Halkların Köprüsü

Halkların Köprüsü Derneği: Biz aslında bir yardım derneği değil, bir dayanışma derneğiyiz

GÜNCEL
Perşembe, 17 Aralık 2015 (10 yıl 10 ay önce)

Halkların Köprüsü Derneği Yürütme Kurulu üyesi Nuray Pehlivan ve Dernek Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin ile görüştük:



 



Alınteri: Dernek olarak basın açıklamasından sağlık taramasına kadar pekçok konuda çalışıyorsunuz. Son dönemde ağırlık verdiğiniz konular ve çalışma biçimleri nelerdir?



Yıldırım: Önce şundan bahsetmek lazım: Biz aslında bir yardım derneği değil, bir dayanışma derneğiyiz. Bizim esas kuruluş amacımız, özellikle de barış süreciyle birlikte, toplumda bu sürecin altyapısını oluşturmak, Türkiye toplumunu oluşturan farklı kimlikler ya da halklar arasında kamusal dostluk yaratmak. Fakat kuruluş anından itibaren, Suriye’deki savaşın halen devam eden sonuçlarından biri olan mülteci sorunu ile karşı karşıya kaldık. Manzara şuydu ve hala da bu: Savaş yüzünden yurtlarını terketmek zorunda kalmış, yabancı bir ülkede yersiz yurtsuz, geleceksiz yaşayan, resmi adı “sığınmacı” olan bir ülke dolusu insan Türkiye’nin belli bölgelerine dağılmıştı. Her bakımdan ve her türlü desteğe, dayanışmaya ihtiyaçları vardı. Bu insani dramı görmezden gelemeyeceğimiz için mülteciler öncelikli konumuz haline geldi.



 



Nuray: Evet, gerçekten de diğer konuları daha arka plana atıp mültecilere odaklandık. Rutin olarak haftada iki gün sağlık taramalarına ve malzeme dağıtımına çıkıyoruz. Pazartesi toplantılarımızda işleri ve ekipleri belirliyoruz. Her ekip 5-6 kişiden oluşuyor ve içinde bir doktor ve tercüman oluyor. Gideceğimiz yerin ihtiyaçlarına uygun dağıtım malzemelerini belirliyoruz.



 



Rutin çalışmamız dışında, son zamanlarda Diyarbakır’daki Ezidî kampıyla ilgili çalışmaya ağırlık verdik. Kampın giysi, hijyen malzemesi ve bebek maması gibi acil ihtiyaçları var. Bunun dışında, toplumda farkındalık yaratmak amacıyla fırsat buldukça paneller düzenliyoruz.



 





 



Alınteri: Çalışmalarınız sırasında özellikle devlet kurumları ve yerel yönetimlerle ilgili ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?



Nuray: Bugüne kadar herhangi bir kurum bizim görüşme talebimizi reddetmedi. Hatta zaman zaman onların dikkatini çektiğimiz de oldu. Ama genel anlamda bakarsak devlet kurumlarının, sorunların çözümüne yönelik pratikte bir uygulaması olmadı. Belediye için de aynı şeyi söyleyeceğim. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu konuda ciddi bir çalışması hiç olmadı. Geçen hafta 3 bin kişilik Ezidî kampını ziyaret ettik. Devlet kamplarıyla asla kıyaslanamayacak bir şekilde çamaşırhaneleri, kadın evleri, toplantı yerleri var. Kendimce, Diyarbakır Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni karşılaştırdım. Diyarbakır Belediyesi sadece mültecilere hizmet veren bir Sağlık Daire Başkanlığı kurmuş.



 



Yıldırım: Diyarbakır Belediyesi inisiyatif almış, olması gereken de bu. Ama burada belediye, muhalefet partisinden olmasının avantajını kullanmaktansa çekingen davranıyor, “mali denetimlere uğruyoruz, başımıza dert alırız” gibi bir yaklaşımın arkasına saklanıyor. Doğrusu Valilik de mültecilerin sorunlarını görmezden geliyor. Görünür hale getirmek için yaptığımız her girişimde uyarı alıyoruz. Esas olarak burada devletin politikası şu: “Siz bu sorunu görünür hale getirirseniz biz de mültecileri görünmez hale getiririz. Onları kamplara göndeririz.”



 



Elbette yine de dernek olarak bazı konulardaki ısrarlı girişimlerimizin sonucunu da aldık. Örneğin İl Halk Sağlığı ile görüşmelerimiz sonucunda Suriyelilerle ilgilenen sağlık ocakları kurulmasını sağladık. Girişimlerimiz sonucunda önce gönüllü eczacılar bulduk; sonra SGK tüm eczanelere ödemeyi yapacağını duyurdu.



 



Alınteri: Şu anda Suriyeli mülteciler başta olmak üzere derneğin mültecilere ilişkin temel talebi nedir?



Nuray: Genel talebimiz öncelikle ateşkes sağlansın, mülteci akını durdurulsun. Bunun dışında devletten talebimiz artık mültecilerin, en azından bir kısmının, burada misafir olmadığı, kalıcı olduğu gerçeğinin kabul edilip, sorun çözücü yeni yasal düzenlemeler yapılması. Ayrıca Avrupa’ya geçmek isteyen mülteciler için “sınırların açılması”, “güvenli geçişin sağlanması” da taleplerimiz arasında.



