Tarihi bile kurşunlayan alçaklık bu kez onu kurşunladı orada…
Diyarbakır’ın dört ayaklı minaresi… Biraz ötesinde yerde hareketsiz yatan bir beden…
İkisi de Diyarbakır’ın sembolü… Biri asırlara direnerek bugünlere gelmiş… Diğeri her türlü zulme, aşağılamaya, kimliksizleştirme ve asimilasyona boyun eğmeyerek bugün tarihe geçmiş…
Yerde hareketsiz yatan beden, Hrant’ın kaldırımdaki halini akla getiriyor hemen… İkisi de zaten aynı elin tuttuğu kalleş namluların hedefi oldular…
Aralarındaki tek benzerlik sonlarının aynı olması değil elbet. İkisi de yürekli birer dava insanı… Hukuk, adalet, barış ve kardeşlik savaşçısı…
Fakat her şeyden önce ikisi de insan, hem de düşünen ve düşündükleri uğruna her türlü bedeli göze alan insan gibi insan…
“PKK terör örgütü değil, silahlı bir siyasal örgüttür” dediği için kuduz köpek gibi üstüne gelenlere, “sizden korkan sizin gibi alçak olsun” diye yanıt veren mangal gibi bir yürek… Arkasını, “1990′li yıllardan bu güne JİTEM’ci ağababalarınız ve generallerinize boyun eğmedim, sizden mi korkacağım…“ diye getirecek kadar net ve sindirilmiş bir cesaret…
Tahir Elçi’yi sahiplenip yaşatmak bugün işte en başta bu cesareti örnek alıp kuşanmaktan geçer!.. Karşılığı olmayan beklentiler içine girip hala boş hayaller peşinde koşmak yerine Tahir Elçi’nin gerçekçiliğini ve dobralığını örnek almaktan geçer!..

Tahir Elçi, “4 ayaklı minarenin ayağından vurulmasını” lanetlemeye gitmişti o eyleme, tarihi bile kurşunlayan alçaklık bu kez onu kurşunladı orada… Ama 4 ayaklı minare orada durdukça Tahir Elçi de onunla birlikte orada olacak…
[Alınteri'nin baskıya hazırlanan 1 Aralık 2015 tarihli 14. sayısından alınmıştır]