Sınırda yükselen duvarlar yetmiyor!

Faşist rejim sınırı kalın duvarlar örerek değil insansızlaştırarak, örgütlü gücü çözerek pekiştirmeye çalışıyor

AGÎRE JÎYAN
Cumartesi, 16 Ocak 2016 (10 yıl 3 ay önce)

Sınırda yükselen duvarlar yetmiyor!



Ortadoğu’daki diktatörlükleri yerle bir eden isyan dalgasının tarihsel bir milat olduğu açıktır. Bu dalganın en anlamlı sonuçlarından biri mazlum Kürt halkının emperyalist güçlerce yüzyıl önce çizilen o yapay sınırları her şeyden önce zihninde eritmesi, tahayyül dünyasını bu temelde geliştirmesidir. Rojava devrimi bu yönelimin en önemli düğüm noktası olurken, Kobanê direnişi ve rejimin Rojava karşısındaki kirli politikaları ise kolektif bir yaygınlık ve giderek derinlik kazanmasını sağladı.



 



Yaşanan tüm bölgesel gelişmeler ve bu gelişmelerle şekillenen yeni dengeler-dengesizlikler içinde giderek netleşen en önemli gerçeklerden biri Kürt halkının bu yöneliminin somut bir muhteva kazanmasıdır. Faşist rejimi çılgına çeviren de budur. Kürdün on yıllara yayılan o görkemli direnişten damıttığı hafızasının yaşanan bölgesel kaos ve kapışma içinden bütünsel bir nitelik kazanması ve giderek tarihsel hakkı olanı kazanma iradesine dönüşmesidir.



 



Bu yaklaşımın bugüne kadar “makul Kürt” kategorisine girenler de dahil Kürdistan çapında bir eğilime dönüşmesi tehlikesi rejimin ezeli korkularının ayaklanmasına neden olmuş ve aslında son 4 yıldır Kürdistan’da yapıp ettikleri bu korku temelinde şekillenmiştir. Sadece dört bir yana kondurduğu kalekollar, sınır boylarında pekiştirdiği duvarlar/teller bile bu fobinin açık ifadesidir. 6-7 Ekim 2014’de yaşanan görkemli Kobanê serhildanı korkularının yersiz olmadığını bir kez daha gösterdi.



 



Bunun ardından gelen seçimlerde HDP’nin sandıktan hem Kürdistan illerinde ama hem de Türkiye’nin belli başlı illerinde kazandığı başarı korkularına somut bir siyasal çerçeve kazandırmış oldu. Sandıktan çıkan sonucun Kürdistan’da AKP’nin yaşadığı tarihsel yenilgiyi göstermesi yetmiyormuş gibi bugüne kadar Türk kökenli işçi ve emekçileri sisteme bağlamakta kullandığı şovenizm zehrinin de nispeten sulandığını gösteriyordu.



 



Bölgesel haritaların yeniden çizildiği, Akdeniz’in doğusunun tüm emperyalistlerin savaş gemileri, uçakları, füzeleriyle tam bir patlama üssü haline getirildiği bu tarihsel koşullarda kapıldığı panikle daha önce görmediği hendekleri bahane ederek binlerce asker ve polisin katıldığı, ağır savaş silahlarının kullanıldığı kapsamlı/kanlı bir savaşa girişti.



 



Bu savaştaki en önemli stratejik hedeflerden biri, Kürt halkının bu tarihsel eşikte kafasında anlamsızlaşan sınırları yeniden katılaştırmak, duvarları yükseltmektir. Sınır boyunca uzanan ve aynı zamanda Kürt ulusal direnişinin de moral/manevi üsleri olan kentlerde yaşananlar tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Rejim sınırı sadece kalın duvarlar örerek değil aynı zamanda insansızlaştırarak, ruhsuzlaştırarak, örgütlü gücü çözerek pekiştirmeye çalışıyor. O kalın duvarları asıl olarak beyinlerde inşa etmeye dayanan kanlı bir stratejiyle hareket ediyor.



 



Bu politikanın en temel hedeflerinden biri de göçertmedir. En son İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre devlet terörünün doruğa çıktığı, sokağa çıkma yasaklarının haftaları devirdiği ilçelerde nüfusun yüzde 22’si göç etmiş durumda.



 



Savaş bakanlığı 30 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Cizre, Silopi; 41 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Sur ve Nusaybin’e ilişkin bilanço çıkardı. Ağzını her açtığında pandoranın kutusu gibi ortalığa kötülük saçan İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından açıklanan rakamlara göre Şırnak’ın Cizre ve Silopi, Diyarbakır’ın Sur ve Mardin’in Nusaybin ilçelerinin toplam nüfusu olan 439 bin kişinin yüzde 50’si bölgedeki çatışmalardan etkilendi. Sayı 220 bin 400 olarak açıklandı. 4 ilçeden göç edenlerin sayısı ise 93 bine ulaştı; yani 4 ilçe nüfusunun yüzde 22’si göç etti. Ala, süreçten etkilenen esnaf sayısını ise 10 bin 300 olarak tespit etti.




Asker, polis ve geçici köy korucusu olmak üzere 24 kişi hayatını kaybetti ve 24 kişiden 16’sı asker, 7’si polis, 1’i ise geçici köy korucusu. Asker ve polis güçlerinin yaralı sayısı 264.




Yaptıkları bu planların nihai hedefinin daha yüksek bir bilanço olduğu açık. Binlerce asker ve polisin, savaş çetesinin, modern savaş silahlarının yığıldığı kentleri yerle bir etme hayalleri beklemedikleri güçteki direnişe çarparak istedikleri hızda gitmiyor. Bu kanlı planların bozulmasının asıl adresi ise Türkiye cephesinden gelişecek güçlü bir toplumsal tepkidir.



 



[Alınteri'nin 15 Ocak 2016 tarihli 17. sayısından alınmıştır]