Pazar, 2 Ekim 2005 (20 yıl 8 ay önce)
“Kürt varsa sorun var!”
Bu, karşıdevrimci Perinçek çetesinden ajan şebekesi oldukları gerekçesiyle atılan, Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu etrafında örgütlenmiş grubun yayınladığı Türk Solu dergisinin Bozüyük’teki linç histerisi sonrası çıkan sayısının kapak sloganıydı.
Dergi satırları ise kan kokusu almış kurt ulumalarını andırıyor: “Çok basit bir şekilde ifade etmek gerekirse Kürt varsa sorun vardır, sorunun çözümü ise PKK’nın bitirilmesi değil, Türk milletinden bağımsız bir Kürt kimliğinin bitirilmesidir.(…) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesin kendisine ben Türküm demesini isteyecek, Türkçe konuşmasını isteyecektir.” Kaba ve mide bulandırıcı bir şoven ajitasyonla dolu derginin aynı sayısında bir de çağrısı var ki Hitlere rahmet okutuyor: “Türk oğlu, Türk kızı Türklüğünü koru!” başlıklı çağrı buyuruyor:
“1-Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır.
2- Her Türk, Türkçe konuşmalıdır. Bunu da İstanbul şivesi ile konuşmalıdır. Türk, Kürt dizisi izlemez. Kürtçe müzik dinlemez. Kürtçe müzik çalan barlara gitmez. Kürtçe konuşulan minibüse binmez. Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz.
3- Türk, ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Türk medeniyeti, köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Kürtçülüğün yaşam alanıdır. Yıllarca İstanbul’da Sivaslı, Erzincanlı, Malatyalı, Tokatlı Alevi kitlenin yarattığı köy ortamı, Kürtçülüğü güçlendirmiştir. Türk’ü saza mahkum eden köylü kafası, bugün şehirleri Kürt kültürüne teslim etmiştir.
4- Türkler, yemeklerine sahip çıkmalıdır. Türk’ün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türk’ü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir.
5- Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır.”
Devlet konsepti
Kürt inkarı ve asimilasyonu 80 yıllık resmi devlet konseptidir. Üniversitesinden medyasına, STÖ’lerinden bürokrasisine, yargısından ordusuna, sistemin tüm kurumlarının içselleştirmiş olduğu bir
“milli” politikadır. Türk Solu dergisi bu politikanın basit bir enstrümanı olmaktan öte bir şey değildir. Bu dergide dile gelen bunun en kabalaşmış biçimi olduğu için özellikle ele aldık. Bu grubun üstündeki Genelkurmay şemsiyesi ise sır değil. Jargon da asker diline gayet uyumlu. Fakat bir eksiklik hissi uyandırıyor: gamalı haç. Bir zamanlar “milletin efendisi” dedikleri köylülüğü, Alevileri aşağılayacak ve lahmacun, kebaba inecek denli nobranlaşan bir şovenizme gamalı haç yakışır.
Hedefin Türk ve Kürt halkları arasındaki düşmanlığı körüklemek, ulusal önyargıları pekiştirmek olduğu açık. “Bir, iki, üç daha fazla Bozüyük!” davetiyle süren yazıları bir maskeye gerek duymadan açık Kürt düşmanlığı yapıyor. Dergi bir yandan da Kürt istilasından dem vurarak fobilere oynamakta. Güneydoğu’dan batıya doğru artan Kürt istilası varmış!!!
1990′lı yıllarda kirli savaşla köyleri yakılıp yıkılan milyonlarca yoksul Kürt köylüsüyle alay etmek… Sadece bu kadar değil; metropollerde Türk emekçi kardeşleriyle birarada yaşayan Kürtlere karşı linçleri kışkırtmak, iki halkı birbirine düşürmek. Toplamda zora dayalı asimilasyonu ve ulusal baskıyı boyutlandırmak. Bu kirli ve alçakça politika sadece Kürt halkına değil asıl büyük zararı bilincini zehirleyerek Türk işçi ve emekçilere vermektedir.
