İnsanlığa karşı bir başka taciz ve tecavüz eğilimi olarak göçmen düşmanlığı Avrupa çapında vites büyüttü
Almanya’nın Köln kenti, yılbaşı gecesi kadınlara karşı iğrenç bir toplu taciz saldırısına sahne oldu. Köln’ün en merkezi yerlerinden biri olan Merkez İstasyon (Hauptbahnhof) ve bitişiğindeki Dom Meydanı’ndan geçen kadınlar çeteler halinde etrafa yayılmış yüzlerce azgın erkeğin elle ve sözlü saldırılarına uğradı. Polisin hiçbir müdahalede bulunmadığı bu rezalet saatlerce sürdü.
Olayın kendisi korkunç ve iğrençti. Fakat arkasından yaşanan gelişmeler, bu iğrençliğe yenilerini ekledi. Kadınlara yönelik tacize tepki bahanesiyle sahneyi bu kez göçmen düşmanlığı aldı. İnsanlığa karşı bir başka taciz ve tecavüz eğilimi olarak göçmen düşmanlığı Almanya sınırlarını da aşıp Avrupa çapında vites büyüttü.
Söylemeye bile gerek yok ki, bu ikinci tecavüz girişimlerinin başını Almanya’da da diğer ülkelerde de tescilli ırkçı faşist çevreler, parti, örgüt ve politikacılar çekti. Macar, Çek ve Hırvat yönetimleri, bu olayı bahane ederek “göçmen ve İslam düşmanlığını ” daha da ileri götürdüler. “Müslümanların Avrupa’da yerinin olmadığını” ileri sürerek “Avrupa kapılarının göçmenlere tamamen kapatılması” çağrılarını yinelediler. Almanya’da Merkel hükümeti göçmen yasalarını ağırlaştırmaya yönelmekle kalmadı; uzun süredir hazırlandığı ınternet ve twitter yasaklarını, telefon dinlemelerini yasalaştırma adımlarını hızlandırdı. Fransa’da ise yeniden başkanlık rüyaları gören Sarkozy koroya “Avrupa’da serbest dolaşım hakkına son verilmesi” çağrısında bulunarak katıldı.
Bu aşağılık toplu taciz olayının üzerine kimlerin atlayıp hemen nasıl ırkçı bir demagoji ve sömürü konusu haline getirdikleri dikkate alınırsa, bu rezilliğin Köln polisi -en azından onun içinde etkili faşist bir kanat tarafından- örgütlenmiş olma olasılığı yüksek. Zaten küçük gruplar halinde meydan ve çevresine yayılan erkek sürülerine saatlerce hiçbir müdahalede bulunulmaması bile çok şey anlatıyor.
Ayrıca Köln polisi, etraftaki sayısız kamerayı tarayarak saldırganları kolaylıkla tespit edebilecek olduğu halde önce rezaleti saklamaya çalışıp sonrasında da “saldırganlar Ortadoğulu göçmen ve Kuzey Afrikalılara benziyorlardı” şeklinde hedef gösteren belirsiz açıklamalarla ırkçıların değirmenine su taşıdı. Halbuki kamuoyu baskısı sonucu yapılan ilk tespitlere göre saldırganlar arasında Almanlar, Sırp ve Amerikalılar da var.
Aynı gece benzer toplu taciz eylemlerinin Hamburg ve Berlin’de de yaşanmış olması, bu işin içinde Alman polisi, gizli servisi, hatta hükümet partilerinden bazı çevrelerin parmağı olduğu kuşkusunu güçlendiriyor.
Birini diğerinin önüne ya da karşısına çıkarmadan kadınlara yönelik taciz ve tecavüz iğrençliği kadar göçmen düşmanlığına da net bir tutumla karşı durmak bir insanlık görevi ve sorumluluk olarak görülmeli.
[Alınteri'nin baskıdaki 15 Ocak 2016 tarihli 17. sayısından alınmıştır]