Dışardakine...

İki ağır müebbetlik tutsak Ali Gülmez yazdı: DIŞARIDAKİNE

GÜNCEL
Perşembe, 26 Kasım 2015 (10 yıl 11 ay önce)

Soruluyor bazen dışarıdan:



    “Nedir bu hücre?



          Nasıldır tecrit?



               Zorlanıyoruz anlamakta..”



 



Doğrudur.



  Sadece



    yaşanılarak



      kavranabileceklerdendir,



           Ama



   anlaşılmazlarından değil...



 



Tecrit-hücre,



  sizin-bizim



    en diri damarımızı



      posaya çevirip



        ele ayağa düşürme



          yoketme



            yeltenişidir.



 



Arkası,



  Egemenlerin



    bin yılların birikimi



      koca, sinsi bir beyinken;



Önü,



  akla ziyan



    saçmalıklar manzumesidir.



 



Hücre;



“Asmayıpta besleyecekmiyiz”ciliğin,



“Asmayıp can çekiştirelim”,



“Güneş girmeyen yere doktor girer”in



“Güneş ve hava girmeyen yere Azrail girsin” halidir.



 



Teklik



  Yalnızlaştırma



      Yalıtma



          beyhudeliğidir.



 



“Günaydın-iyi uykular”ını



   kendinin



      dinlemesidir



         hücre.



 



Uykudan önce



  yatak muhabbeti



      yapacak kimsenin



        olmayışıdır.



 



Bizimkilerin



  Taksim’i zaptedişini



     ekranda seyrederken



        gözyaşlarını karıştıracağın



           kucaklanacak bir gövdenin



                                   yokluğu;



Sırılsıklam coşkulu bir sevinci



   cıva bir ölüm acısını



      duvarlarla paylaşmaya



                     tahammüldür



                                    hücre..



 



“Deli” denmeyi göze alıp



   kendinle konuşmazsan,



      sesini unutmak,



denediğinde,



  garip-yabancı bir sesle



                                    afallamaktır.



 



Hastahane-mahkeme dönüşünde,



               susmaksızın konuşmaktan



                     sesinin kısılmasıdır.



Bazen



        Ölüm sessizliğidir



içinde



         karınca osuruğundan



                       “şişşşşt!”lere



                            her şeyin duyulabildiği;



 



Bazen



         desibel bombardımanıdır



içinde



          her türlü demir şakırtısı



                          sabrın sınırlarını zorlayan...



 



Yorgan döşek



   Ateş kabus bir gripte



            “Nasılsın?”ın,



                   bir tas çorba şefkatinin



                            özlemidir hücre.



 



          Her saldırıdan sonra



                   yaralarını



                           kendinin sarmasıdır.



 



Düşme,



kırılan kafa-göz,



            kan içinde



                baygın bulunmaktır sayımda...



 



Bazen de



   kalp krizi ile



       “Ölüm istatistiği” olmaktır



             ulaşamadığın “acil yardım butonu”



                uzaktan sana bakarken....



                   



Saçlarını



  permatikle



    kendinin kesmesi,



arka ve enseye



        gardiyanların hep gülmesidir,



Birisi olsa bile,



  arada parmaklıkla yapılmasıdır bunun...



 



Bir toplu dava gidişinde,



  Beş masalık açık görüş yerinde,



    “miting kalabalığı” algısı,



        tanıdıkları ayrıştıramamanın



                            şaşkın sevincidir.



 



Kısaca,



  “At bir kese” diyecek yoldaşın,



    “Fermuarın açık kalmış hemşerim” diyecek birinin dahi



                                                            yokluğudur hücre....



 



Kuzeyine bakanında,



  Tuzluğun,



    Şekerin “küp”lüğünün



                             iflası, 



        çeşit çeşit küf,



  duvarın



          resim dahi tutmayışı;



siz



   dışarıda



        nemden



             nefes



                 alamazken,



      hücrede can çekişmek;



Güneyine bakanında,   



                kerbela çölüdür.



  



Kışın



       dışarıyı görmek için



                  camdaki buzları kırmak,



         açmak için



                 kapıdaki buzları sökmektir



                                       bazen hücre.



 



Kardan



   “kardan adam yoldaş”,



kıçına tekme



           enseye şaplak için



        “kardan adam gardiyan”



                              yapmaktır.



 



Toprağı çay posası



  Beş’lik su petinden



     yüzlerce saksı



           binlerce filiz-yeşilin



   çoğunun



               operasyonla alınmasına;



On yıldır,



            hala



                posa biriktirmede devam  



                          toprakta ısrar,



                  yeşilde filizde



                                   yaşamda inattır.



Her şeye rağmen,



            bazen,



              Elli santimetre çaplı yapraklar



                         Dört metrelik boyu ile



                             İki-üç kocca kavunu,



kurtarma,



       büyütme



              ve



                  onlarca tutsakla



                             tadabilme keyfidir.



 



“Karıncalarıma, örümceklerime dokunma!” buyruğunun,



       dışardan ilaçlamaya gelen sivilin



                                                   yüzündeki



                                                          korku, şaşkınlıktır.



 



Bu daracık yerde



   koca lağım fareleriyle



        karşılaşacak olmanın paniğiyle



              bütün delikleri



                  sıkı sıkıya



                         kapatmaktır.