 



Yıldırım: Derneğimizin bu konudaki talebi açıktır: Bu savaştan çıkar sağlayan, ülkeler, yarattıkları bu insani dramın sorumluluğunu üstlenmeli ve yersiz yurtsuzlaştırdıkları mültecilere ülkelerinin kapılarını açmalıdır. Türkiye’ye bahşiş verip “kapılarını kilitle bu insanları da ülkende tut” gibi bir anlayışla sorun çözülemez. Asıl çözüm bu savaşın bitirilmesidir.



 





 



Alınteri: Kalıcı ve geçici mültecilere İzmir halkının yaklaşımı nasıl? Derneğin bununla ilgili endişe duyduğu noktalar var mı?



Yıldırım: İzmir’de geniş bir dayanışma var. Suriye’de orta üst sınıfta olanlar İzmir’de de orta üst sınıf denebilecek yerlerde yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Suriye’de yoksul olanlar ise odunluklara, yıkılmak üzere olan evlere kira vermek zorunda kalıyorlar. Suriye’nin değişik bölgelerinden gelen Kürtler, Araplar, İzmir’de varsa akrabalarının yanına veya yakınlarına yerleşiyor. İzmir’in bir kısmı bu yoksul insanları zaten görmüyor.



 



Nuray: İzmirlilerin şu an için mültecilerle bir sorunu yok. Ama bunun nedeni görünür olup olmamak ile ilgili gerçekten. Mülteciler görünür olmadıkları sürece pek sorun yok. Bir iki münferit saldırı dışında öyle kötü bir şey yaşanmadı. İzmir’de genel olarak bir dayanışma duygusu var. Sadece İzmir’den 30 tırın üzerinde yardım malzemesi kamplara, Rojava’ya gönderildi. Derneğin her yayınladığı yardım çağrısına çok ciddi bir destek var. Yani genel anlamda baktığımız zaman, oldukça duyarlı bir kitle var İzmir’de. İzmir halkına bu anlamda teşekkür etmek lazım.



 



Yıldırım: Öte yandan, mülteciler ucuz işgücü olarak, neredeyse karın tokluğuna çalıştırılıyorlar. Sonuçta, İzmir’in yerleşik emekçileri, işini kaybetmek ya da daha düşük ücrete razı olmak zorunda kalıyorlar. Bu durumun muhtemel sonuçları endişe verici.



 





 



Alınteri: Derneğin son dönemde yardım faaliyetleri kapsamında ne gibi ihtiyaçları var? Derneğin çalışmalarına insanlar nasıl katılabilirler?



Yıldırım: Aslında bizim kategorik olarak üç destek politikamız var. Birincisi, İzmir’i Batı’ya gitmek için geçiş noktası olarak kullanarak birkaç gün sokakta kalan mültecilerin günü birlik ihtiyaçlarını gidermeye yönelik destek: Hazır gıda, hijyen malzemeleri, battaniye, yağmurluk, bot vb. gibi onlara yük olmayacak malzemeler ve sağlık taraması.



 



İkincisi, şu veya bu şekilde İzmir’e yerleşmiş ve belirli bir süre de İzmir’de kalacak olan mültecilere yönelik destek: Kış koşulları nedeniyle yakacak, battaniye, yatak yorgan, kuru gıda, erzak gibi gündelik yaşamı sürdürmelerine destek olacak malzemeler ve sağlık taraması.



 



Son olarak da İzmir dışında, kamplarda yaşayan ama yardım ve desteğe ihtiyaçları olan Diyarbakır’daki Ezidî kampı ya da Suruç’taki kampta yaşayan mültecilere yönelik destek: Bu kamplardaki sorumluların belirledikleri ihtiyaçlar listelerine göre kampanyalar yapıyoruz.



 



Nuray: Elbette ihtiyaç malzemeleri de destek vereceğimiz yerlere göre değişiyor: Örneğin, kalorisi yüksek gıdalar, bebek bezi, bebek maması, kadın pedi, hijyen malzemesi vb. ihtiyaçlar, özellikle Basmane’de geçiş için bekleyen mülteciler için önemli. Bunun dışında Kadifekale ve Agora’da yerleşmiş mültecilerin bazen elektrik sobasına, bazen yatağa ihtiyaçları olabiliyor. Kamplarda da kuru gıda, kırtasiye, kışlık giysi gibi ihtiyaçlar var şu anda.



 



Biz facebook sayfamızdan yapacağımız bütün çalışmaların duyurusunu yapıyoruz ve herkesi dayanışmaya davet ediyoruz. Katkıda bulunmak isteyenler çat kapı gelip çalışmalarımıza katılabiliyorlar.





Yıldırım: Yalnızca çalışmalarımıza değil karar alma süreçlerimize de katılabilirler. Çünkü biz kararlarımızı her Pazartesi 18:30’da dernekte herkesin katıldığı toplantılarda alıyor ve uyguluyoruz. Bütün konular üye olsun olmasın, toplantıya katılan herkesle birlikte bu toplantıda görüşülüyor, karara bağlanıyor ve dernek yönetimi sadece alınan bu kararların uygulanmasını üstleniyor.



 



Alınteri: Çok teşekkür ederiz.



Nuray - Yıldırım: Biz teşekkür ederiz.



 



[Alınteri'nin 15 Aralık 2015 tarihli 15. sayısından alınmıştır]