Çorum'un, Maraş'ın, 1979'daki sıkıyönetimlerin, Ulucanlar'ın, 19 Aralık'ın, IMF'nin pek çok yıkım programının başta gelen sorumlularından Ecevit'in cenazesini sermaye ve faşizmden başka kim sahipleniyor?
Büyük bir medya seferberliğiyle cenaze törenine kilitlenilen Ecevit'in cenazesi için hummalı bir hazırlık sürdürülüyor. Hummalı hazırlığı ise sadece ailesi, sadece ordu ve ülke kurtarıcı laikler değil, sendikalar da yapıyor!
İlk akla gelen Zonguldak maden işçileri olacaktır ve bu tahminler de boşa çıkarılmayacaktır, ama katılacaklar onlarla sınırlı kalmayacak. Dünkü Hürriyet gazetesine yarım sayfa ilan vererek Ecevit'i rahmetle anan Yol-İş Sendikası da cenazeye katılacak sendikalardan biri olacak. Üstelik yalnızca yönetim düzeyinde değil işçilerle birlikte katılacak. Sendikanın genel merkezi tarafından işçilerin cenazeye katılması için bir çalışma başlatılmış durumda. İşçilere cenazeye katılmaları için çağrı yapan sendika, otobüs ayarlamayı da ihmal etmedi. Otobüsler kiralanarak işçilerin cenazeye “rahat bir şekilde” katılmaları sağlanacak. Başlatılan çalışmalar sayesinde cenazeye katılma fikri oluşturulan işçiler şubeleri arayarak cenazeye katılıp katılmayacaklarını, otobüslerin nasıl ayarlanacağını soruyorlar!
Daha dün hükümetlerle dişe diş dövüşerek cunta yasalarından haklarını kopararak alan işçilerin başında hiç kuşkusuz kamu işçileri ve Zonguldak maden işçileri geliyordu. Aynı işçilerin geride kalanları bugün cenazeye katılmak için koşuyorlar. 70'lerde olduğu gibi 89 bahar eylemleri sırasında da yükselen sınıf dalgası üzerine konmaya çalışan Ecevit gibi “işçi dostu” yüzler, siyasal bilincin yeterince sınıf mücadelesine yedirilemediği noktalarda, kahraman oluverdiler. Hala da o mit, 2001 kriziyle bir gecede yüzde 50'lere varan oranlarda yoksullaştırılan emekçilere, esnek iş kanunu, fırtına gibi sürdürülen özelleştirmelerle atılan binlerce işçiye rağmen sürdürülüyor. Kameralara gözü yaşlı bir şekilde konuşan bir maden işçisi “O bizi bilirdi, bizi bir tek o anlardı” diyor!
Dünyada yükselen sınıf dalgası ve Türkiye'deki sınıf mücadelesine yansımalarıyla burjuvazinin kırıntılar vermek zorunda kaldığı dönem içinse “işçilere haklarının verildiği dönem yine onun dönemiydi” denilerek Ecevit göklere çıkarılıp tarih tekrar tekrar tahrif ediliyor. Bunu bizzat kendileri yapan sendika ağalarına hatırlatmakta fayda var: Kavelleri, 15-16 Haziranları, 77 1 Mayıs'ları kim yarattı ve ardından haklarını burjuvazinin elinden yırtarak aldı? Bu mücadeleler sırasında onlarca sınıf yoldaşını şehit olarak kim ardında bıraktı? Yoksa tarihi bu şekilde hatırlamamak isteyerek Ecevit'le kesiştikleri bir nokta mı var?
Ecevit'le dayanışması yalnızca cenazesiyle sınırlı kalmayan Yol-İş Sendikası, ilanında da “gururla” söylediği gibi Ecevit'i siyasi yasaklı olduğu dönemde de yalnız bırakmadı. Onu 12 Eylül sonrası “işsiz” kaldığında Yol-İş'in “fahri danışman”ı olarak sendikada çalışıyor gösterdi ve maaşa bağladı. Ama o vefayı Ecevit Yol-İş'e, dolayısıyla Bayram Meral'e göstermedi! Ecevit, 2003 seçimlerinde Meral'in DSP'den milletvekili adayı olarak girmesine onay vermedi. Bayram Meral de boynu bükük şekilde “işçi dostu” başka partiye yüz sürdü...
Bugün ağalar, “liderlerinin” peşinden doya doya ağlayacaklar, tabutuna yüz sürecekler; yakışır. Ancak neoliberal iklimin en karmaşık dengelerine sınıfın geride kalan son geleneksel kesiminin “yedekleniş hali”, yalnızca egemenlerin ekmeğine yağ sürmekle kalmaz, kendi yarattıkları tarihlerinin tahrifine kendi katkılarını sunar. Bu da daha kötüsü, sınıf mücadelesini daha yeni yeni kavramaya başlayan genç işçi kuşaklarının bilincinin bulandırılmasına hizmet eder.