“İşçi sınıfının en büyük düşmanı, düşmanlarının bilinçsiz yığınlar arasında ektikleri vahşice önyargılar ve boşinanlardır. ’Bağımlı halklar’a zulüm iki ağzı da kesen bir silahtır, hem ‘bağımlı halklar’ı” hem de egemen-ezen halkları keser. İşte işçi sınıfı, hangi biçim altında olursa olsun ulusal topluluklara zulmedilmesine, bu nedenle sert bir biçimde karşı çıkmalıdır.” (Lenin) Bugün sınıf bilinçli işçilerin giderek önem kazanan görevlerinden biri budur. Burjuvazinin
halklar arasında düşmanlık yaratarak, proletaryayı bölüp parçalamayı amaçlayan kaba şovenist propagandasıyla olduğu gibi sahte antiemperyalist söylemlerle ve “ulusal çıkarlar” gibi demagojiler altına gizlenen inceltilmiş şovenist politikalara karşı da uyanık davranmalı; her koşulda ulusların ve dillerin tam eşitliğinden yana olmakla kalmamalı, bunun yanısıra değişik uluslardan işçilerin ortak örgütlenme ve ortak mücadelesini hedeflemelidir.
Tarihsel kökleri bir yana son aylarda Genelkurmayın “düğmeye basma”sıyla kontrollü bir biçimde tırmandırılan milliyetçi, şoven dalganın gerici basıncı altında, Türk işçi ve emekçilerinin sisteme daha fazla yedeklenmesine paralel olarak, Kürt emekçilerini diğer sınıf kardeşlerinden uzaklaştıran Kürt burjuva milliyetçiliğinin artan etkisi ve reformist Kürt hareketinin ulusal dargörüşlülük ve emperyalistlerle uyum kaygısıyla yürüttüğü politikaların ortaya çıkardığı gerilimli saflaşma ekseninde yaşanan kutuplaşma, proletaryanın sınıfa karşı sınıf ekseninde ortak hareketinin örgütlenmesinin önünde, giderek derinleşme eğiliminde olan önemli bir engel olarak duruyor. Bu engeli nasıl aşacak, birleşik, devrimci bir sınıf örgütü ve hareketini nasıl örgütleyeceğiz?
Bize düşen
Bizim sorunumuz
hangi ulustan olursa olsun tüm işçi ve emekçilerin burjuvaziye, emperyalizme karşı tek bir güçlü birlik halinde seferber olmasının önünde bir engel olan ulusal önyargıları, düşmanca duyguları etkisizleştirmek, giderek silip atmaksa eğer burjuva milliyetçiliğine, şovenizme karşı etkin bir mücedele vermekten geri duramayız.. Bu iki yönlü bir görev demektir: Bir taraftan sınıf içindeki “ulusalcı güvensizliğin bütün izlerini, yabancılaşmayı, kuşku ve düşmanlığı ortadan kaldırmak”,
halkların kardeşliğini, proletaryanın yoldaşlığını tesis etmek için eşitlik diyeceğiz; her türlü ulusal eşitsizliği (en başta siyasal ve ekonomik eşitsizlik olmak üzere, sosyal, kültürel vb. tüm eşitsizlikleri) ortadan kaldırmak için mücadele edeceğiz, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını tavizsiz savunacağız. Diğer taraftan Türk, Kürt “değişik ulusal topluluklar işçilerinin birleşmiş her türlü proletarya örgütü (parti, sendika , kitle örgütü) içinde kaynaşmasını” da savunacak ve hayata geçireceğiz. Bu, burjuva milliyetçiliğine ve şovenizme karşı sınıf bilinçli proletaryanın ilkesel duruşudur. Liberal tasfiyecilerin yaptığı gibi günlük çıkarlar, kısa dönemli başarılar uğruna bu ilkesel tutumdan vazgeçmek ya da bu iki yönlü görevden tek yanlı ihmal burjuva milliyetçiliğinin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir.