Cumartesi, 1 Ekim 2005 (20 yıl 8 ay önce)
"Bu ilk zafer, nihai zafer değil henüz. (...) Biz başlangıcı yaptık. Ne kadar zamanda, ne zaman, hangi ulusun proleterleri bu eseri sonuna vardırırlar, bunun önemi yok. Önemli olan buzun kırılmış, yolun açılmış ve gösterilmiş olmasıdır." Lenin
...
Kışlık Saray'da Kerenski.
Smolni'de Sovyetler ve Lenin,
sokakta o n l a r .
O n l a r biliyorlar ki, O :
"- Dün erkendi, yarın geç.
Vakit tamam bugün," dedi.
O n l a r : "- Anladık, bildik," - dediler.
Ve hiçbir zaman
bildiklerini bu kadar müthiş ve mükemmel bilmediler...
...
Ve Neva nehrinde buzlar kızarırken
o n l a r bir çocuk gibi iştihalı
ve rüzgâr gibi cesur,
Kışlık Saray'a girdiler.
Demir, kömür ve şeker,
ve kırmızı bakır,
ve mensucat,
ve sevda ve zülum ve hayat,
ve bilcümle sanayi kollarının,
ve küçük ve büyük ve Beyaz Rusya
ve Kafkasya, Sibirya ve Türkistan,
ve kederli Volga yollarının
ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş oldu.
Bir şafak vakti karanlığın kenarından
karlı çizmelerini o n l a r
mermer merdivenlere bastıkları zaman...
Nazım Hikmet
VARDIK, VARIZ, VAROLACAĞIZ!
Tüm İktidar Sovyetlere! Eskinin yıkılması, yenin kurulmasının çağrısı olarak yankılandı 20. yüzyılın henüz başlarında. Sömürü, zorbalık, barbarlık ve bir avuç burjuvanın düzeni tüm dünyanın gözleri önünde tarihin çöplüğüne gönderiliyor, insandan ve emekten yana, bayrağında
"herkesten yeteneğine göre, herkese emeği kadar" yazılı olan
sosyalizm tüm dünya emekçileri için umut oluyordu.
"Devrim bilinçli ve örgütlü kitlelerin eseri olacaktır!". Öngörü olmaktan çıkıp ete kemiğe bürünmüştü bu tarihsel sözler. İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar uğruna savaşımı göze aldıkları proletaryanın programına sadık kalarak ilerliyordu yollarında. Tüm Rusya işçi ve köylüleri, kendi kaderlerini tayin edecek son kavgalarına girişmişlerdi. Artık geleceklerini ellerine almanın zamanı gelmişti. Kimseye bırakmayacaklardı özgürlük ve geleceklerini. Yıkılıyordu birer birer eski düzenin sahiplerine ait ne varsa. Proletarya, tarihinde
Paris Komünü'nden sonra ilk defa kendi iktidarını kuruyordu.
1905'te yarım kalan ve yenilgiye uğrayan devrim
1917 Şubat'ına taşınıyordu.
Burjuvazi, Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler proletaryaya tarihsel ihanetlerini bir kez daha ortaya koymak için sarıldılar
geçici hükümet iktidarına. Ama proletarya ve yoksul köylüler kafa karışıklığından kurtulmuş
Bolşevizmin iktidar bilincine yönlerini dönmüşlerdi. Nafileydi son çırpınışlar artık karşı devrimciler için… Kavganın şafağı
Tüm İktidar Sovyetlere! Sloganlarıyla aydınlanıyor, proletarya ve emekçiler Sovyet'lerde örgütlenerek iktidara yürüyordu
Ekim Devrimi'yle. Tam da bu iktidar bilinciydi onları sosyalizme ve
komünizmin özgürlük dünyasının inşasına taşıyacak olan.
Bir adam.
Bolşevik bir komünist önder. 24 saatin yalnızca 4 saatini uykuya ayıran ve
rüyasında sosyalizmi gören bir adam. Büyük Ekim devriminin baş mimarı.
Emperyalizm ve proleter devrimler çağının Marksizmi'ni yaratan. O, fiziksel olarak küçük olsa da bıraktığı eserle koskocaman bir dev…
"Yoldaşlar! Biz komünistler özel türden insanlarız. Biz özel bir maddeden biçimlendirilmişiz. Biz, büyük proleter stratejisyenin, Lenin yoldaşın ordusunu oluşturanlarız. Bu orduya mensup olmaktan daha büyük bir onur yoktur. Lenin yoldaşın kurucusu olduğu ve önderi olduğu partinin üyesi olmaktan daha büyük bir ad yoktur. Bu partinin üyesi olmak, herkesin harcı değildir. Bu partinin üyeliğiyle bağlı olan zorlukları ve fırtınaları atlatmak, herkesin harcı değildir. İşçi sınıfının evlatları, zorluğun ve savaşımın evlatları - her şeyden önce bunlar, bu Partinin üyesi olmalıdırlar. Bundan dolayıdır ki, Leninist'lerin partisi, Komünist Partisi, kendisini aynı zamanda işçi sınıfının partisi olarak adlandırmaktadır.
