2006 yılından bu yana ataması yapılmayan kırk öğretmen intihar etti
Neoliberal sömürü ve yıkımın en tipik sonuçlarından biri milyonlarca diplomalı işsizin varlığıdır. Hemen tüm meslekler açısından somut bir olguya ve giderek ciddi bir toplumsal soruna dönüşen bu durum, sayıları 350 bini bulan ataması yapılmayan öğretmenler açısından daha fazla böyledir.
Kağıt toplayıcılığı, inşaat işçiliği, konfeksiyon atölyeleri gibi güvencesiz sektörlerde çalışan ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı giderek artarken; bunlara paralı askerlik yapanlar ve polis olanlar da ekleniyor. Ezici bir çoğunluğu artık kronikleşmiş işsizlik, geçici çalışma koşulları, belirsizlik ve geleceğe dair kaygılar, toplumsal baskılar nedeniyle ciddi bunalımlar yaşamaktadır.
2006 yılından bu yana ataması yapılmayan kırk öğretmen (sadece tespit edilebilen rakam bu) intihar etti.
Bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın, Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısında ataması yapılmayan öğretmenlerin ve TEOG sınavlarına hazırlanan öğrencilerin intiharlarına ilişkin yapılan eleştirilere verdiği hayret verici yanıt, AKP Hükümeti'nin dipsiz saldırganlığının somut ifadesidir. AKP’li yıllarda neoliberal sömürü politikaları konusunda nasıl bir ustalık sergilendiği, önceki yıllarda katedilemeyen yolların onun döneminde birkaç yılda nasıl aşıldığı düşünülecek olursa Avcı'nın bu pişkinliğinin-saldırganlığının dayandığı ideolojik-siyasal zemin de kavranmış olur. Avcı'nın aslında tek bir kişi ya da bakan olmadığı, kolektif bir zihniyetin canlı hali olduğu anlaşılır.
Profesör sanı taşıyan, bir ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan Nabi Avcı’ya göre öğretmenlerin yaptığı “gösterişçi intihar sendromu” diye bir şeymiş. ‘Aslında niyeti olmadığı halde etrafında ilgi uyandırmak veya ilgi çekmek veya isteklerinin yerine gelmesini sağlamak amaçlı” yapılırmış bu intihar rolü! Basın da bunları çok fazla haberleştirerek amaçlarına hizmet ediyormuş! Haberleştirmemek gerekiyormuş bu tür gelişmeleri… vs. vs.
AKP Hükümeti'nin varolan devasa sorunların görünür olmasını engelleme ya da gerçeği eğip bükerek başka bir şeye dönüştürmekteki fütursuzluğu giderek en kaba biçimlerle gerçekleşiyor. Öldürülen, yakılan, işkenceden geçirilen Kürt halkına yaptığı gibi; ölen işçileri, ataması yapılmayan öğretmen ve TEOG sınavlarını veremeyen öğrencilerin intiharlarını da ‘saklayın’ diye buyuruyor. Gerekçesi de açık: ‘Onlar gösteriş olsun, dikkat çeksinler diye intihar ediyorlar,’!
Bu zevata göre iş cinayetlerinde ölen işçiler de dikkatsizlikleri yüzünden ölmüyorlar mıydı?!
Avcı’nın bu açıklaması siyasal gericiliğin nasıl bir toplumsal çürüme tahayyülü içinde olduğunun açık ifadesidir. Ölüme, intihara bile sistemi aklayacak bir kafayla inanmayacak bir güruh yaratmak istiyorlar! Kendi başarısızlıklarını, sistemin tıkanıklıklarını açık eden ölüm de dahil her türlü gelişmenin görmezden gelinmesi, hatta bambaşka senaryolarla yeniden üretilmesini buyuruyorlar!
Avcı’nın tepkiler üzerine yaptığı 'ben öyle demedim sadece bu tür haberler yaparsanız teşvik edici olabilir demek istedim' açıklamasıysa insana "pes doğrusu" dedirtecek cinsten. Alemi salak sanan ya da salak olmasını buyuran bu güruh, yalanın ve inkarın en dip noktasından bile hayret verici bir pişkinlikle konuşabilmekteler.
Suskunluk toplumsallaştıkça bu pişkinlik en rezil biçimlerle devam ediyor. Ta ki tüm bir toplumu çürütünceye kadar... Tek çaresiyse mücadele!