“Dünyayı değiştirmeye hazırlanan 4. Sanayi devrimi” üst temasıyla hazırlığına girişilen Davos Zirvesi sönük geçiyor
Ege Deniz
“Dünyayı değiştirmeye hazırlanan 4. Sanayi devrimi” üst temasıyla ve bunun verdiği “heyecanla” hazırlığına girişilen Davos Zirvesi, tam aksine sönük geçiyor.
Davos’un gündemini daha ziyade “küresel durgunluk ve kriz”in sonuçlarıyla birleşik “terör ve mülteci krizi” ve bunların arka planında başta Ortadoğu olmak üzere yürürlükteki emperyalist ve kirli savaşlarda yaşanan gelişmelerle içiçe yürüyen pazarlıklar meşgul ediyor.
100′den fazla ülkeden 40′ın üzerinde burjuva devlet ve hükümet başkanı ile bin 500′den fazla tekelci patron olmak üzere 2 bin 500′ün üzerinde kişinin katıldığı forumda yapılan konuşmalarda “ekonomide küresel gerileyişin” basıncı kendini açık ediyor.
Daha ilk gününde Forum’un gündemine oturan “mülteci krizi” denilen insanlık dramına yaklaşımda bile bu basıncı görüyoruz. IMF Başkanı Christine Lagarde, “IMF’nin perspektifi, sığınmacı krizinin iyi bir şekilde yönetilmesi, entegrasyon sürecinin uyumlu ve düzenli bir şekilde uygulanması halinde kısa ve orta vadede ekonomiye etkisinin yukarı yönlü olacağı yönünde” diyerek “umudunu” dile getirdi.
“Sığınmacı krizini fırsata çevirmeye çalışıyoruz. Krizin boyutlarını azımsamamalıyız” şeklinde konuşan Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi de sorunun kendi bünyelerinde içkin kapitalist içgüdüleri ne yönde harekete geçirdiğinin örneğini sergiledi.
Peki, kimi burjuva araştırmacı bilimcilere göre henüz başlamamış, kimi burjuva teknolojistlere göre ise uzun yol katedildiği söylenen “4. sanayi devrimi” konusunda nasıl bir ruh hali içindeler?
Teknolojideki ilerlemelerin 5 yıl içerisinde 5 milyon kişinin işsiz kalmasına neden olabileceğini öngören Hindistanlı dijital şirket Tech Mahindra CEO’su CP Gurnani’nin ruh hali hayli karışık. Durumun heyecan verici olmasının yanı sıra korkutucu olduğunu söylüyor:
“Korkuyorum çünkü çok hızlı ilerliyorum. Değişiklikler eksponansiyel hızla ilerliyor. Yirminci yüzyılın sonundaki dijital devrimin ardından dünyayı şimdi de, yaşam tarzlarımızı değiştirecek inovasyon, sürücüsüz araçlar ve 3 boyutlu yazıcılar devri bekliyor. Bu durumun işgücü piyasasına etkisi ne olacak? İşlerini robotlar alan insanlar nerede iş bulacak? Sosyal değişimler nerede? İnsan faktörünü kaideye aldık mı? Güvenliği garanti altına alacak tedbirleri aldık mı?”
Dedik ya, burjuva teknoloji yöneticilerinin kafaları bir hayli karışık. Gurmani örneğinde olduğu gibi, birbiriyle çelişik bin bir türlü soruyla karışık korkular zihinlerinde dört dönüyor.
İşçilerin yerini robotların alacağı, bu nedenle eski tipte olmak şöyle dursun, ortada işçi sınıfı diye bir sınıfın kalmayacağı türünden burjuva tezler ve teoriler yeni değil. Ama kazın ayağının hiç de öyle olmadığı sözlerini parça parça aktardığımız burjuva kafalarda bile az-çok hissediliyor.
Sorunun köneninde kapitalist üretim biçimine içkin çelişkiler yatıyor. Kapitalizmin tarihsel sınırları her yeni dönemde ve özellikle kriz momentlerinde yüze vuruyor.
Kapitalizm koşullarında toplumsal üretim dünya çapında genişleyip üretimin toplumsal karakteri yeni teknolojilerle derinleşip ilerlerken bu yöndeki gelişmeler her defasında kapitalizmin ve sermayenin sınırlarına tosluyor. Sermayenin ve üretilen metaların özel mülkiyetçi karakteri devasa toplumsal üretim mekanizmasına sınırlar koyuyor.
