Serkan Tosun gibi veya Kanada’nın bağrından gelen John Gallagher gibi savaştı ve devrim için düşenler kervanına katıldı. Kürt halkının devrimini savunmak için düştüğü topraklarda misafir olabilir ve Rojava’nın görkemli topraklarına defnedilebilirdi. Kürt halkı bu onurlu görevi gururla yerine getirebilirdi. Lakin enternasyonalist bu savaşçılar için ölü olarak nitelenen bu bedenleri dahi toprağa karışmadan önce son bir görevleri daha vardır. O da ölümsüzleşen bedenleri ile kavganın kızıllığını ve mücadelenin görkemini sürdürmektir.



 



John Gallagher’in cenaze törenini düşünün dünyanın öbür ucundan ernternasyonel dayanışmanın bir gereği olarak gelmiş, savaşmış ve nice yiğitle tanışarak birlikte omuz omuza savaşmış. Emperyalistlerin Ortadoğu üzerindeki sömürgeci politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan IŞİD vahşetine karşı savaşarak tarihe not düşen bu yiğit savaşçı aynı Aziz Güler gibi kendi topraklarına gitti ve enternasyonel dayanışma ruhunu kendi topraklarına alıp geri götürdü. Çünkü orada yeni John’ların çıkması için yapıldı bu…



 



Hem Aziz’in hem John’un cenazeleri ana yurtlarına gitmeden önce günlerce bekletildi. Bekletilmesinin temel nedeni dayanışmanın yükselmesi ve enteryasyonalimizmin ruhunun giderek artmasından olan korkudur. İşte o yüzden ölü olarak gördükleri bedenlere her fırsatta saldırıyorlar.



 



Ekin Van’ın çıplak bedeni üzerinde işkence yapanlar, Lokman Birik’in cenazesini yerlerde sürükleyenler, Aziz’i günlerce sınırda bekletenler hep aynı zihniyettir.  Ölülerimize işkence ederek halka korku salmaya çalışıyorlar. Ama sarmaya çalıştıkları korku bizlere tesir etmiyor aksine öfkemize öfke kinimize kin katıyor. Mücadelede bir Ekin düşer yüz Ekin doğar, bir Aziz ölür yüz Aziz doğar…



 



Düşenin bedeni sıcaklığını korurken işkencelerine başlar barbarlar.  Bir de daha önceden katlettikleri canlarımıza da saldırmaları vardır. İşte bu da alçaklığın en alçaklığıdır. Mücadele de düşenler için bin bir emekle düşünülerek ve zaman ayırarak oluşturulan mezarlıklar var. Kimi bir dağ başında mücadele de toprağa düşmüştür, kimi bir mağarada ve düşmana verilmemiştir o yiğit bedenler… Yoldaşları günün birinde onlara ulaşabilmek için bir kurda, bir kuşa teslim etmiş o yiğit bedenleri günü gelince ve şartlar koşullar uygun olunca mezarlıklar yapılmış onlar için yoldaşları emanet bıraktıkları yerden tek tek almış onları ve halen onlarcası bu şekilde doğanın içinde yoldaşlarının oluşturacakları mezarlıklara gitmeyi bekliyorlar.



 



Mücadele de düşenlere yapılan anıt mezarlıkların iki önemli yanı vardır. Birincisi mücadelede düşenlerin son görevlerini yerine getirmesi ve tüm yoldaşları ile bir arada olması sağlanmasıdır. İkincisi de onların oradaki varlıkları artık doğaya karışsa da mücadele içinde anılır ve yaşatılırlar. Orda ki taş ve toprak bir tarihtir. Mücadelenin ve ne olduğu tarihte yaşadıklarına ve savaştıklarına kanıttır. O yüzden onların mücadeledeki en son ve önemli görevlerinden biri de budur. Cansız olarak nitelenen bedenleri tarihe düşülmüş bir nottur!



 



Yusuf, Hüseyin ve Deniz’i düşünün Taylan’ın yanına gömülmek istemişlerdi ama devlet buna müsaade etmedi. Çünkü korktu! Komünist Önder Kaypakkaya’nın anlamarından devlet halen korkar anmaya gelenleri halen tutuklamaya çalışır, baskı uygular ve sanki böyle bir isim yaşamamış gibi, savaşmamış gibi onu yok etmeye çalışır. Çünkü İbrahim demek devletin zindanlarda yenilgisi demektir.



 



Bugün Kürdistan’ın dört bir yanında oluşturulan mezarlarının yıkılmasının temel mantığı da bunlardır. Direnişin ve mücadelenin tarihini yok etmek istiyorlar. Aynı Işid’in yaptığı gibi ellerine balyoz alarak tüm mezarları ve tarihi yıkıyorlar. Mezarları tahrip ederek tarihi yok edeceklerini düşünüyorlar. Nafiledir çabaları çünkü tarih her zaman gerçekleri söyler.



 



İstedikleri kadar tarihimize ve değerlerimize saldırsınlar yenilen dün olduğu gibi yine onlar olacaktır. Silvan’da aldıkları yenilginin aynısını Nusaybin’den de alacaklar. Çünkü John Gallagher’in direniş ve savaşçı ruhu orada, Sibel Bulut’un savaşçı ruhu orada, Arin’in savaşçı ruhu orada ve o ruhun başında Aziz Güler’in komutan ruhu orada savaşıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar tarihimizi silemezler. Yaptıkları alçakça saldırıların cevabını tarih elbet soracaktır. Çünkü mücadeleyi sürdüren kocaman bir halk ve ona destek olan devrimciler, komünistler var. Ne yaparlarsa yapsınlar kazanan biz olacağız!



 



*Devletin saldırıp yıktığı bir mezar taşının üzerinde yazandır…



 



www.arasöz.org