Lenin yoldaş bizlerden ayrıldığında, bize parti üyesi olma yüce adını yüksekte tutmayı ve onun arılığını korumayı vasiyet etti. Sana yemin ederiz ki Lenin yoldaş, senin bu buyruğunu onurla yerine getireceğiz! …
…
Lenin yoldaş bizlerden ayrıldığında, bize proletarya diktatörlüğünü korumayı ve pekiştirmeyi vasiyet etti. Sana yemin ederiz ki Lenin yoldaş, senn bu buyruğunu da yerine getirmek için hiçbir çabadan sakınmayacağız! …" (Stalin, Eserler cilt-5) diye selamlıyordu Stalin onu ölümünden sonra.
Güngören'den Bağcılar Yokuşu'na doğru yürüyordu Lenin'e ve tüm dünya proletaryasına verilen sözü unutmayarak ve hep onu yaşayarak başka bir adam. Yürüyordu soluğunu rüzgar yaparak. Yürüyordu her adımda geleceği kucaklamak için. Henüz genç ama kökleri Paris Komünü'ne, Büyük Bolşevik Ekim Devrimi'ne,
Mustafa Suphi'lere, Enver Hoca’lara dayanan, genç ama her türlü ihanet ve oportünizm karşısında ustalaşan,
işçi sınıfı devrimcilerinin biricik yapı taşının mimarlarındandı o. Yetenekler doğuştan değildir sonradan gelişir.
Osman da bunu yaşadığı her dakikada ispatlamadı mı bize? Yürüyordu, ilk partizan matbaasını kurarak, ilk bildirilerini basarak, hem de tüm olanaksızlıklara rağmen en iyi baskı tekniğini yakalayarak. Onun yaşamında hep "en iyi" olmak vardı, idealize edilmiş mükemmellik ise asla! Üniversitedeki hocaları değil miydi ona "bilim adamı olacak" gözüyle bakan. Ama o proletaryanın bilim adamlığıyla kurdu öncü müfrezemizi. Yürüdü Bağcılar Yokuşu'nda çarpışa çarpışa
kavgamızın Fatih'iyle birlikte beyazlara karşı. "Beyazların elinde kalan son kıyıya" varmak için sıkıyordu ilk kurşununu. Ve son kurşununu bitirene kadar 12 Eylül karanlığının üzerine, asla başını eğmeyerek söyledi türküsünü…
…
Bu türkü diyor ki, "Dövüşmek.."
Bu türkü diyor ki, "Işıklı büyük
ışıklı geniş ve sınırsız bir limana
dümen suyumuzda
sürüklemek denizi.."
…

Pes etmedi henüz beyazlar ama nafile
Ekim Devrimi ilerliyor ve dünya proletaryasına gidilecek yolu gösteriyordu. Can pahasına, tırnakla kazınarak, açlıktan ve hastalıktan kırılarak ilerliyordu proletarya beyazların üzerine… son kıyı yakındı artık, ufukta
Bolşevizmin güneşi görünüyor. Direnme gücü kalmadı beyazların, zafer çok ama çok yakın. Lenin değil miydi
"Paris Komünü'nden bir gün fazla yaşattık devrimimizi" diye çocuklar gibi karlarda yuvarlanan? Ama yaşayacaktı yıllarca Ekim Devrimi, hem de bugünlere taşınarak.
Büyüyordu işçi sınıfı devrimcileri düşmanın karşısında. İstemeye istemeye de olsa
"nereden çıktı bu demir leblebiler" demek zorunda kalıyordu beyaz ordunun işkencecileri. Haklıydılar kendilerince. Ne de kolay teslim almışlardı diğerlerini. Ama bunlar "özel türden insanlar"dı, "özel bir maddeden biçimlendirilmişlerdi." İşkencecileri kendi inlerinde yenilgiye uğratmışlardı. Kudurmuş bir köpek gibi saldırıyordu beyazlar O'nlarda kendi geleceksizliklerini gördükleri için.
Büyüyordu
Ekim Devrimi proletaryanın yaratan ellerinde. Kendi kendisini yönetmeyi öğreniyor ve emeklemekten kurtularak koşmaya başlıyordu.
Büyüyordu Ekim devrimiyle birlikte
Gelenek Tohumu, ilk filizlerini Osman Yaşar Yoldaşcan'ın sıktığı kurşunuyla, güneşe armağan ederek. Güneşe bir armağan daha veriyorduk. O her türlü revizyonist ihaneti ve akrabalık bağlarını reddederek yolunu çiziyordu.