Kapitalizm zamanında hedef, toplumun/insanlığın yararına üretim yapmak olmayıp bireysel sermayeleri (artı-değerleri çoğaltarak) büyütmek olunca, buna hizmet etmediği koşullarda (kapitalist) toplumsal üretim sıkıntıya girer, aksar, faturası da işçilere kesilir. Bireysel özel sermayelerin büyüme katsayısı, yani kar oranları düşüp de krizin içine yuvarlanıldığında, “maliyetleri azaltıp” bu yolla kar oranlarını bir nebze de olsa yukarı çekme uğraşları verilir.
Kapitalistlerin bu konuda değişmez yöntemlerinin başında “işçi maliyetlerini” azaltmak gelir. Eğer ücretleri aşağıya çekmede işçilerin direnişiyle karşılaşılırsa bu kez yeni teknolojiler yeni makineler devreye sokulur, toplu işten atmalar gündeme gelir vs.
Bu da sorunu çözmez. Tam tersine bir sonraki evrede kapitalizmin ve sermaye birikiminin önüne daha ciddi sorunlar çıkarır. Çünkü sermaye birikiminin hızı ve çapı, üretilen artı-değerlerin miktarının ne denli büyük olduğuna bağlıdır. Kapitalistler yeni makineleri üretime sokup işçi sayısını azalttıklarında üretilen artı-değer miktarının (gerekli ölçülerde) büyütülmesinde sıkıntı ortaya çıkar. Her ne kadar yeni makineler ve yeni üretim sistemleri, artı-değer (yani sömürü) oranındaki artışı beraberinde getirseler de, toplam sermaye büyüklüğü karşısında toplam artı-değer miktarının düzeyinin belirlediği kar oranları yeterince arttırılamaz. Geçici olarak kar oranlarındaki düşme yavaşlatılsa bile verili üretim koşullarında toplam artı-değeri arttırmanın yegane yolu (eğer işgünlerinin daha da uzatılması ve ücretlerde mutlak düşüş sağlama gibi yöntemler daha fazla uygulanamıyorsa) işçi sayısının arttırılmasından geçer.
Kapitalist bilinç bu problemlerin az-çok farkında ama ellerinden pek bir şey gelmemekte. Eğer yeni teknolojiler üretime sokulursa karşılaşacakları sorunların neler olacağına dair yarım ağız söylenenler bunu doğruluyor:
“Karşılaştığımız sorunun büyüklüğüne bir bakalım: Dünya genelinde şimdiden 200 milyon işsiz bulunuyor, dünya nüfusunun yarısı günde 2 dolarla geçimini sağlamaya çalışıyor. Buna bir de istihdamı etkileyen dijital devrimi eklemek gerek. Bütün istatistikler endişe verici.”
Bütün dünyada halihazırda neo-liberal politikalara karşı işçi ve emekçilerde muazzam bir tepki birikimi var. Bu zaman zaman şu veya bu coğrafyada patlamaya da dönüşüyor.
Sermaye birikiminde yaşanan tıkanmayı (yani kar oranlarında yaşanan ciddi düşmeyi) aşmak için tek bir işçinin iş saatlerini (işgününü) uzatmaları ya da örneğin ücretlerin genel seviyesinde mutlak bir azaltmaya gitmeleri gerekir. Bu yöntemleri uyguluyorlar da zaten. Avrupa ülkelerinde olsun, Türkiye gibi ülkelerde olsun ücretlerde göreli ya da mutlak düşüşler, mesailerin uzatılması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması sıklıkla yapılan saldırılar. İşçiler saldırılara şu ya da bu çapta direnç gösteriyorlar. Yanı sıra kütlesel olarak çoğalan işsizler de tepkilerini öfkelerini sokaklarda ortaya koyuyorlar.
Bu nedenle, kapitalistler ve onların burjuva devletleri işçi sınıfının ve emekçilerin sırtına daha ne kadar yük bindirebilecekleri konusunda endişeli olmakta haklılar!
Çalışan işçi sayılarında düşmeyle birlikte artı-değer miktarlarında da azalma eğilimini güçlendirmesi bir yana, “Robot teknolojileri istihdamı daha da azaltacak. Bu da sosyal patlama dinamiklerini çoğaltacak” türünden endişelere ise hiç kapılmasınlar!
Devrimci proletarya iktidarla birlikte bilimin ve teknolojinin denetimini de eline aldığı vakit, ileri teknolojileri hızla üretime sokup işgünlerini diyelim ki 4 saate hemen çekip tüm dünya emekçilerinin üretimde aktif yer almasını sağlamasını bilecektir! Hiç kuşkunuz olmasın!