Daha büyük bir savaşa evrilmeden!

Kışkırtılan gericilik ve şovenizmle toplumu militarist bir sarhoşluğa sürükleme peşindeler

GÜNCEL
Pazartesi, 15 Şubat 2016 (10 yıl 8 ay önce)

Hejar Baran



 



Doğu Akdeniz, savaş gemileri-uçakları, füzeleri ve envai çeşit silah yığınağıyla patlamaya hazır bir bombaya benziyor. Patladığında bütün bir bölgeyi-dünyayı sarsıp



 büyük bir savaşın kanlı kucağına oturtacak bir bomba bu…



 



Varolan karmaşık denklem küçük ve beklenmedik bir gelişmenin bile büyük bir patlamanın fitilini tutuşturabileceği hassasiyette.



 



Bölge gericilikleri, emperyalist güçlerden Rusya ve ABD etrafında ve objektif olarak mezhepsel temelde iki karşıt eksene bölünmüş durumda. Sünni-Şii ekseni olarak tabir edilen bu eksenler kendileri için tarihsel önemde olan kimi konularda efendilerini bile şaşırtacak ani çıkışlar yapabiliyor, fırsatını buldukları her anda çizgiyi aşacak çıkışlarda bulunabiliyorlar. Bu durum kalbine bir bomba yerleştirilen bölgenin kapsamlı bir savaşa sürüklenmesini uzak bir olasılık olmaktan çıkarıyor.



 



Tarihin, emperyalist efendilerin masa başında yaptıkları planlamaların tıkır tıkır işlemesi şeklinde seyretmeyeceğini bilen herkes, bu yüksek gerilimin hiç beklenmedik bir anda küçük bir kıvılcımla bile büyük bir patlamaya dönüşebileceğini öngörebilir. Çünkü bu gerilim kapsamlı ve keskin çelişkiler üzerinden yükseliyor.



 



Ortaya çıkan denge-dengesizlik içinde tarihin kendisine sunduğu ve hakettiği fırsatı devrimci bir tarzda kullanarak Rojava devrimini gerçekleştiren Kürt halkı, şimdi bölgenin en önemli gericiliklerinin hedefi durumunda. En başta da Türkiye faşist rejimi, Rojava’nın ezilmesi için aklımıza gelebilecek her türlü fırıldağı çeviriyor.



 



Emperyalist güçlerin bölgedeki tek sağlam dayanak olarak gördükleri için şimdilik dokunmadıkları hatta desteklemek durumunda kaldıkları YPG’nin uluslararası arenada giderek meşru bir güç haline gelmesi, rejimi kelimenin gerçek anlamıyla çıldırtıyor. Rusya ve ABD’nin Suriye’de şimdilik bir konsensüs içinde hareket etmeleri ve YPG’nin her ikisi açısından da bölgenin en diri ve tutarlı askeri gücü olması nedeniyle desteklenmesi bu çılgınlığı köpürtüyor.



 



En son burjuva iktidar bloKunun başındaki Tayyip Erdoğan’ın “Ey ABD o mu ben mi?” gibi bir ‘meydan okumayla’ YPG’nin desteklenmesine son verilmesini istemesi, ABD ve Rusya’nın aksine daha yakın ilişkiler kurması ve resmi açıklamalarında da onu müttefik olarak gördüklerini söylemeleri rejimi adeta çıldırttı.



 





 



Rusya ve rejim güçlerinin IŞİD ve diğer ikizlerinin elindeki pekçok bölgeyi ele geçirmeleri, yoğun hava bombardımanının Türkiye’nin tampon bölge yapma hayalleri kurduğu Azez hattının dibine gelmesi ve YPG’nin de bu hattı daha güçlü bir destekle geçme olasılığının güçlenmesi karşısında bu çılgınlık sıçramalı bir nitelik kazandı.



 



Suriye’de Rusya denetimindeki eksenin (Şii ekseni) belirleyici olacağı bir hatta girilmiş olması, Şii İran ve Hizbullah’ın karadan Rusya’nın havadan vurarak hızla ilerlediği bu koşullarda Türkiye ve Sünni eksende yer alan diğer bölge gericiliklerinin beklenmedik çıkışlar yapması daha güçlü bir olasılığa dönüştü.



 



Bu güçlerin dayandıkları ABD emperyalizmi, çeşitli siyasal hesaplar ve kimi kaygılarla daha saldırgan bir bölgesel politika tercihi yerine Rusya’yla en azından şimdilik belirli bir uzlaşı arayışındadır. Dayandığı Türkiye-Suudi ve Katar gericiliği, bu edilgen tutumu onaylamayıp işin içine fiilen dalma yönelimine girmenin işaretlerini vermektedirler.



 



Suudi Arabistan’ın İncirliğe konuşlandırdığı şimdilik uçamayan savaş uçakları ya da Türkiye’nin “YPG güçleri karakollarımızı vurdu, angajman kuralları gereği karşılık verdik” diyerek YPG mevzilerini top atışına tutması, bunu keskin tehditlerle sürdürmesi Suriye’de bundan sonra olabileceklere dair uyarıcı sinyaller.



 



YPG ve birlikte hareket ettiği güçlerin, Türkiye’nin IŞİD yerine ikame etmeye çalıştığı El Nusra ve diğer savaş çetelerinin elinden Menag Havaalanı’nı alması, bu havaalanının Halep’le Türkiye arasındaki önemli bir geçiş noktası olması, bu ilerleyişin giderek Azez’e uzanması karşısında Türkiye, gerici müttefikleriyle birlikte gerçek anlamda alarma geçmiş durumda. Bu gerilimin nerde nasıl patlayacağı ya da durulacağına dair net bir şey söylemek şu anda mümkün değil.



 





 



Çünkü Türkiye açısından Rojava, en fazla dar bir alana sıkıştırılmış ve nefes boruları kendi denetiminde olabildiği sürece şimdilik kalabilirdi. Fakat kantonların tamamen birleşmesi anlamına gelen Azez hattının alınması kolay kolay göz yumamayacağı bir şey. Çünkü Rojava tek başına Rojava değildir. Kürdistan’ın Türkiye’deki Kuzey parçası başta olmak üzere diğer 3 parçasına da esin kaynağı olan bir semboldür. Türkiye Kürdistan’ında son yaşanan kanlı-vahşi katliamlar da bu korkuyla girişilen kapsamlı operasyonun bir parçasıydı.



 



O nedenle, bu çıkışlara şimdilik emperyalistlerin denetimiyle ayar çekilmeye çalışılsa da burjuva iktidar bloğunun kolay kolay denetlenemeyeceği ve bu ipin bir yerinden fena kopacağı görülüyor. İçerde tırmandırılan savaş ve kışkırtılan şovenizme bakacak olursak rejim aslında tüm kriz ve sıkışmalarına rağmen Suriye için kurduğu hayallerden de Kürtler için büyüttüğü düşmanlık ve korkulardan da kolay kolay vaz geçmeyecektir.



 



Şimdi zaten bu politikalara asker devşirme peşinde. Kışkırtılan gericilik ve şovenizmle toplumu militarist bir sarhoşluğa sürüklemek, Memed’in ucuzun da ucuzu kanını cephelerde akıtmak, pazarlık sofralarındaki kadehlere doldurmak onun için olmazsa olmazdır. Yaralı Kürt yurtseverlerinin günlere yayılarak seyrettirilen ölümleri ve ardından gerçekleşen vahşi katliamlar bu hazırlığın hem içeride hem dışarda nasıl bir namertlikle hareket edileceğinin somut işaretidir.



 



Buna izin vermek demek, savaş sarmalında boğulmak, çökmek, çürümek dışında bir anlam taşımaz! Bu ülkenin emekçileri, Irak’ta fiili işgalin parçası olunmaya onay vermediler. Sokaklarda günlerce dinmeyen öfke Meclis’i kilitledi. Şimdi aynı görev Suriye için hazırlanan kanlı seferlere tutum almamız için zorunludur!



 



Bunu yapmadığımız taktirde, bölge halklarıyla birlikte kan deryası içinde boğulmamız kaçınılmaz olacaktır!



 



[Alınteri'nin baskıda olan 15 Şubat 2016 tarihli 19. sayısından alınmıştır]