Çukurova'nın yağız delikanlısı, gencecik bir fidan, bir o kadar kararlı ve inançlı. Boyun eğmedi işkencecilere. Gerçek ailesinin savaş çağrısına uyarak direnme geleneğimizin yaratıcıları arasına girdi.
Ataman İnce'den bahsediyoruz. Katledildi güpegündüz karanlık dehlizlerde. O yalnızca ve yalnızca bir devrim emekçisi, bir
Stahanovcu. Ne de olsa Osman'ların, Fatih'lerin çırağıydı. Öyle yaşadı ve öyle öldü fütursuzca. Arkasında savaş çağrısını bırakarak ustalaştı;
Şimdi herkes Stahanovcu olmalı!
Sosyalizm, Ekim Devrimi’nin ışığında, Tüm Rusya işçi sınıfı ve yoksul emekçilerinin ellerinde kendisine şekil buluyordu. İç savaş bitmiş, savaş komünizmi aşılmış,
beyazlar ezilmişti. Artık
orak çekiçli kızıl bayrak gönül rahatlığıyla, salına salına dalgalanabilirdi. Ama her şey yeni başlıyordu. Karşıdevrim kılık değiştiriyordu. Belki
Kornilov'un orduları yoktu artık karşılarında ama başını Menşevikler'in çektiği
"yeni muhalefet", proletarya ve köylüleri Bolşevik önderliğe karşı kışkırtarak, tarihsel gericilik misyonuna uygun davranıyordu.
Lenin'in ölümünden sonra
Stalin'in önderliğindeki
Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve tüm Rusya işçi ve köylüleri onlarla da baş etmeyi bilecekti. Düşman kılık değiştirmişti. Mücadele farklı araçlarla devam etmeli, diğer yandan da geleceğin mücadelesi kazanılmalıydı. Kolay olmayacaktı
sosyalist inşa, en az Ekim Devrimi kadar
çaba ve ısrar, inanç ve yaratıcılık, emek ve özveri istiyordu.
Şimdi herkes Stahanovcu olmalıydı!
"… Gerçekten de, Stahanovcu yoldaşlara yakından bakın. Ne tür insanlardır bunlar? Bunlar temel olarak genç ve orta yaşlarda erkek ve kadın işçilerdir, çalışmada kusursuzluk ve dakiklik örneği olan, çalışmada zaman faktörünün değerini bilen ve zamanı yalnızca dakikalara göre değil, bilakis hatta saniyelere göre bile ölçmeyi öğrenmiş olan teknik açıdan donanımlı kültür insanlarıdır. İçlerinden çoğu, teknik minimum denen sınavı verdiler ve teknik eğitimlerini mükemmelleştirmeyi sürdürüyorlar. Bazı mühendislerin, teknisyenlerin ve yöneticilerin tutuculuğuna ve hareketsizliğine sahip değiller; cesaretle ilerliyorlar, eskimiş teknik normları kırıyorlar ve yeni, daha yüksek normlar yaratıyorlar, sanayimizin yöneticileri tarafından tasarlanan çalışma verimliliğini ve ekonomi planlarını düzeltiyorlar, onları sıkça aydınlatıyorlar ve ilerletiyorlar, çünkü onlar, branşlarının tekniğine tamamen egemen olan ve teknikten mümkün olan en yüksek verimi almayı bilen insanlardır. Bugün henüz az Stahanovcu var, ama yarın bunların bugünkünden on kat fazla olacaklarından kim kuşku duyabilir. Stahanovcuların sanayimizde yenileştiriciler oldukları, Stahanov Hareketi'nin sanayimizin geleceğini temsil ettiği, işçi sınıfının gelecek kültürel ve teknik gelişiminin embriyonun içinde barındırdığı, sosyalizmden komünizme geçiş için düşünsel emekle bedensel emek arasındaki çelişkinin ortadan kaldırılması için gerekli olan emek üretkenliğinin o en yüksek verimine ulaşılabilecek yolu bize açtığı aşikar değil midir?
Sosyalist inşamız için Stahanov Hareketi'nin anlamı budur yoldaşlar…" (Leninizmin Sorunları. Sf. 630, Stalin)
Çoğalıyor Stahanovcular, Menşevizmin her türlü ihaneti ve bozgunculuğuna rağmen. Sosyalist İnşanın zaferi uğruna mücadelede, artık kendilerinin olan ülkelerinin kalkınmasında ve emperyalizme karşı mücadelede ustalaşıyorlar. Ustalaşmak bir yana profesyonelleşiyorlar.
