Suriye’deki kanlı boğazlaşmanın -hız kesip yavaşlamak bir yana- daha sert biçimler kazanarak tırmanması sürpriz olmayacaktır
Emperyalist güçlerin giderek daha dolaysız biçimlerde boy gösterdikleri Suriye krizi bugün yeni bir düzleme sıçradı. Bugüne dek izlediği politika çoktan iflas etmiş olan Türkiye, Rusya’ya ait bir savaş uçağını “hava sahasını ihlal” gerekçesiyle düşürmekle boyundan büyük yeni bir maceraya kalkıştı.
Uçağın nerede ve nasıl düşürüldüğü bile hala tartışmalı. Ancak doğrudan MİT’in kontrolündeki cihatçı çetelerin yuvalandığı Bayırbucak bölgesine yönelik operasyon sırasında düşürülmüş olması gerekse uçağı düşüren kendisi olduğu halde NATO Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırıp Batılı emperyalist efendilerinin kanatları altına sığınması amacın ne olduğunu sergiliyor. Türkiye’nin, daha doğrusu Tayyip Erdoğan-Ordu ittifakının bugün kalkıştıkları macerayla akılları sıra Batılı emperyalistleri de kendi beklentileri yönünde tutum almak mecburiyetinde bırakacak bir emrivaki yaratmayı amaçladığı açık. Ne var ki, kaldırdıkları taşı ayaklarına düşürme olasılığı bu kez de yüksek.
Rusya, uçağın düşürülmesini izleyen ilk saatlerde nispeten alçak bir profil sergiledi. Fakat akşama doğru tepkisinin dozu arttı. “Cihatçı çetelerin suç ortakları tarafından arkadan bıçaklandık,” diyen Putin, Türkiye’nin NATO’nun kanatları altına sığınma telaşıyla da dalga geçerek bu saldırının yanıtsız kalmayacağının ve sonuçların ağır olacağının özellikle altını çizdi. Rusya Dışişleri Bakanı’nın yarın başlayacak Türkiye gezisi iptal edildi. Rus turizm acentaları Türkiye turlarını askıya aldılar.
Rusya’nın Türkiye’ye doğrudan askeri bir yanıt vermek için de uygun fırsat kollayacağı çok açık. Yalnız Rusya şu aşamada kendisini fiilen NATO’yla karşı karşıya getirecek bu tür adımlardan önce intikamını başka yollardan almayı deneyecektir. Bunların başında da muhtemelen MİT kontrolündeki bütün cihatçı çetelere yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmak gelecektir.
Rusya, ikinci olarak herhalde IŞİD’in petrol ticaretini darbelemeye yönelecektir ki, bu aslında doğrudan doğruya Tayyip Erdoğan, ailesi ve yakın çevresinin en büyük para kaynaklarından birine indirilmiş bir darbe olacaktır. Putin zaten Antalya’daki son G20 Zirvesi’nde yaptığı konuşmada da IŞİD’i destekleyip finanse etmekle kalmayan, onunla işbirliği halinde petrol ticareti yapan G20 üyelerinin varlığından söz ederken işaret ettiği adreslerden birinin de Türkiye olduğu bütün dünya tarafından anlaşılmıştır.
Suriye sahasında vereceği dolaylı yanıtlar dışında Rusya’nın elinde Türkiye’den intikam almak için kullanacağı daha bir sürü enstrüman vardır. Türkiye’yle yapılan kimi ticari ilişkileri ve Rusya’dan turist akınını engellemekten tutalım Türkiye’nin IŞİD, El Nusra ve diğer cihatçı çetelerle olan ilişkilerinin belgeleriyle ortalığa dökülmesine kadar geniş bir hareket alanına sahiptir.
Buna karşın Türkiye’nin eli çok zayıftır. Kullanabileceği karşı kozların birçoğu Rusya’nın canını yakmaktan çok dönüp kendisini de vuracak bir özelliğe sahiptir. Örneğin kanatlarının altına saklanmaya çalıştığı ABD ve NATO’nun himayesini sağlamış göründüğü durumda bile bunun faturası Suriye’de daha fazla batağa saplanmayı da beraberinde getirecek yeni belaların kapısını açacaktır.
50 yıldan beri bir Rus uçağının NATO üyesi bir ülke tarafından ilk kez düşürülmüş olması bile Suriye’deki emperyalist rekabetin geldiği düzeyi göstermektedir. İki karşıt kutbun elebaşıları olarak Rusya ve ABD’nin Viyana’da ve arkasından son G20 Zirvesi sırasında belli bir plan üzerinde anlaşmış görünmelerine karşın bu son olay dahil Suriye’de karşılıklı hamlelerin hız kesmeden sürüşü, bugüne dek “vekalet savaşı” şeklinde süren kapışmanın giderek nasıl doğrudan biçimler kazandığının yeni örneği olmuştur. Dolayısıyla, Suriye’deki kanlı boğazlaşmanın hız kesip yavaşlaması şurada dursun önümüzdeki süreçte daha sert biçimler kazanarak tırmanması sürpriz olmayacaktır.