 



Küçük,



   kare bir gökyüzünden akanlarla,



         kurdun kuşun,



              börtü böceğin



                     göğün bulutun



               erbabı olup



                       doğaya tutunmaktır yani hücre.



Serçeye ekmeğe,



               Çatlaktaki yeşilliğe



                     “ziyaret-mektup yasağı” verilmektir.



 



Hücre cezasının



          çektirilmesi için,



         dolusundan alınıp



             boşuna götürülmektir.



 



Hücre,



      görüntüsü



          dört duvar;



       sesten,



           yazıdan ibaret bir dünya,



fotokopi bir yaşam



             zorlamasıdır.



 



Beyne kazınmış,



         akıldan çıkması düşünülmeyen



                       isimleri



                                hatırlayamamandır.



 



Zokasını,



           yediysen Tretman’ın,



                           kurmak,



                                sanallaşabilmektir.



Farklılığa tahammülsüzlük,



                uzlaşamamak,



                     kendini dayatma,



                               tepki, öfke patlamasıdır.



Kıra, yıka, kaça



                      özerkleşme,



                             federasyonlaşma,



                                    tek kişilik Cumhuriyet;



Uyanık Adli Seyfo’nun söylemiyle:



      “Bunlar,



           feleğimizi şaşırttı Ali Abi...



        Şimdi



            dışarı çıksam,



         karıyla-çocuklarla dahi  oturamayacak;



         kahvede,



                    pişpirik oynayamayacak



                          hale soktular bizi.



          Bir kızarmış yumurtaya



                        hasret bıraktılar Ali Abi...”dir.



 



Feodallerle ziyarete mahkum edilişe,



                  yoldaşlaşarak,



    ziyaret-mektupla direniş örerek;



yasak yağmurunda,



      içerden-dışardan



                   eylemle selamlaşmaktır hücre.



 



 



Bıçak sırtı



           Ateş-barut yürüyüşlerin



                        omuzdaşlığının



                            yürek yangınıdır hücre;



Kutuplarının,



            kabenin,



                    yer değiştirmesi,



Pusulalarının



             şaşıp



                  hep



                      o’nu



                             göstermesidir.



“Gezegenin üstündeki



    bütün kapatılmaların



               tarihini biliyoruz!



Bütün



    külliyatını



             yutmuşuz!



Sadece,



   ‘Nasıl direnilecek’



          onu göstereceğiz!”



                            iddiasının;



her adımda,



    yeniden,



        yeniden



             sorgulanıp



                 keşfedilmesi



         gerçeğine toslaması;



Mağaraları,      



   Yedikuleler’i;



Panapticon,



      Pelikan boylar’ı;



Uruguay,



          Vietnamlar’ı;



Stammheim’ı,



              İmralı’yı;



 



Tersten düzden



    aşağıdan yukarıdan



            yeniden anlamak,



                          öğrenmek,



                                   duyumsamaktır.



 



 



Zindandan



    göğe yükselen



           “rojbaş, Evelbaş” nidaları,



               Sloganlar,



                     kapı dövme çınlamalarıdır,



yokluğunda tüm bölgenin “ne oluyor?” dediği...



 



Hücumdakilerimize,



          bir yudum su



                             verememe,



           alınlarına bir buse



                           konduramama,



Yıldızlaşanlarımızın naaşına



                  bir omuzluk güç



                                     yettirememenin



                                                    sızısı,



Gazilerimizin, sürgünlerimizin acılarını



                                          sindirememek;



Analarımızın öfkesinin,



  hesap soruculuğumuzun



                        “ürküten”



                               yeminleridir hücre.



 



Direnişten,



      firar korkusundan,



                   hücre hücre



    yetmeyince



               zindan zindan



                     sürgünlerine,



“konaklama yeri hücre”,



   “konaklama yeri zindan”



          Gerilla tarzı ile dikilmektir.



 



Durmadan



         örgütlenmek



                örgütlenmek



                       örgütlenmektir hücre.



Üretmek,



       üretmek;



Barikat barikat



       hücre hücre



             gövde gövde



                          direnmektir.



 



Taksimler’den



           Serhildanlar’a,



Paris banliyölerinden,



          Akropol eteklerine;



Yaylacıklar’dan,



            Munzurlar’a,



Cudilerden,



                Zagroslar’a;



Andlar’ın,



        Everestler’in zirvelerindeki



                    ışıltılarla



                       yıkanmak,



                          beslenmek,



                              nefes almaktır.



 



Duvarlarının, kapılarının



           aşılmaz-açılmazlığını,



                                delerek,



                                 yıkarak,



                                 “patlatarak”



göstermişliğin



                 heybetinin



                    küçümseyen tebessümü;



Yokedilse bile,



            Asla boyuneğdirilemez,



                  Tepeden tırnağa



                        kıpkızıl bir



                              dimdikliktir.....



 



            Bir de,



            Bizim



                 Tekbaşımıza



             sadece



                   direnip,



 teslim alınamayacağımızı;



             Kazanmak



  için ise,



              sizin de,



   hepbirlikte



               Sadece



    kıpırdamanızın



            yeteceğini



               hatırlatan



                    alarm zilleridir



                                  hücre....



 



(Bu şiir 2010 yılında Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Hapishanesi'nde yazılmıştır.)



                                                    



Ali Gülmez



F Tipi Hapishane 



EDİRNE