İsmail Cüneyt'tir şimdi profesyonelleşmenin diğer adı. O emekçi mütevazılığı ve çalışkanlığıyla mayamızı güçlendirenlerdendir. Yoldaşları ona boşuna
"Stalin Mehmet" demiyorlardı. 12 Eylül karanlığıyla birlikte yenilgiye uğrayan devrimci halk hareketini yeniden ayağa dikmek en önemli görevlerden biriydi onun için.
Halkın Kurtuluşu oportünizmiyle ilk hesaplaşma dönemlerinde öne çıkışıyla, önder kimliğiyle genç yaşta
MK üyeliğini sonuna kadar hak eden, alınteri ve kanını gelenek ağacığımızın köklerine akıtan İsmail Cüneyt.
"Sefaköy granitten kaledir!" diye çarpıştı yoldaşlarının omuz başında düşmanla. Önder işçi sınıfı devrimcileri yetiştirerek ayrıldı aramızdan. Nice Sefaköy Direnişleri’nin önünü açarak düştü toprağa. Ölüm kalleştir, düşman da öyle. İşçi sınıfı devrimciliğine ihanet ettiremediler ve çareyi gözaltında katletmekte buldular.

Sosyalist inşa sürüyor, işçi sınıfı devrimcilerinin safları büyüyordu İsmail ve yoldaşlarının omuzlarında.
NEP dönemi geride kalmıştı artık. Sosyalist inşa hızlanıyor,
5 yıllık planlar 3-4 yılda tamamlanıyordu. Stahanovcular çoğalmıştı. Rusya'nın fabrika ve kolhozlarında en iyi ve en bol ürünler üretilmeye başlanmıştı. Çarlık düzeninin esamesi okunmuyor ve "yeni muhalefet"e sosyalist inşanın karşısında kuyruğunu kıstırıp defolup gitmek düşüyordu. Sovyetler Birliği proletaryası ve köylüleri, burjuvazi ve emperyalizme karşı zaferlerini her gün biraz daha pekiştiriyorlar, proletaryanın biricik devletine daha sıkı sarılıyorlardı. Lenin'in dediği gibi
"Bataklık kurutulmuştu". Artık demir farklı dövülüyor, toprak farklı işleniyordu Rusya coğrafyasında. Çünkü onların gerçek sahipleri işçi ve köylülerdi. Çarlık rejimi altında kan, gözyaşı ve sömürüden başka bir şeyle tanışmamış ezilen uluslar kendi kaderlerini tayin etmekte özgürdüler artık. Ve çoğu bu özgürlüklerine proletaryanın devletiyle birleşerek sahip çıkmak istiyorlardı.
Sosyalist yarışma! Komünistler bir yandan 12 Eylül karanlığına karşı umut olurken diğer yandan faaliyet alanlarını genişletebilmek ve yeni bir emekçi halk hareketi yaratabilmek için sosyalist bir yarışa girmişlerdi. Hiçbir yol düz değildir, devrim yürüyüşü de. Düşenler de olacaktır, yalpalayanlar da. Tasfiyeci oportünizme karşı mücadelede bu düz olmayan yolun bir kıvrımıydı ancak.
"Koordinasyoncular" denilen tasfiyeci ve Menşevik anlayışın kalıntılarıyla da hesaplaşmak gerekiyordu. Kendilerini sadece "okuma ve yazmaya" veren, geri çekilmeyi kaçmak olarak yorumlayan, örgütsel pratiği "gereksiz" sayan tasfiyeci oportünistler, komünistlerin arasından ayıklanıyor ve hak ettikleri yere gidiyorlardı; çukurun olmayan dibine! Ama bu bataklığın arasından yine yeni sürgünler verilecekti güneşe uzanan. Yeni bir kuşak oluşuyordu 12 Eylülün karanlık yıllarını yırta yırta.
Atılım kuşağıdır onlar komünistlerin yakın tarihinde. Ataman'ların İsmail'lerin, Osman'ların;
"Herkes Stahanovcu olmalı!" çağrılarına yanıt olmuşlardır.
Şabanlar, Remziler, Eralpler, Nilgünler… İşçi sınıfının genç evlatları. Komünarca dövüşerek yaşadılar, komünarca dövüşerek öldüler.
Şaban yoldaşı bir kamulaştırmada kaybettik. O çalışkan komünist, yiğit savaşçı. Örgütüne olanak yaratmak konusunda ustalaşmıştı. Sürekli yeni şeyler öğrenen, onun teknik donanımına sahip olan Şaban Sovyet Stahanovculardan birisidir bizim için.
