Umut sahibi olunan, geleceğe dair düşler kurulan zamanları düşünüyorum
İnceden bir yağmur yağıyor, üşüyorum.
Artık üşümeyenleri düşünüyorum. Kurşunlanmış, kimyasallarla paramparça edilmiş, faşist bir ayin eşliğinde yakılmış bedenleri... Sokaklara savrulmuş çıplaklıktan medet umulan alçaklığı... Kesikler içindeki kolları bacakları, kabına sığmayan vahşeti, azalan insanlığı...
Bedeni ısıtmak kolay, ya ruhumuzu nasıl ısıtacağız? Görmezden geldiğimiz gerçeklere ne zaman gözlerimizi kırpmadan bakacağız? Ne zaman ağlama, oflama, hayıflanma çemberinden çıkıp özgürleşeceğiz? Ne zaman hatırlayacağız insanlığımızı?..
Yoksa bu girdap bizi de sürükleyip götürecek mi; toplumun içinde biriken irine koca bir iğne gibi yönelenlerden mi olacağız yoksa kayıtsız çaresizliğimize boyun mu eğeceğiz? Ne zaman sıradan hayatlarımızın küçücük hücrelerinden çıkıp kendimizi anlamlı bir geleceğin kollarına bırakacağız? Ne zaman!...
İnceden bir yağmur yağıyor, üşüyorum.
Bodrumlardaki kardeşlerimi düşünüyorum. “Heval su...” diye inledikleri halde günlerce bir vahşetin orta yerinde baş eğmeden durmayı sürdürenleri... Devleti delirten o ölümüne direnişi, o direnişin bütün bileşenlerini...
“Öğretmen intiharları ilgi çekmek için”miş! Bunu söyleyen, kahvede okeyden başını kaldırmayan sıradan bir 'yurdum insanı' değil, bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı! Bunlar çıldırmış olmalı! Kim ilgi çekmek için intihar eder? İnsanın böyle bir şeyi ciddi ciddi söylemesi için Türkiye gibi ne versen giden bir yerde bakan olması gerekiyor demek ki...
Öyle bir dünyada/toplumda yaşıyoruz ki, insan hangi birine ne söyleyeceğini, hangisine yetişeceğini şaşırıyor. Bir mitralyözün mermileri gibi bilincinize, ruhunuza saplanıyor her gün bir yenisiyle karşılaştığımız bu düşkünlük, bu çürüme, bu zıvanadan çıkma örnekleri...

Ülke vahşete ve cinayete kesmiş durumda. Aynı düşman öldürüyor kadınları da işçileri de... Aynı düşman diş biliyor isyan eden, ayağa kalkıp sokağa çıkanlara... Kentleri harabeye çeviren de, Kürt çocuklarını gözünü kırpmadan öldüren de, madencileri üç kuruşa çalıştırıp üç kuruş için öldüren de aynı düşman.
İnceden bir yağmur yağıyor, üşüyorum.
Umut sahibi olunan, geleceğe dair düşler kurulan zamanları düşünüyorum. Biriktikçe birikiyor “bu kadarı da olmaz” diye haykırdığımız her şey! Hayattayız belki ama güçsüz ve iradesiz kuklalar gibi hissediyoruz kendimizi çoğu zaman.
Yaşam ölümden güçlüyse -ki öyle- umudu büyütmeliyiz önce. Kuklalar gibi yanlara düşmüş kollarımızı hissetmeli, ellerimizi toprağa dayamalı, ayağa kalkmalıyız. İnsan kalmak istiyorsak başka yolumuz yok!
Alınteri okuru