Kasabı için ağlayan kuzulardan değiliz!

Bu konuda en net sınıf tavrını, “Hakkımızı helal etmiyoruz” diyerek LG işçileri gösterdi

GÜNCEL
Pazartesi, 25 Ocak 2016 (10 yıl 9 ay önce)

Leyla Sander



 



Türkiye’nin en büyük kapitalist tekeli Koç’un üçüncü kuşak temsilcisi, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç öldü.



 



“Kemalist laikçi”, ‘güleryüzlü’, ‘babacan ve kalender’ torun Koç’un ölümü bir süre gündem oldu. Doktorundan spor hocasına kadar herkes bir şeyler söyledi. İnstagram fotoğrafları kapladı sayfaları… 



 



Atadan dededen sıkı bir kapitalist olduğu ise genellikle es geçildi. Ailenin son yüz yıldır Türkiye’nin kapitalist evriminde oynadığı rol, emperyalist sermayeyle ilişkileri, o muazzam servetin nasıl korkunç bir artı değer sömürüsü, Ermeni ve Rum mallarının yağması, 2. Dünya savaşı yıllarında karaborsa, gelmis geçmiş bütün hükümetler ve askeri cuntalarla kurulan sıkı bağlar sayesinde devletten alınan krediler, teşvikler, vergi indirimleri ve nihayet montaj yoluyla üretilen tapon malların maliyetinin onlarca misli fiyatlarla iç pazarda halka kakalanması yoluyla elde edildiğinin üzerinde hiç durulmadı. Halbuki Koç’u Koç yapan özellikler bunlardı. 



 



Bunların hasır altı edilmesi yetmezmiş gibi şu ünlü “Gezi’nin hamisi” olduğuna dair şehir efsanesi yeniden piyasaya sürüldü. Bugüne kadar yapılan bütün askeri darbeleri hararetle desteklemesiyle ünlü, buna karşın son olarak 7 Haziran seçim sonuçlarının tanınmamasına dahi tek bir sözle karşı çıkmamış bu tekelci patronların gurusu dalga geçer gibi “demokrasi kahramanı” ilan edildi.



 



Kürdistan’da her gün kentler yıkılıp insanlar kadın çoluk çocuk gözetmeden katledilirken, iş cinayetleri, kadın cinayetleri vahşet boyutlarında artmışken bu içler acısı manzarayı adeta seyreden koca bir toplum iş Mustafa Koç’a gelince taziye yarışına çıktı. Patronların, TÜSİAD’ın, AKP Hükümeti’nin başının ve bilumum zevatın gözyaşlarında anlaşılmayacak bir şey yok. Çünkü özlü sözdür: “Her sınıf kendi ölüsüne ağlar”…



 



Peki emeğini, kanını sömüren, gözünün yaşına bakmadan yüzlercesini, binlercesini kapı önüne koyduğu işçiler bu kervana niye katılırlar?… TOFAŞ işçileri, Koç için -bazılarının “ders niteliğinde” diye tanımladığı- bir taziye mesajı yayınladı. Evet, mesaj Koç’un kim olduğunu da hatırlatıyordu fakat sonrasında da sözü: “…Fakat bizler emekçiyiz, insanız. İnsan hayatına değer veririz. Bunun için yaşadığımız bunca eziyetteki sorumluluğunu asla unutmayacağımız Mustafa Koç’un hayatını kaybetmesinden dolayı üzüntülerimizi bildiririz” diye bağlıyordu. “TOFAŞ işçileri” adını kullanarak bu mesajı kaleme alanların, kendi ekmeklerine de kan doğrayan bu tekelci burjuvanın ölümüne niye üzüldüklerini anlamak mümkün olmadı…



 



Soma’da 301 işçinin diri diri gömüldüğü maden cinayetinden sonra protesto için iş bırakan işçilerden “çalışmadıkları günün telafisi”ni isteyecek kadar aç gözlüydü Koç oysa. Gösteri toplumunun bir gereği olarak gazetelere tam sayfa ilanlar veriyor ama sınıf kardeşleri için dayanışan işçilerin boğazındaki lokmaları da geri almak için yırtınıyordu.



 



Bu konuda en net sınıf tavrını, “Hakkımızı helal etmiyoruz” diyerek LG işçileri gösterdi.



 



Ya HDP’ye ne demeli!.. HDP, tam anlamıyla saçmaladı. Sınıf ve emek politikalarına uzaklığın, parti politikalarındaki şekilsizliğin doğal sonucu bu tür şirinlik hamlelerini de kapsıyor. Her şey bir yana, gaspedilen 7 Haziran seçim sonuçlarına dair Koç ağzını açıp tek bir şey söylemiş mi acaba?



 



AKP iktidarı döneminde altın günlerini yaşayan Koç Holding, hükümetle, Erdoğan’la ‘can ciğer kuzu sarması’ydı. Diktatör bozuntusu Erdoğan, ne kadar yakın olduklarını anlatmak için “Bir gece önce birlikteydik, daha az içmesini söyledim” diye böbürleniyor ama o görüşmenin Kürtlere kan kusturan “Milli tank Altay” projesiyle ilgili olduğunundan hiç söz etmiyor. Emniyete, jandarmaya ve orduya sattığı Otokar’ının ürettiği zırhlı araçlar Kürdistanda ölüm kusuyor.



 



Bu dönemde, kamu mallarına özelleştirme yoluyla el konulması işi de Koç’a yarıyor. Batan patronların TMSF’ye devredilen mallarına gece yarısı alelacele imzalanan anlaşmalarla sahip olan yine Koç Holding.



 



Metal fırtınası sırasında yüzlerce işçiyi kapının önüne koyan, direnen Arçelik işçilerinin üzerine polis gönderen onlarcasını gözaltına aldıran Koç’un, “istikrar ve güvenlik” nakaratını dilinden düşürmemesini elbette iyi anlıyoruz. AKP hükümetlerini her dönem can-ı gönülden destekleyen bu sınıfının adamı, o telaffuz edilmekte zorlanılacak karları, ekonomik büyümeyi nasıl sağladı sanıyorsunuz!..



 



Cenazesine gönderilen çelenklerin uzunluğu 100 metreyi geçmiş. Kapitalizmin listesi her zaman kabarıktır. Bizim açımızdan ise sınıf düşmanlarımıza acıma da yok, taziye de, çelenk de!



 



[Alınteri'nin 1 Şubat 2016 tarihli 18. sayısı için hazırlanmıştır]