Remzi yoldaş da esir düştü o vurulduğunda düşmanın ellerine. Remzi direnme geleneğimize bir de tekmesini hediye etti. Daha önceki geriye düşmüşlüğünün özeleştirisini pratikte verircesine dağıttı teşhir masasını. Televizyon ve gazetelerde günlerce yayınlandı bu görüntüler. Devrimci olan olmayan bir çok insanın kafasına çakılıdır o görüntüler. Bir direnişin kısa özeti olarak. Cellatların yüzleri bembeyaz kesilmişti. Nasıl olurdu da biri kalkıp teşhir masasına tekme atabilirdi. Böylesine hiç rastlamamışlardı. Ona
"Fatih'in torunu" demekten kendilerini alamadılar. Susturamadılar yoldaşı dilini kesene kadar. Ama o yine de susmadı, haykırdı;
"Ben Komünist Remzi Basalak! Bedenimi teslim alabilirsiniz ama irademi asla!"

Onlar işçi sınıfının
89-91 bahar eylemleri ve genel grevlerinde pişerek gelmişlerdi komünist öncünün saflarına.
Eralp değil midir
Tahsin Yılmaz'la birlikte belediye işçilerinin Ankara Ölüm Yürüyüşlerine katılan ve işçilerle bir anda kaynaşan. Henüz iki yıl olmuştu öncüsüyle tanışalı. Sıçramalı gelişim diye bir olgu vardır. Eralp de örgütlü yaşamında sıçramalarla yol almıştır hep. İki yıl belki çok az zamandır bazıları için örgütlü yaşamda ama onun için aday üyeliğe yükselmek kadar uzun bir zamandı. En büyük isteklerinden birisi
Osman Yaşar Yoldaşcan Müfrezesi’ne girebilmekti. Bu isteğini şöyle belirtiyordu;
"…Küçüklüğümden beri devrimcileri ellerinde silah çatışanlar olarak belleğime yerleştirdiğimden dolayı pek fazla bir bilgim olmamasına karşın silaha olan düşkünlüğümü de burada belirtmek isterim. Bildiğim ve tahmin ettiğim kadarıyla bölgemizde bu alana yönelik bir komitenin olmayışı benim bu alanda daha ısrarlı olmamı sağlıyor." Hiç gözaltına alınmamıştı ve alınmayacaktı. Kuruluş yıldönümünde üç kızıl bayrakla, İzmir Yenişehir'de yapılan silahlı korsan gösteriye eylemin güvenlik sorumlusu olarak katıldı. Eylem başarıyla devam ederken cellatlar korkak ama sinsice yaklaştılar. Eralp yoldaş geri çekilme emrini vererek çatışmaya başladı İzmir'in işkencecileriyle. Yoldaşlarının uzaklaşmasını sağlamak için siper oldu onlara. Ve genç komünisti orada uğurladık güneşin kollarına.
92 Kozlu madenci katliamıyla aynı gün şehit düşmesiyle farklı bir yeri oldu tarihimizde. İşçi sınıfıyla yaşadı ve bir ironi gibi yüzlerce işçiyle birlikte uğurladık ve lanetledik katliamcıları. Komünarlar selamladı onları üç gün süren
Boğaziçi İşgaliyle. Söz verdiler Eralp ve katledilen işçilere;
"Ey heval omuzladık kavgayı, ey yoldaş öğrendik savaşmayı!"
"Örgütsel Düzeltme ve Atılım" sürecinin bir fidanı da
Nilgün'dür. Gençlik çalışmasının henüz ilk kadrolarından. O bu yönüyle de örgütüne yeni alanlar açan nitelikli bir kadro olmanın yolunu gösteriyordu. Nilgün eğitim emekçisi bir ailenin genç kızıydı. İşçi sınıfı devrimcileri arasında onun ismi
"Neval"di. 1990 yılındı katıldığı Komünarların arasında hemen yetenekleriyle öne çıkmayı başardı. Bir üniversite işgali sonrası tutsaklıkla tanıştı. Şube direnişleriyle geleneğin çizgisine adımlarını uydurmasını bildi. O hiçbir zaman "çözülür müyüm" diye düşünmedi. Çünkü çözülmenin en başta bunun gibi sonu gelmeyen soruların ardından geleceğini biliyordu. O devrimi düz bir koşu olarak koştu ve öyle öldü.
"Kürdistan'da askere gitme!" kampanyasını omuzlayanlar arasındaydı. O da Eralp gibi sıçramalı bir gelişim içerisindeydi. Henüz iki yıl olmuştu komünarlarla yoldaşlaşalı ama büyük ailesinin içerisine gitmenin zamanı gelmişti. Askeri yönleriyle öne çıkan Nilgün, İstanbul Maltepe'deki bir kamulaştırmasında vuruldu. Çatışma alanından uzaklaştıktan sonra yoldaşlarına sadece usulca "vuruldum" dedi. Tüm "yakınması" buydu onun. Yaşamında tek "yakınması" da budur herhalde.
