Sıra değil duruş önemli

Bütün mesele, Kürt halkının ayağa kalkışı ve mücadeledeki ısrarından kaynaklanıyor

AGÎRE JÎYAN
Salı, 16 Şubat 2016 (10 yıl 2 ay önce)

Nergis Torul



Saray çetesinin cellatlarından İçişleri Bakanı Efkan Ala, aylardır yakıp-yıktıkları Silopi, Cizre ve Sur’un ardından şimdi sıranın Nusaybin ve İdil’e geldiğini ilan etti.



 



Bir sonraki hedeflerin adresini şimdiden duyuran bu tehdit, özellikle hedef alınacağı belirtilen yerleşim birimlerinde yaşayanları korku ve paniğe sürükleyerek direniş dinamiklerini baştan zayıflatmayı ya da asıl hedeflenen -örneğin Gever, Çukurca, Hakkari vb. gibi- başka yerlerde rehavet yaratmayı amaçlayan ucuz bir psikolojik savaş hilesi de olabilir. Ancak bir sonraki hedefin şurası mı yoksa burası mı olacağını göstermesinden de önce, dizginlerinden boşanmış bu ırkçı kudurganlığın bir süre daha hız kesmeden süreceğini hatırlatması yönüyle bir mim konulmalı bu sözlere.



 



Cizre ve Sur’da işlenen insanlık suçları ve gizlenemez boyutlardaki yıkımdan sonra Türk burjuva devletinin bu gözüdönmüş saldırganlığı daha fazla sürdüremeyeceği beklentisi içine girenler var. Kürtler arasında daha çok yaşanan acılar ve çekilen sıkıntıların büyüklüğünden kaynaklanan bir umudun yansıması bu beklenti. En azından insanlığını yitirmemiş Türk demokratları arasında ise etkili birşeyler yapamıyor olmanın yarattığı sıkışma ve güçsüzlükten beslenen bir temenni.



 



Bunların her ikisi de tümüyle ‘anlaşılır’, insanı duygu ve beklentiler. Ne var ki gerçekleşme olasılığı çok zayıf. Çünkü dayanaksız. Üstelik daha büyük hayal kırıklığı, moral yıkım ve umutsuzluğa dönüşme riskini içeriyor. Bu yönüyle de zararlı ve tehlikeli.



 



Bu yanılgının temelinde, Kürt sorununda “masanın” neden devrildiğini, 1925 sonrasının “başkalarına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma, ortadan kaldırma, uslandırma” (tedip ve tenkil) politikalarına neden dönüldüğünü hala anlayamamış olmak yatıyor.



 





 



Yaşanan bunca acıdan, bu arada ortaya dökülen kimi belge ve itiraflardan sonra şu gerçek artık görülmüş olmalı: Kürdistan’da devletin geleneksel inkar ve imha politikalarına tekrar geri dönmesi, HDP’yi geriletip zayıflatarak sandıkta kaybedilen seçim sonuçlarını istenilen yönde biçimlendirmek gibi dar politik hesaplarla girişilmiş geçici bir yönelim değil. Kürt illerindeki hendek ve barikatların varlığı da işin bahanesi. Bütün mesele, Kürt halkının ayağa kalkışı ve mücadeledeki ısrarından kaynaklanıyor.



 



Sorunun temelinde, Ortadoğu’da bütün dengelerin (bu arada sınırların da) değişmesi, bu ortamda ‘yükselen bir güç’ olarak Kürtlerin kendi tercihleri doğrultusunda bir statü elde etme olanağına kavuşmalarından duyulan korku var.



 



Başka bir anlatımla bunu, Türkiye sınırları içinde yer alan Kuzey Kürdistan’ın da Rojavalaşmasından, demokratik halkçı bir model olarak Rojava’da filizlenen kanton sisteminin Kuzey ve Güney Kürdistan’a da yayılarak Kürtleri bölen sınırların fiilen ortadan kalkmasından duyulan korku şeklinde de tanımlayabiliriz.



 



PYD/YPG şahsında Rojava Devrimi’ne düşmanlıkta bu kadar kör ısrar da Cizre ve Sur’da hiçbir kural-sınır tanımayan hayvanca vahşet de bu korkunun dışavurumları zaten.



 



Onun için, bu azgınlığın insafa gelip yatışmasını beklemek yanlış ve zararlıdır. Bu elbette onun hızını kesip burnunun sürtülmesi olanağının olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, Sur ve Cizre direnişleri bunun mümkün olduğunu göstermekle kalmamış; öncelikle Kürt emekçileri arasındaki devrimci direniş ruhunu ve iradesini kırmayı hedefleyen AKP-ordu ittifakının plan ve hesaplarına şimdiden öldürücü bir darbe indirmiştir.



 



Türk burjuva devletinin eski ve yeni sahipleri arasındaki ittifak, her şeyden önce bir ‘irade savaşı’ olan bu savaşı, gerillanın da devreye gireceği bahardan (muhtemelen Newroz’dan) önce bir sonuca ulaştırma amacındaydı. Ancak Batı’nın kahredici sessizliği yanında Kürdistan çapında da uzun süre yeterince etkin sahiplenilmeyen Cizre ve Sur’un destansı direnişleri, onların bu hesaplarını sadece siyasi ve moral yönlerden değil askeri yönden de bozdu, sekteye uğrattı.



 



Cizre ve Sur direnişleri, özellikle Kürt emekçileri içinde moral çöküntü ve yılgınlık yaratmaktan çok ulusal duyguları ve intikam arzularını keskinleştirip bileyen bir rol oynadı. Direniş ruhu ve örgütlülüğün güçlü olduğu 4-5 il ve ilçeye aynı anda yüklenerek halka soluk aldırmaksızın sonuca gitme niyet ve hesabı içindeki saray çetesi ve Genelkurmay’ı afallatıp paniğe sürükleyecek inatçılıkta bir direniş sergilemekle operasyonun hızını baştan kesti. Silah, teknik ve sayı bakımından aradaki muazzam eşitsizlikle birlikte düşünülecek olursa Cizre ve Sur, Türk ordu ve polisini askeri açıdan da resmen madara etti.



 



Şimdi bütün mesele, bunun arkasını getirmekte düğümleniyor. Cizre ve Sur’un açtıkları yolu büyütüp derinleştirerek Türk burjuvazisi ve onun faşist cellatlarının kaldırdıkları taşı ayaklarına düşürmelerini sağlamak gerekiyor.



 



[Alınteri'nin 15 Şubat 2016 tarihli 19. sayısından alınmıştır]]