Dış politikada fena halde çuvallayan Türk devleti İsrail'le dost olduğunu hatırlayıverdi!
Ege Deniz
Beklenen oldu! İki yönden.
Ortadoğu’dan başlamak üzere “Yeni Osmanlıcılık“ oynamaya soyunan fakat yeni bir fiyasko yaşayıp Suriye’den sonra Irak’ta da çuvallayan Türk devleti -ABD’ye tam teslimiyet anlamına da gelen-, bir adım daha attı ve İsrail devletiyle dost olduğunu hatırlayıverdi.
Ortadoğu’daki değişen dengeler ve kızışan savaş ortamında bir süredir pek göze çarpmayan İsrail ise nihayet ses vermiş oldu ve “yeniden paylaşım” savaşlarında nerede durduğunu, hangi blok içerisinde yer aldığını bir kez daha tescilledi.
Türkiye ve İsrail “yeni” bir sayfa açmaya hazırlanıyorlar. Aslında açılan sayfa hiç de yeni değil. Yaşanan asıl olarak “aynıların aynı yerde” yeniden buluşmasıdır.
Türkiye, NATO’ya girdiğinden beri İsrail ile birlikte ABD-Batı emperyalist blokunun bölgedeki ileri karakolu görevini üstlendi her zaman. Ve her zaman İsrail ile derin ve kirli ilişkiler içerisinde oldu. Gelgelelim, Erdoğan’ın Davos’taki “one minute” çıkışıyla ve ardından “Mavi Marmara” olayıyla, İsrail ile ilişkiler gerilmişti. Büyükelçiler geri çağrılmıştı vs.
‘80’lerden 2000’lere görece serpilip gelişmiş Türk tekelci burjuvazisinin bazı kesimleri “Yeni Osmanlıcılık“ hayalleriyle karışık bölgede lider güç olmaya doğru adımlar atmaya çok heveslenmişti. “One minute” çıkışı “İsrail’e karşı Arapların hamisi”, “İslamcılığın lideri” olma pozisyonu açısından (Türk tekelci sermayesinin çıkarına çalışan) Türk devletine reyting de kazandırmıştı.
Dış politikada bu konumlanış ABD’nin bölgeyi yeniden dizayn etmede ortaya attığı “Ilımlı İslam” projesiyle de uygunluk taşıyordu. Hoş, emperyalist abilerinin çıkarlarına esasta ters düşmeyecek şekilde ama bulduğu her boşluktan yararlanıp emperyalistlerin öngördüğü kırıntılardan da ötesini umut eden adımlar da atılmak istendi, atıldı da. Ama bunlar her seferinde başarısızlıkla, ardından, emperyalistlerin çizdiği sınırlara geri çekilmeyle sonuçlandı.
Bölgedeki vekalet savaşlarında Batı emperyalist blokunun yanında yer alan işbirlikçi Türk devleti Suriye politikasında çuvalladı; inisiyatif alıp ağırlığını koyan Rusya’yı sınırlamak için boyundan büyük işe kalkıştı, Rus uçağını düşürdü ama bu onun Suriye savaşında iyice etkisizleşmesiyle sonuçlandı.
Benzer bir kaldırdığı taşın ayağına düşmesi olayı Irak’ta da gerçekleşti. Başika’ya muharip güç yolladı ama 10 gün dolmadan gerisin geriye çekilmek zorunda kaldı. Bu hamlelerde başarılı olsaydı başta ABD emperyalistleri bunların sonuçlarını kendi lehlerine kullanacaklardı ama olmadı. Geriletmek şöyle dursun bölgedeki konumunu ve etkisini arttırmış Rusya-Çin emperyalist bloku karşısında, Batı’nın sadık müttefiki iki ülkenin, Türkiye ve İsrail’in küslük durumunun daha fazla sürdürülemediği bir noktaya böylece gelinmiş oldu.
Türkiye-İsrail anlaşmasının teknik boyutları mı?
Türkiye, normal ilişkilere dönülebilmesi için daha önce ısrar ettiği, İsrail’in Gazze ablukasının kaldırılması şartından vazgeçiyor; İsrail’in Hamas’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin sınırlandırılması (bu kapsamda Hamas liderlerinden Uriri’nin sınırdışı edilmesi) koşulunu kabul ediyor; 20 milyon tazminat karşılığında ‘Mavi Marmara’ olayını tatlıya bağlıyor; Rusya ve İran doğalgazının alternatifi olarak İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması ve dağıtımı konusunda da anlaşmaya ikna oluyor…
Fazla söze gerek var mı?
(*) Bir dakika’dan ‘bana geldiğinde’ye...