Stahanovcudur onlar, ustalaşarak yürüdüler yollarında. Belki onlara en fazla ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda bizi bırakıp gittiler. Bıraktılar o büyük mirası;
…
En yiğitlerimiz ölseler bile
En savaşçılarımız ölseler bile
Remzi'lere gebe analarımız
Şabanlara gebe analarımız.
…
Elinde silahı Eralp yoldaşın
Elinde silahı Nilgün yoldaşın
Asla düşmeyecek
Çünkü biz varız.
…

O yüreğimizi yakan günlerin acısını dindirememişken henüz, bir devrim kartalımızı da talihsizce uğurlayacaktık aramızdan.
Ölüm adın kalleş olsun. Yok ol, bırak yakamızı! Ama bırakmadı yakamızı ölüm. Nice zorlukları ve sınavları başarıyla aşmış
Sezai yoldaşımızı aldı bizden! Hem de talihsizce ve hiç beklenmedik bir şekilde. Kahrolası bir trafik kazasında yitirdi yaşamını
Sezai Ekinci yoldaş. O da kurucu önderlerdendir. 12 Eylül öncesi daha gepegenç bir devrimciydi. İşçi sınıfı devrimcileri içerisinde yönetici kişiliğiyle öne çıktı. Her zaman olgun bir tavırla yapardı işlerini. Yarım bıraktığı iş yoktur Sezai'nin. Erken kaybetmeseydik matbaamızı da o kazandıracaktı bizlere. 12 Eylül karanlığının kalelerinden biri haline gelen ve teslimiyetin adı olan
Mamak zindanına atıldığında
Tek Tip Elbiseye karşı direnen yalnızca 4 kişiden birisiydi Sezai. Örgütünün;
"Her alanı direniş kalesi haline getireceğiz!" çağrısıyla hareket ediyordu. Yoldaşları tarafından MK üyeliğine aday gösterildiğinde O;
"Yoldaşlar, ben bu görevi hak etmiyorum. Mamak'ta direnmiş olabilirim ama Mamak'ta bütünsel olarak bir direnişi örgütleyemedim" diyerek gösteriyordu nasıl bir devrim emekçisi olduğunu. Bu mütevazılığına karşı yoldaşları onu
MK onur üyesi olarak tanımladılar. Yazı Kurulu üyesiydi aynı zamanda. Türkiye devrimci proletaryasının dergisini çıkarmak ve kitlelere ulaştırabilmek için kollarını sıvadı. Ve bu alanda büyük başarılara imza attı. O, “her alanda kurucu kadro olma" özelliklerine eksiksiz sahip işçi sınıfı devrimcilerinden birisidir.
Bizde yazı yazanla silah kullanan ayrı değildir. Sezai bir yandan da çevresindeki antifaşist gençlerle ve sempatizanlarla 12 Eylül karanlığına karşı silahlı mücadele ve devrimci yeraltını örgütleme faaliyetlerini de yürütmeye çalışıyordu. Henüz Remzi ve Şaban yoldaşların acısını yüreğinden atamamışken ve kafası örgütsel görevlerle doluyken birden o kaza gerçekleşti.
...
Ölümün anlamını
yaşamda saklı bilenler.
Bizler öleceğiz...
Çünkü tarihin
kaçınılmaz zorudur ereğimiz.
Zor berraklık ister;
Zorun berraklığıdır
sıkıca sarıldığımız mavzerimiz.
…
Kına yakmasın düşman ellerine ,
Bizler tükenmeyenlerin nasırlı elleriyle
Çitleri yıkacak olanların çelik bilinciyiz
Bizler proletaryanın neferleriyiz!
…

Emperyalizm büyük buhranını atlatamamıştı. Buna rağmen genç
Sovyetler büyüyordu. Emperyalist saldırganlık
Hitler faşizmiyle kendisini ifade etmeye başlamıştı. Saldırganlık ve ırkçı politikalarıyla halkların azılı düşmanı
Nazi barbarlığı dünyaya meydan okuyordu. Ve bir bir teslim almaya başlamıştı Avrupa ülkelerini. Nazi orduları durmaksızın ilerliyor, önüne gelen yeri yıkıyor, işgal ediyor, işgal ettiği yerleri arka bahçesi haline getiriyordu. Ama o kadar kolay değil. Burası
Stalingrad. Burada
Kızıl Ordu'nun komutanları ve savaşçıları var. Burada tek şey geçerli,
Stalin'in:
"bir adım bile geri çekilmek yok yoldaşlar!" emri. Bir farkı var bu ordunun diğerlerinden. Gücünü işçi sınıfı ve emekçilerin gelecek mücadelesinden alıyor. Onlar yeni insanını temsil ediyorlar. Bir farkı var bu ordunun diğerlerinden; burada tüm Rusya halkı savaşıyor. O halk ki nice savaşlardan öğrenerek geldi ve gerçekten onların olan bir Anayurtları var.
