"Yani tam da sıkıştığımız, nefes alamadığımız bu savaş günlerinde Azad, duygulara tercüman olan bir film oldu"
Üç günde 83 bin izleyiciye ulaşan AZAD filminin yönetmeniYakup Tekintangaç ile konuştuk:
Alınteri: Sizi tanıyabilir miyiz?
Y.Tekintangaç: 1980 Ağrı doğumluyum. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kimya Bölümü mezunuyum. Sinema için 2007 yılında İstanbul’a geldim. Gelir gelmez Sen-Der’e yazılarak iki yıl senaryo eğitimi aldım. Daha sonra da Mezopotamya Kültür Merkezi’nde dört yıl sinema çalışmalarında bulundum, 2 yıl Hüseyin Kuzu ile proje grubunda çalıştım. İlk kısa filmim Qapsûl, ulusal ve uluslararası birçok festivale katıldı ve senaryo ödülü aldı. Azad, ikinci kısa filmim.
Alınteri: Azad filmi neyi anlatıyor? Neyi vurgulamayı amaçlıyor?
Y.Tekintangaç: Azad, özgür demek. Kırsal yaşamdan koparılıp, kentte dört duvar arasında yaşamaya bırakılan bir çocuğun sıkışıp kalmasını ve bu sıkışmışlıktan kurtulup dışarıya uzanarak özgürleşmenin yollarını aramasını konu ediniyor. Diğer yönüyle bir direniş filmi ya da ablukayı kırma filmi diyebilirim.
Tabii Azad’ın göç ederek gelmiş olması, Kürt olması, kendi diliyle kentin dilinin farklı olması politik kodlar barındırıyor. En temel noktada, çocuk üzerinden bireylerin dört duvar arasına sıkıştırılamayacağı, fiziksel olarak bu mümkün olsa bile insan zihnine, ruhuna ket vurulamayacağı, dolayısıyla ne olursa olsun bireyin özgür olduğunu ve kendi kendisinin efendisi olduğunu resmetmeye çalıştım.
Alınteri: Böyle bir film çekmeye nasıl karar verdiniz?
Y.Tekintangaç: Bizzat Azad gibi birine şahit oldum. Annesini tanıyordum. Çocuğun tek oyuncağı enstrümanıydı ve onu da komşular rahatsız oluyor diye çalamıyordu. Oturup üzerine çalıştım ve öykümü ona göre ördüm. Belki de onu kurduğum evrende özgürleştirmek benim için bir çeşit katarsistti.
Alınteri: Film, İstanbul Film Festivali’nde henüz gösterilemeden internet ortamında 3 gün süreyle izleyicilere sunuldu. Bunun nedeni nedir?
Y.Tekintangaç:!f İstanbul, konseptini beğenerek takip ettiğim çok başarılı bir festival. Kısa filmleri tavsiye niteliğinde internet üzerinden kabul ediyor. Ona göre gerekli değerlendirmeleri yapıp bir seçki oluşturarak festivalde gösteriyor. !f İstanbul Dijital Medya Koordinatörü Zaferhan Yumru, beni arayıp ilk defa bir filmi festivalden önce yayınlamak istediklerini, bunun son dönemde günlerce süren sokağa çıkma yasaklarına dikkat çekmek için olacağını söyledi. Zaten, bölgede bunca şiddet yaşanırken ülkenin Batı’sından hiç ses çıkmaması içimi acıtıyordu. Açıkçası filmin biraz da Doğu’da yapılan insanlık dışı muamelelere karşı, Batı’da sessiz duran vicdanları ayıltmasını ve onlarda empati uyandırmasını istediğim için yayımlanma teklifini kabul ettim..
Azad’ın çığlığının üç günde 83 bin izleyiciyle ulaşması farkındalık yaratma adına çok büyük bir başarı.
Alınteri: Devlet terörünün zincirlerinden boşandığı, haftalarca süren sokağa çıkma yasaklarının ve ölümlerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Kürt illerinde ağır insan hakları ihlalleri var. Böyle bir süreçte sanat nasıl bir rol oynayabilir? Sizce sanatçı nasıl bir duruş içinde olmalıdır?
Y.Tekintangaç: Tabii topyekun bir halka zindan hayatı yaşatılıyor. En temel hak olan yaşam hakları ihlal ediliyor. İnsanlar günlerce elektriksiz, susuz, gıdasız kalıyorlar. Bu ilkel uygulamalar birçok kişinin malına, canına, geleceğine mal oluyor. Bölgedeki savaş sürecinden maalesef en çok çocuklar etkileniyor. Azad da, bir çocuğun bu ablukayı aşması üzerine olduğu için süreci resmeder bir film haline geldi. Azad’ın bu ablukayı kırma yöntemi, özgürleşme mücadelesi insanlara umut oldu. İzleyicilerin bazılarından, “Azad, içine girdiğimiz karamsar kuyudan, resmen bizi yukarı çekti” gibi yorumlar aldım. Yani tam da sıkıştığımız, nefes alamadığımız bu savaş günlerinde Azad, duygulara tercüman olan bir film oldu.
Direnmenin çeşitli yöntemleri ve biçimleri vardır. Sanat özelinde sinema da bu araçlardan biridir. Sanatın abluka kırıcı gücünü bize gösteriyor Azad. Çünkü sanat çok tinsel ve metafiziksel bir şey. Estetik gücünden dolayı oldukça etkilidir. Belki de iktidarların karşı argüman üretmeye zekalarının yetemediği önemli bir alandır. Sanat ve sanatçının görevi, gücün yanında değil de gücün karşısında durmaktır. Çünkü sanat muhaliftir ve öncüdür. Wajda’nın dediği gibi; Sinema tek başına toplumu değiştiremez ama toplumu ayıltabilir.
Alınteri: Teşekkür ederiz, eklemek ya da söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Y.Tekintangaç: İktidarın yarattığı dezenformasyonlardan biri de insanların umudunu köreltmek. Ve hakikaten de insanın umudunu öldürdüğünüz zaman onu her bakımdan esir alabilirsiniz. Bu karamsar günlerde, ben umudumu hiç kaybetmedim, kaybetmeyeceğim de… Çünkü o umudu taşıdıkça, sanatla direnme gücü kazanıyor ve üretmeye devam ediyorum. “Bugünler de geçer babam” diyor verdiğiniz söz hakkından dolayı, teşekkür ediyorum.