Besleyip büyüttükleri IŞİD bu sefer de Sultanahmet'te kan döktü, diğerlerinde olduğu gibi bunda da 'fail IŞİD' diyemediler
Henüz netleşmiş olmasa da IŞİD bu sefer de Sultanahmet’te katliam gerçekleştirdi, resmi açıklamalara göre on kişi hayatını kaybederken on beşi de yaralandı.
Sabah saat 10:15’te yaşanan patlamanın hemen akabinde, IŞİD’in yaptığı diğer katliamlarda olduğu gibi bu katliama da hızla yayın yasağı getirildi.
Katliamın faşist rejimin içinde bulunduğumuz tarihsel eşikte yaşadığı bölgesel hayaller ve korkularla beslediği IŞİD savaş çetesince yapılmış olabileceğini bizzat Erdoğan’ın açıklamalarından anlıyoruz. “Anlıyoruz” diyoruz çünkü Erdoğan bu defa da açıktan IŞİD yapmıştır demedi, diyemedi!
Suruç ve Ankara katliamları için “kokteyl örgütler”, “kolektif terör” kavramlaştırmasına giden Erdoğan, Sultanahmet için de sadece katliamı gerçekleştiren katilin Suriyeli olduğunu belirten muğlak bir açıklama ile yetindi.
Fakat kaideyi yine bozmadı. Bu sefer kokteyl tanımı yerine IŞİD’le PKK ve TDH’nın kimi bileşenlerinin isimlerini bir araya getirerek “hepsi aynıdır” deyiverdi! ‘İslam dünyasının kızgın çocukları’ olarak gördüğü IŞİD’e tek başına yüklenmeye içi elvermedi.
Karanlık bölgesel politikalarının gelinen noktada dönüp bizzat kendilerini vurmaya başladığını, güçsüzleşen IŞİD’in kendisini gözden çıkarmaya yönelenlere haddini bildirmeye çalıştığını söyleyemez tabii. Nasıl bir kepazelik ve çıkışsızlık içinde olduklarını söyleyemez.
Şimdilerde esas aldığı politika bu tür katliamlardan “ulusal çıkar” devşirmektir! “Terör mağduriyeti” edebiyatıyla ve “Suriye istikrarımızı bozuyor” demagojisiyle karanlık bölgesel politikaları için zemin hazırlamak, yaşananları dönen pazarlıklarda masaya süreceği kozlar olarak kullanmaktır. Tayyip Erdoğan’ın katliamı gerçekleştiren kişinin örgütünü değil de hangi ülkeden olduğunu vurgulamış olması bu açıdan mide bulandırıcı bir manidarlık taşımaktadır. Suriye’de yaşadıkları politik hezimete son bir nefes kazandırmak için kimbilir bu katliamı nasıl bir ambalajla sunacaklar sorusunu akla getirmektedir.
“İstikrarın güvencesi” iddiasını dilinden düşürmeyen AKP’li siyasal iktidar bizzat kendi politikalarının yarattığı istikrarsızlık ve korku iklimini de bu iddiasını güçlendirecek bir malzemeye dönüştürmekte, her acıyı bu yönde tepe tepe kullanmaktadır. Tam bir şirket kafası yani…
Fakat böylesine ikiyüzlü, böylesine korkunun kışkırtılması temeline dayanan, böylesine her kötülükten daha büyük kötülükler çıkarma gayretinin sonu yoktur. Ayakları bu denli zayıf bir iktidar uzun süreli bir ömre sahip değildir. Er ya da geç tam ortasından yarılarak çöker.