"Siz Nazi orduları. Bir hata yaptınız. Muzaffer Rusya Proletaryası ve köylülerine savaş açtınız. Yenileceksiniz!". "Bizim Tanya'larımız, Momuşuli'lerimiz, Panfilov'larımız var. Ya siz gözü dönmüş barbarlar…"
…
Kardeşler, gün yiğitlik günüdür
Soluk aldırmayın faşistlere
Yakın, yıkın, öldürün
….
Kardeşler, duyuyorum nal seslerini
Geliyor bizimkiler
…
Milyonlarca şehit verilerek kazanıldı bu zafer
Moskova önlerinden Berlin kapılarına kadar. Sovyet halkı tek yürek tek namlu oldu. Bir kez daha gösterdiler dosta düşmana proletaryanın gücünü. Ve dünyanın bir çok ezilen halkına kendi halk iktidarlarını kurmanın yolunu açtılar.
Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya… bir bir teslim alınıyordu burjuvazinin kaleleri. Dünyanın üçte biri devrimle tanışıyordu.
"Ya devrimler savaşı önler, ya da savaşlar devrime yol açar!" Tarih hükmünü yürüttü ve dünyanın dört bir yanında emperyalizme ve faşizme karşı proletarya ve ezilen uluslar gelecek savaşımlarını yükselttiler.
"Stalingrad, Volokolomsk Şosesi, Moskova önleri, Sağmalcılar Ümraniye, Buca, Çanakkale, Bursa… direniş sürüyor. Bir adım bile geri çekilmek yok! Fatih gönüllüleriyiz biz. O nasıl çarpıştıysa Stalingrad'da ve Kutup yıldızımız olduysa, biz de onun aydınlattığı yolda ilerleyeceğiz ve bedenlerimizi namluya süreceğiz, Biz Kazanacağız!"
Sokaklar tutuşturuluyor.
Gazi barikatları, 96 1 Mayıs'ı… Rüzgar bizden yana esiyor.
"Partiye Devrime Bir Adım Daha" atıyoruz. Artık bir tutam kır çiçeği değiliz. Osmanların, Nilgünlerin, Sezailerin ektiği filizler koskocaman bir ağaca dönüştü.
Tahsin, Osman Akgün, Ulaş Hicabi…
Tahsin, henüz 12 Eylül arifesinde genç yaşta tanıştı öncümüzle.
20 yılı aşkın kesintisiz devrimcilik yaşamında hep köşe taşı olmayı başaranlardan biriydi o. 12 Eylül'ün karanlığında yoldaşlarıyla bağının kopmasına rağmen bulunduğu her alanda örgütünün tohumlarını yeşertmeyi bildi. Devrimci yer altı mücadelesinde ustalaştı. Tahsin yoldaşın en önemli özelliklerinden birisi de işçi kökenli bir komünist olmasıdır. Boyacılık yaptı kimi zaman. Kimi zaman da tütün balyalarını sırtladı. Türkiye işçi sınıfının sıçrama tahtalarından birisi olan
Tariş Direnişi'nde en önde olan ve örgütleyenlerdendi. İşçi sınıfıyla yaşadı ve şehit düştüğünde İzmir'de
5000 kişilik görkemli bir cenaze töreniyle uğurladı onu son yolculuğuna işçi sınıfı. Son isteklerinden birisi olan Eralp'in yanına gömülmek isteği yerine getirerek…
Partinin oğludur O. Komünist devrim kartalımız. Merkezi Örgütlenme Komitesi Üyesi ve Merkez Komitesi onur üyesi. 96 Süresiz Açlık Grevi ve Ölüm Oruçları'nda en önde dövüşenlerdendir faşizme karşı.
Ağar Genelgesi olarak bilinen ve Eskişehir tabutluğunun yeniden açılmasıyla somutlaşan hücre saldırısına karşı İçeride dışarıda Hücreleri parçalaya parçalaya devam ediyoruz yolumuza. Zafer çok yakın. Ölüm yakamızı bırakmıyor. Sağmalcılardan Ümraniye'ye uzanıyor.
Osman'ımızı buluyor. Aynı adı taşıdığı Yoldaşcan'ın izinden ilerleyenlerdi.
