Zor günleri göğüslemek...

Sınıf mücadelesinde koşulların sertleşmesi her zaman ayrıştırıcı bir rol oynar. Kimin gerçekte ne olduğunu gösterir...

GÜNCEL
Pazartesi, 30 Kasım 2015 (10 yıl 10 ay önce)

Suriye sınırında bir Rus uçağının kasıtlı düşürülmesi, Kürt illerindeki terör kampanyasının sıraya bindirilerek süreklilik kazanması ve iki muhalif gazetecinin yasa, hukuk, kural tanımayan bir pervasızlıkla tutuklanmaları ve nihayet Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Diyarbakır’ın göbeğinde göstere göstere katledilmesi Türkiye’nin nasıl bir döneme girdiğinin yeni işaretleri olarak görülmeli.



 



Faşist devlet terörü ve savaş çılgınlığının zincirlerinden boşanacağı bu dönemin zor bir dönem olacağı zaten belliydi. Önemli -ve belirleyici- olan bu zor günlerin nasıl karşılanacağı.



 



Bu konuda şimdiden iki tavır kendini göstermeye başladı:



 



Bir yanda güçsüzlük ve yalnızlık duygusundan da beslenen yılgınlık ve teslimiyet eğilimlerinin güç kazanmasına tanık oluyoruz.



 



Buna karşın, henüz somut biçimler kazanıp kararsızları da peşinden sürükleyecek bir çekim gücüne ulaşmamış olmakla birlikte alttan alta daha fazla bilenen bir mücadele arzusu ve arayış söz konusu.



 



1 Kasım sonrası anında beyaz bayrak çeken tabansız döneklere her gün yenilerinin eklenmesi ilk eğilimin en açık –ve iğrenç- ifadesi. Bunları tanımak ve yüzlerine tükürüp geçmek nispeten kolay. Ancak yılgınlık yaymanın bazı biçimleri var ki, bunlar ağaç kurdu gibi içten içe kemiren bir sinsiliğe sahip.



 



Siyasal yaşamı büyük günahlar ve bunların düş kırıklığıyla sonuçlanmasının ardından geriye doğru daha büyük kırılmalarla karakterize olan Oya Baydar gibilerinin “teorize etmeye” soyundukları “benim gücüm kalmadı artık” edebiyatı bunun son örneği: “Sizleri bilmem ama benim dünyayı değiştirme, barbarlığa gidişi engelleme gücüm yok artık; başarısızlığı kanıtlanmış eski yol ve yöntemlerin yerine yeni dünyanın yeni umut ve kurtuluş yollarını keşfetmeye de...”.



 



Yılgınlık vaaz etmenin diğer bir sinsi biçimi, militan olanı hedefe çakarak faşizmin saldırılarından bile neredeyse onu sorumlu tutmak biçiminde kendini gösteriyor. Devletin Kürdistan’da kirli savaşı tırmandırmasını hendeklere ve özyönetim ilanlarına bağlayan yaklaşımlar bunun bir örneğidir.



 



Sınıf mücadelesinde koşulların sertleşmesi her zaman ayrıştırıcı bir rol oynar. Kimin gerçekte ne olduğu böyle zamanlarda kendini gösterir.



 



Özellikle 1 Kasım sonrası değişik vesilelerle vurguladığımız gibi, önemli olan burjuvazi ve faşizmin ne yaptığı ve daha neler yapabileceği değildir, burjuvazi ve faşizmin karşısındaki güçler olarak bizlerin neleri ne kadar göze alıp nasıl bir mücadele hattı izlediğimizdir.



 



Sonucu asıl olarak bu irade ve kararlılık tayin edecektir.



 



[Alınteri’nin şu an baskıda olan 1 Aralık 2015 tarihli 14. sayısının başyazısıdır]