"Her alanda kurucu kadro olmak!" Partileşmeye yürüyen öncü müfrezemizin üyesi, parti kadrosu. O bu sloganı eylemiyle hayata geçirenlerdendir. Öyle yaşayan ve öyle ölenlerden. Osman'ın devrimcilerle tanışması ilk olarak akrabalık ilişkileri üzerinden tasfiyeci reformizmle oldu. Uzun bir zaman gerekmedi bu batağın çamurlarını görebilmesi için. O, daha komünistlerle tanışmadan, etrafı balçıkla çevrili olsa da bireysel olarak devrimci yer altı ve silahlı mücadeleye hazırlıyordu kendisini.
O da bir Stahanovcudur bizim için. Şimdi bir tek tanışmak kalıyordu komünistlerle. Tanışır tanışmaz da yetenekleriyle öne çıktı, askeri, siyasal, kültür sanat… alanlarında hep örgütleyici ve yönetici oldu. Tutsak düştüğünde sır vermeyenler kervanına katıldı. Üretkenlikte sınır yoktu onun için. Bir yandan askeri eylemler örgütlerken diğer yandan tiyatro senaryoları yazıyor. Bir yandan kitle çalışması yaparken diğer yandan devrimci yer altı mücadelesinden soluğunu alıyordu. Dedik ya Parti'nin kurucu kadrosuydu O.
'96 Süresiz Açlık Grevi'nde şehit düşmeden önce son sözlerini söyledi;
"Ölebiliriz… Ölüm dediğin ne ki, önemli olan yüzümüzün düşmana dönük, başımızın dik olmasıdır".
...
Biz bu yeni çağın çocukları
Atılacağız yeni kavgalara
Sevgiyle yeşeren yaşamımızla
Ödeyeceğiz bedelini özgürlüğün.
...
Hicabi için bunun ötesinde ne denilebilir ki! Gerici fikirlere sahip bir aileden gelmesine rağmen atıldı kavgaya o. Üniversite çalışmamızın henüz yeni yeni açılım kazanmaya başladığı dönemlerde tanıştı bizimle ve alanında önder olmasını bildi. SAG direniş okulundan birincilikle çıkan Hicabi bu süre içerisinde ailesini de örgütlemeyi bildi.

Sosyalist yeniden inşa; yıkıma uğramış bir ülkenin yeniden ve eskisinden daha güçlü ayağa kalkışının öyküsüdür. Sarıldı Sovyet işçi ve emekçileri yeniden ülkelerini eskisinden daha güçlü kılmak için fabrika ve tarlalarına. O büyük acı ne de erken gelmişti.
Stalin yoldaşın ölümüyle Tüm Rusya sarsıldı ve acıya boğuldu. Sanki habercisi gibiydi revizyonist ihanetin tutulan yaslar. Sadece Rusya'mı, tüm dünyada milyonlarca işçi ve emekçi aynı yasa boğulmuş aynı ihanetle karşı karşıyaydı. Ama diyalektiğin yasaları vardır. İhanetin arasından süzülüp gelen
ML ideolojiye sahip çıkacak olanlar her zaman vardır, varolacaktır.
Arnavutluk semalarında dalgalanacaktı artık Leninizm'in kızıl bayrağı. Hayır yenilen Sosyalizm değildi, revizyonizmin ta kendisiydi. Boşuna sevinmesin emperyalistler ve kapitalist restorasyoncular.
Geriye dönüş yok artık. Sosyalizm halen umut işçi sınıfı ve emekçiler için.
Ve bu topraklarda, bizim topraklarımızda Enver Hoca'nın devrettiği bayrağı emperyalizmin burçlarına dikecekler var. Ekim devrimi ve Ekim Şehitlerinin bıraktığı miras var. Şimdi bu görev yeni kuşak işçi sınıfı devrimcilerin omuzlarında. Bulunduğumuz her alanda, yaşadığımız her dakikada devrim ve sosyalizmin soluğunu taşıyacağız işçi sınıfı ve emekçilere.
Uğur Gürdoğanlar, Laleler, Murat'lar, Tuncay'lar, Aliler, Okan'larla suluyoruz toprağın damarlarını. Kaç ihanet gördük de boyun eğmedik, duraksamadık. Her türlü tasfiyeciliğe ve emperyalist barbarlık düzenine karşı
partiye doğru yürüyoruz onlara verdiğimiz sözler ve gelecek savaşımına olan inancımızla.
Herkes Stahanovcu olmalı!
21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!
*Bu yazı Devrimci Proleter Gençlik dergisinin Kasım 2003 tarihli 7. sayısından alınmıştır.
Ekim Şehitleri
Ataman İnce............16 Ekim 1981
Remzi Basalak.........23 Ekim 1992
Şaban Budak...........23 Ekim 1992
Sezai Ekinci.............31 Ekim 1992
Nilgün Gök..............14 Ekim 1993
Tahsin Yılmaz..........1996 SAG
Osman Akgün..........1996 SAG
Ulaş Hicabi Küçük.....1996 SAG